Rehberiniz-Yaşıtları gezip tozuyor, o sokakta ders veriyor!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Yaşıtları gezip tozuyor, o sokakta ders veriyor!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Yaşıtları gezip tozuyor, o sokakta ders veriyor!

İşçi İrfan ile ev hanımı Ace Hayrünisa’nın 18 yaşındaki oğulları Şafak Mustafa Sarı… Onu, Tarlabaşı’nda tesadüfen gördüm. Çevresinde çocuklar, elinde kağıt kalem hararetle onlara bir şeyler anlatıyordu. Merak edip yanına gittim. Öğrendim ki haftanın her günü 3 saat, sosyal ve ekonomik kavganın içinde sıkışıp kalmış Tarlabaşı’nın yoksul çocuklarına ders veriyormuş… Dersin bitmesini bekledim onu daha yakından tanımak için… Bitince yanıma geldi. Oturduk merdivenlere, başladık sohbete…

Nerede yaşıyorsun?

Ailem Bodrum’da yaşıyor. Ben burada iki arkadaşımla kalıyorum. İlk sene üniversiteyi kazanamayınca, İstanbul’a gelip dersaneye gitmeye karar verdim. Malum, artık ÖSS gazisi sıfatından kurtulmam gerekiyor.

Her şeyi devletten beklemek yanlış

Çocuklara gönüllü olarak ders vermek nereden geldi aklına?

Hiç aklımdan çıkmadı ki… Zülfü Livaneli’nin bir şarkısı vardır, “Dünyayı güzellikler kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey…” Ben hayat görüşümü bu temeller üzerine kurmuş ve bu doğrularla hareket eden biriyim. Tarlabaşı çok farklı bir mozaik. Burada yaşamak, ekstra bir çaba gerektiriyor. Çocuklar, okuldan eve gidene kadar, gazete manşetlerine haber olan hayatları görüyorlar. Televizyon karşısında boş boş zaman geçiriyorlar. O çocukların bilgi açlığını doyurmak gerek. Eğer bilgiye doymazlarsa, çevrelerinde yaşanan sosyal kavgaların ve fuhuş batağının içine sürüklenebilir. Bilen bilmeyene yol göstermeli ki bir adım daha ileriye gidelim.

Bunlar, devletin yapması gereken hizmetler. Öyle değil mi?

Çocukluğumu babamın benim için hazırladığı kütüphanedeki kitapları okuyarak geçirdim. İçinde Nazım Hikmet’ten Ahmet Arif’e, Özdemir Asaf’tan, Cahit Külebi’ye edebiyatımızın birçok farklı yazarını barındırıyorduk. Babama Cumhuriyet gazetesi alırken, okumaya başladım. Farklı hayatları ve inandıkları değerler için savaşanların hikayelerini okudum. Okudukça bakışım gelişti, siyasi düşüncelerim şekillendi. Olaylara bireyci değil de toplumsal bakmayı öğrendim. Eğer toplumcu bir bakış açısıyla yaklaşmaya başladıysanız geri dönüşü yoktur. Yapılması gerekeni, bir başka kişinin ya da kurumun yapmasını bekleyemezsiniz. Üstelik yapmayacaklarını da biliyorsanız…

Siyasi bir görüşe de sahipsin o zaman…

Bodrum Anadolu Lisesi’nde okudum. Okulda uyuşturucu, kaçak içki gibi olmaması gereken birçok şey barınıyordu. Hiçbir zaman düzgün bir eğitim almadım. Siyasi görüşümün olması yönetim tarafından her zaman serserice algılandı ve yaptığım onca güzel şeyi sildi. Bu ülkede gördüğümüz örnekler yüzünden siyasetin ismi lekelendi. Bana kalırsa 18 yaşına gelmiş bir kişinin siyasi bir görüşü olmak zorundadır. Bunu sadece “siyaset” olarak algılamayalım. Hayata karşı da siyasi bir bakış gerekir. Siyaset, tercih etmekse eğer, bir meselesi olmalı. Beş yıldır Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde çalışıyorum. Taşın altına elimi sokuyorum, hepsi bu.

Ya taşın altına elini sokmayanlar…

Tarlabaşı’nın çok yakınında, Nevizade’nin dükkan patronları burada yetişmeye çalışan çocuklardan sorumlu olmalılar… Dükkanlarına gelen bu çocukların mendillerini almak ya da kovalamak yerine, bir çocuğun okul masraflarını üstlenmeliler. Olan olmayana verecek mantığı… Benim şu an bilgim var, bilgimi paylaşıyorum. Gençler olayları sorgulamak istemiyor. Varoşları kentin bağırsakları olarak görenler bir başka düşündürücü olay. Günümüzde herkes kendine bir sıfat yakıştırma çabasında. “Liberalim, devrimciyim” diyen bir çok futbolcu mankene şahit oldum. Sıfatları kendimize yüklerken, bu sıfatların gereklerini de yerine getirmek gerektiğini düşünüyorum. 18 yaşında lise bitmiş, dersaneye giden, devletin gözünde öğrenci statüsünde bile olmayan biri olarak, taşın altına elimi koyuyorum.

