Rehberiniz-Yeni çağın altın kavramı: açıklık

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Yeni çağın altın kavramı: açıklık” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Yeni çağın altın kavramı: açıklık

Değişimin kaçınılmaz olduğu gerçeği bir kez daha kendini dayatıyor. İnsanlık yeni bir çağın eşiğinde. Üstelik bu yeni çağda değişim her zamankinden hızlı ve baş döndürücü. Bitmedi… Daha fazlası ve ezberleri bozan yeni çağda ayakta kalma tüyoları bu yazıda…

DEĞİŞİM HIZLANACAK

Ünlü yönetim ve strateji gurusu, son kitabı “Macrowikinomics”de ele aldığı kavramları, şirketlerin yaşadığı değişimi anlattı.

DON TAPSCOTT bir yönetim ve strateji gurusu, fütürist. Bugün yaşadığımız dijital dünyayı 80’li yıllarda öngörmüş, internetin dünyayı nasıl değiştireceğini, yeni dünyanın kurallarının neler olacağını o zamanlar söylemişti. Şimdiyse “Değişim beklediğimden yavaş oldu” diyor. Bundan sonraki sürecin ise daha hızlı olacağına işaret ediyor ve ekliyor: “İnsanlık tarihi yeni bir dönemece girdi. Tüm kurum ve kuruluşların yeniden tasarlanması gerekiyor. Bazılarının tamamen yok olması, bazılarının yeni kimlikler edinmesi şart.” Dijital Ekonomi adlı efsane kitabın yazarı, yönetim ve strateji gurusu Don Tapscott, bugüne kadar dünyanın değişimi üzerine 14 kitap yazdı, sayısız makale yayınladı, yüzlerce konuşma yaptı. Onun ilk kez 80’li yılların ortalarında sözünü ettiği “dijital kuşak”, bugün işbaşında ve ona göre dünya, yeni ve daha büyük bir değişimin eşiğinde.

Don Tapscott artık medeniyeti yeniden yaratmanın zamanının geldiğini söylüyor. Günümüzde astronomik düzeyde bir iletişim ve işbirliğinin olduğuna işaret eden strateji gurusu, bunu geleceği inşa etmek için kullanmak gerektiğine işaret ediyor. “Sanayi devrimi nihayet sona ulaştı. Bu çağın kurum ve kuruluşlarının da artık son bulması gerekiyor” diyor. İşbirliği, açıklık, paylaşma, bütünlük ve dayanışma kavramlarına odaklı yeni bir kavramlar bütününden söz eden Tapscott, “Sadece iş yapma biçimlerimizi değil yaşama, öğrenme, yaratma, birbirimize değer verme biçimlerimizi de yeniden inşa etmeliyiz. Yeni dünyanın en etkin gücü kitlesel işbirliğidir” diye konuşuyor. Don Tapscott ile geçtiğimiz ay İskoçya’nın Edinburg kentinde biraraya geldik. Dünyanın en ilham veren sivil toplum platformlarından biri kabul edilen TED Global’in düzenlediği konferanslardan biri sırasında özel bir söyleşi gerçekleştirdik. Ünlü yönetim ve strateji gurusu, son kitabı “Macrowikinomics”de ele aldığı kavramları, şirketlerin yaşadığı değişimi, geleceği inşa etmeye yarayacak yeni bakış açılarını anlattı. Don Tapscott’ın değerlendirmeleri şöyle:

ÖNE ÇIKAN 3 KAVRAM

Dünya “açıklık” kavramı etrafında yeniden şekilleniyor. Açıklık bana gözleri bağlı bir fili hatırlatıyor. Bazıları bir duvar, bir yılan olarak da ifade edebilir. Aslında pek çok şeyle ilişkilendirilebilir. Açıklık kavramı sınırları kaldırmakla ilgilidir. Günümüzde sınırlar artık daha açık, şeffaf. Dikey yapılanmış şirketlerin yerine yatay olarak yapılanmış şirketler alıyor. Yetenek bile bugün artık sınır dışında avlanıyor. İkincisi “şeffalık”. Şirketlerin hissedarıyla bilgi alışverişinde artık daha fazla şeffaflık görüyoruz.

Müşterilerine bildiği her şeyi söyleyen, çalışanlarını bilgilendiren şirketler öne çıkıyor. Üçüncüsü entelektüel sermaye ve değerlerle ilgili. Değerleri ticarete adapte etmek, yalın üretimle değer yaratmak öne çıkıyor. Açık kaynak yaklaşımı dikkat çekiyor. Şirketler değerlerinden vazgeçiyor. Her şeyin sahibi olmak gerekmediğini kavrayan şirketler başarılı oluyor. Örneğin IBM’i ele alalım. Linux ortaya çıktığında IBM büyük bir tehditle karşı karşıya kaldı. Linux hareketine 400 milyon dolar yatırım yaptı. Bu kararı sayesinde yılda 900 milyon dolar tasarruf etti. Her şirketin bir entelektüel varlık portföyü olması gerekiyor. Bunu da paylaşması lazım. Açıklık kavramı güçle de ilişkili…

Açıklık herkesi; çalışanları, müşterileri, vatandaşları güçlendiren bir yaklaşım. Açık dünya özgürlük demek. Bilgi giderek daha fazla güç anlamına geliyor ve güç de yaygınlaşıyor.