Felsefe konuşunca gözümden yaş geldi

Öğrencilerinden bahseder misin ?

Hepsi bilgiye aç. Yeni bir şey öğrenmek için can atıyorlar. Çünkü içinde bulundukları çevreyi doğal karşıladıkları gibi gizli bir ürkeklik de yaşıyorlar. Geçenlerde beş duyuyla algılamadığımız bir şeyin gerçek olmadığını savunduğumda 11 yaşındaki öğrencim, “Sizi görüyorum ama belki de yoksunuz” diyerek varlık felsefesi hakkında konuştu. Gözlerim yaşardı. Şimdi bu çocuğun bilgi açlığını kim doyuracak? 80 sonrası kitap okumayan öğretmenler mi, 18’lik üniversiteye hazırlanan bir kişi mi? Burada Kürt, roman, Arap, zenci, akıllı-zeki, sosyal antisosyal ayrımı yapmadan onlarla iletişim kurmalıyız.

Senin eğitimin ne durumda, henüz yolun başındasın?

İlk yıl üniversite sınavlarını, kendimi derslere veremediğim için kazanamadım. Dert etmiyorum. 18 yaşındayım. Hayatımı beş şıkla veriyorlar, ben de doğruyu işaretlemek için çabalıyorum. Bireysel gelişimimi üniversiteye gitmeden de sağlayabilirim. Üniversite, ileride yapacaklarım için bir araç olarak görüyorum. Hukuk ve felsefe fakültelerinde okumak istiyorum. İyi bir elektrikçi ve kasabımdır, güncel olayları ve rahatsız olduğum şeyleri yazarım, yerel yönetimlere gönderirim. En tepeye ulaşmak gibi bir takıntım da yok. Her ne olursa olsun gönüllü çalışmaya devam edeceğim, bu benim yaşam biçimim.

Senin yaşında olan ama senden farklı olan diğer gençlik için neler düşünüyorsun?

Kimseyi yargılayamam, herkesin bir tane hayatı var ve istediği gibi sürdürmekte özgür. Taksim her gün eğlenmek için hınca hınç dolarken, Cumartesi akşamları Taksim’de tecrite karşı oturma eylemleri düzenleniyor. Eyleme katılmak zorunda değil kimse ama en azından nedenlerini araştırıp bir fikre sahip olabilir. Bir çok yaşıtım etrafında neler olduğundan habersiz. O insanlar neden kendi bedenlerini ölüme terk ediyorlar. Bunun farkında bile değiller.

Ne zamandır gönüllü çalışıyorsun?

Vizontele filminde Deli Emin’e soruyor Tuba, “Sen nasıl televizyon tamircisi oldun?” Emin “Birgün tamircinin önünden geçiyordum, tamirci ‘Deli Emin, tut şu tornavidanın ucundan’ diye seslendi. Bir daha bırakmadım” diyor. Benim de böyle oldu.

Nedir son sözün…

McDonald’s 5 yaşındaki kızı derin dondurucuya atabiliyorsa ve bunu unutabiliyorsak, İlhan Cavcav arabasıyla çocukları ezdikten sonra karakolda oturup pişkin şekilde çay kahve içebiliyorsa, Cevahir Alışveriş Merkezi’nde merdivenlerden düşüp ölen bir insanın arkasından ’düzgün inseydi, burası sirk değil’ gibi açıklamalar yapılıyorsa bu ülkede, onların karşısında “Ben de varım” diyorum benim gibi olan milyonlarca gençle birlikte…

www.cydd.org.tr

Dünyada 300 milyon çocuk evsiz

1 milyar çocuk yoksulluk içinde yaşıyor.

300 milyon çocuk evsiz yaşıyor.

140 milyon çocuk ilkokula gitmiyor.

7 milyon çocuk mülteci.

5-14 yaş grubunda 270 milyon çocuk çalışıyor, bunların 150 milyonu sağlıksız ve ağır işlerde çalıştırılıyor.

2010 yılında 1 milyon çocuk AIDS olma tehlikesi altında.

Türkiye’de 700 bin çocuk korunmaya muhtaç

9 milyon 300 bin çocuk yoksulluk içinde yaşıyor.

Korunmaya muhtaç çocuk sayısı 700 bin.

7-18 yaş arasında okula gitmeyen çocuk sayısı 8 milyon 120 bin.

Her gün ortalama 107 çocuk ölüyor.

Çocukların yüzde 72’sinin ana-baba ,yüzde 22’si öğretmen tarafından şiddete maruz kalıyor.

Kesin sayı bilinmemekle beraber, İstanbul’da 2 bin, Türkiye genelinde ise yaklaşık 6 bin sokak çocuğunun yaşadığı tahmin ediliyor.

Yazar: Zeynep Bakır

Kaynak: http://www.vatanim.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>