DEĞİŞİMİ NE TETİKLİYOR?

Avrupa’da borç krizi var. Amerika ise çift dipli resesyon yaşıyor ve üstelik oradaki toparlanma da yavaş. İşsizlik yüksek, piyasalarda belirsizlik başrolü oynuyor. Bunların tek bir sebebi var; sanayi çağı nihayet sona eriyor. Artık modeli değiştirmemiz gerekiyor. Ancak bu sayede daha fazla ekonomik refah görürüz. Ben genellikle bir fütürist olarak adlandırılırım ama değilim. Bana göre gelecek öngörülebilir bir olgu değil. Ancak başarılabilecek, elde edilebilecek bir şeydir. Son kitabım “Macrowikinomics”de de bundan söz ediyorum. Benim manifestom ne yapılması gerektiği üzerine. Hükümetlerin, şirketlerin, bilimin, medyanın, sağlık ve eğitim sistemlerinin gelecek için yeni ilkeler edinmesi gerektiğini düşünüyorum. Bugün dünyanın her köşesinde bir demokrasi yaygarası kopuyor. Ancak atılan hiçbir adım işe yaramıyor. Avrupa’da, Amerika’da genç nesil belli değerlere sahip, bu değerleri önemsiyor ama kurumlara inanmıyor. Dolayısıyla yeniden inşa etmek gerekiyor. Sadece çalışma biçimlerimizi değil, yaşama, öğrenme, yaratma, birbirimize değer verme biçimlerimizi de yeniden inşa etmeliyiz. Bunun için de araç, kitlesel işbirliği. Bu işbirliği değişimin en büyük katalizörü. Hedefte bağlı bir gezegen yaratmak var ve bunun için de işbirliği, açıklık, paylaşma, bütünlük, dayanışma gibi ilkeler öne çıkıyor.

ŞİRKETLER NE YAPMALI?

Şirketler bu değişime ayak uydurabilmek için yapılarını, mimarilerini değiştirmeli. Dikey olarak yapılanmış şirketler, yerini yeni modellere bırakmalı. Şirketler birlikte üretim anlayışını geliştirmeli, networkler kurmalı.

Fikir agoraları yaratmalı. Açık platformlar oluşturmalı… Günümüz şirketleri müşterilerini, tedarikçilerini ya da potansiyel tüketicilerini de bu doğrultuda dönüştürmek zorunda. P&G, Amazon gibi başarılı şirketlerin yaptığı bu. Diğer yandan pazarlama ile ilgili hemen her şeyi değiştirmek gerekiyor. Pazarlamanın 4 kuralı ürün, fiyat, yer ve promosyon, bugün geçerli değil. Artık işbirliği platformları geliştirmek önemli. Yeni dünyanın işletim sistemi bloglar. Bloglar ve mikroblogging çağını sanayinin faydasına kullanmak gerekiyor. Son olarak şirketler kimliklerini yeniden düşünmeli. Bugün artık her zaman her yerde gözetlendiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Gerçek dünyada pek çok kimliğimiz var. Anne babayız, patronuz, çalışanız, vatandaşız, tüketiciyiz, katılımcıyız, gönüllüyüz… Bunların hepsi bir yere kadar kamusal alana işaret ediyor ama herbiri için devreye giren kontrol mekanizmalarımız var. Oysa yaygınlaşan radikal şeffaflık kavramı, tüm kimliklerimizi ve davranışlarımızı başkalarınca gözlemlenebilir hale getiriyor ve kontrolü kaybediyoruz. Bu kontrolü elde tutmak için sağlam bir sisteme ihtiyacımız var. Bu bir meydan okuma ama asıl önemli olan kimlik sorusunu doğru sorabilmek.

3 YENİ PROJE ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUM

KİTAP YERİNE APLİKASYON

Artık kitap yerine aplikasyon yayınlıyorum. Geçtiğimiz ay “Don Tapscott app” adı altında bir aplikasyon yayınladım örneğin. Dünyanın önde gelen 50 yöneticisi, kanaat liderinin yer aldığı Thinkers 50 işbirliğiyle hayata geçirdiğim bu aplikasyonda söz konusu 50 kişinin çalışmalarına erişim imkanı sağlanıyor. Diğer yandan “Open Cities” (Açık Şehirler) adı altında bir başka proje üzerinde çalışıyorum. Bu projede şehirleri, şehirde yaşayanların dikkatini çekecek şekilde yeniden yaratmak amaçlanıyor.

GLOBAL SORUNLAR

Üzerinde çalıştığım bir diğer proje ise dünyanın sorunlarını nasıl çözeceğimize ilişkin mütevazı bir fikir. Global problemleri çözme konusunda yeni modeller üzerine odaklanıyorum. Dünya Ekonomik Forumu işbirliğinde

gerçekleştirmeye çalıştığım bu projede, bugün dünyada varolan kurumları yeniden yaratma odağı var.

ESKİ KURUMLAR YENİ DÜNYAYA UYUMSUZ

Bugün çevremizdeki kuruluşların hemen hepsi Amerika merkezli ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıktı. Dünya Bankası, UN, G8, G20, WTO… Bu kuruluşların hiçbiri bugün dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları çözmeye muktedir değil. Öte yandan çok katılımlı ağlar var. Bunlar basit bir konu üzerinde odaklanmış taraflı platformlardan TED gibi çok yönlü platformlara uzanan geniş bir yelpazede. Ve bence içinde bulunduğumuz zaman, kişilerden kuruluşlara herkesin dünyanın sorunlarını çözmek için neler yapacağını düşünmesi için ideal bir zaman.

DİJİTAL KUŞAK İŞBAŞINDA!

DEĞİŞİM YAVAŞ OLDU

Dijital kuşak kavramını ilk kez 80’li yıllarda ortaya atmıştım. Bu konudaki ilk kitabım 1985 tarihli. O kitapta bilgisayarların sadece bilgi işleyen aletler değil birer iletişim aracı olacağını öngörmüştüm. O zamanlar bu radikal bir fikirdi ve hayata geçmesi öngördüğümden çok daha uzun zaman aldı. Doğrusunu söylemek gerekirse hayal kırıklığına uğradım.

OKSİMORONA DİKKAT

80’li yıllarda kişisel bilgisayar kavramı yeni yeni gelişmeye başlıyordu. O zaman kişisel bilgisayar denen kavramın bir oksimoron olduğunu söylemiştim. Kişisel ve bilgisayar. Bilgisayar dediğiniz şey başkalarıyla iletişim imkanı veriyorsa başındaki kişisel anlamını yitiyordu. Kişisel seks gibi. Kendi kendinize seks yapamazsınız. Sizden daha fazlası olmalı.

DÖNÜŞÜM HIZLANACAK

Değişimin hızı konusunda biraz ileri tahmin yapmışım. Ancak şimdi gördüklerimizi ise yeterince öngöremediğimizi düşünüyorum. Hedeflenen koşulların hepsi birarada şu anda olgunlaşmış durumda. Genç nesil tam anlamıyla dijitalleşti. Dijital kuşak işbaşında ve insanlık tarihi bambaşka bir sürece girdi. Dönüşüm kesinlikle çok hızlı olacak.

Tapscott’un geleceğe ilişkin 8 temel saptaması

1- Sanayi devrimi nihayet sona ulaştı. Bu çağın kurum ve kuruluşlarının da artık son bulması gerekiyor.

2- Dünya “açıklık” kavramı etrafında yeniden şekilleniyor… Günümüzde sınırlar artık daha açık, şeffaf. Yetenek bile bugün sınır dışında avlanıyor.

3- Hissedarlarına, müşterilerine, çalışanlarına bildiği her şeyi söyleyen ve onları böylece güçlendiren “şeffaf şirketler” öne çıkıyor. Açık dünya özgürlük demek.

4- Entelektüel sermaye ve yeni değerleri ticarete adapte etmek, yalın üretimle değer yaratmak öne çıkıyor. Açık kaynak yaklaşımı dikkat çekiyor. Her şeyin sahibi olmak gerekmediğini kavrayan şirketler başarılı oluyor.

5- Hükümetlerin, şirketlerin, bilimin, medyanın, sağlık ve eğitim sistemlerinin gelecek için yeni ilkeler edinmesi gerektiğini düşünüyorum.

6- Dolayısıyla sadece çalışma biçimlerimizi değil, yaşama, öğrenme, yaratma, birbirimize değer verme biçimlerimizi de yeniden inşa etmeliyiz. Bu değişimin katalizörü de “kitlesel işbirliği” olacak.

7- ikinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Dünya Bankası, UN, G8, G20, WTO gibi kuruluşların hiçbiri bugün dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları çözmeye muktedir değil.

8- Bu nedenle Dünya Ekonomik Forumu işbirliğinde gerçekleştirmeye çalıştığım yeni bir projede, bugün dünyada varolan kurumlan yeniden yaratma odağı var. Global problemleri çözebilmek için yeni modeller üzerine odaklanıyorum.

Yazar: Hande Demirel

Kaynak: http://www.capital.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir