Rehberiniz-Yargılayıcı olmanın karşı konulmaz çekimi

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Yargılayıcı olmanın karşı konulmaz çekimi” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Yargılayıcı olmanın karşı konulmaz çekimi

Geçtiğimiz günlerde hoş, akıllı, zarif bir kadın geldi ve çalışmaya başladık. Haksızlığa uğradığını söylüyordu. Bir arkadaşına çok emek vermişti ama o, onu sırtından bıçaklamıştı. İş hayatında çok çalışıyordu ama bir türlü hak ettiği başarıyı elde edememişti. Ya parası? Hep hak ettiğinden az kazanıyordu. İşverenleri cimriydi. Kaybetme ve değersizlik korkularıyla boğuşuyordu ve bunları silmemiz kolay almadı. Erkeklerle ilişkisi hemen hemen yok gibiydi. Onlar tarafından yanlış anlaşılıyordu çoğunlukla. Ve hayatına giren adamlardan küçük de olsa, muhakkak bir zarar görüyordu. Ne tuhaftı… Sonunda epeyce duygu çalışması yaptıktan sonra neden gerçek hayatında hiçbir şeyin değişmediğini anladım. Bir gün çalışmalarımızın ortasında bana şunu söyledi: “Artık bıktım Seda Hanım. Lütfen beni olumsuz duygularımla yormayın. Biraz da olumlama yapalım ve çekim yasasını çalıştıralım.” Oysa olumlama için çok hazır görünmüyordu.

ÇOK ÖFKELENİYORDU

Başladık… Ve fark ettik ki, tam olarak temizlenememe sebebi, çok yargılayıcı olmasıydı. Herkesin bir kusuru vardı ve bu kusurlar onu müthiş öfkelendiriyordu. Herkesi eleştiriyordu. Ama eleştirilerine şık bir kılıf bulmuştu bile… “Ben yaptıklarımın mükemmel olmasını istiyorum. Onlar da benim kadar dikkatli ve saygılı davranmalı.” Yargılayıcı olmak, büyük bir kusur. Sürekli eleştirmek de… Neden mi? Altında büyük bir özgüven eksikliği yatıyor da ondan… Eğer başkalarını beğenmiyorsanız, dönün içinize bakın, muhakkak kendinizi sevmiyorsunuzdur. Bunu zihniniz kamufle edebilir, ama bilinçaltınız bütün çıplaklığıyla ortadadır. Bu genç kadınla çalışmalarımıza devam ettik. Geçmiş yaşam öykülerine gittik. Bulduğumuz kimliklerin hepsi de zavallı, mağdur, kurban ve iyi kalpliydi. Bir tane bile cani, hırsız, katil, yalancı görmedik. “Peki siz kendinizde olumsuz bir karakter bulursanız, ne yaparsınız?” diye sordum. Aceleyle başını iki yana salladı. “Hayır Seda Hanım, ben asla kötü olmadım. Hep iyi niyetliyimdir. Zaten hayatta kötülüğün de olmasını asla kabullenemiyorum.” İşte sorun buradaydı. Geçmiş yaşamlara inanıp inanmamak önemli değil. Onlar bilinçaltımızın iyileşme sürecinde bize verdiği sembollerdir. Ama Kuran’da da yazdığı gibi, her şey çiftiyle yaratılmıştır. Deneyimler bile… Yani hiç kimse sadece kurban değildir. O, muhakkak tacizci de olmuştur. Ya da öldürülen, bir kez olsun katili de oynamıştır. Terk eden, terk edilmiştir.

KURBANLIK KOYUNLARDAN FARKINIZ KALMAZ

Bunun ne önemi var biliyor musunuz? Kendi içimizdeki karanlığı, kötülüğü kabul edemezsek, kendi olumsuz özelliklerimizi sevemezsek, asla başkalarını sevemeyiz. Asla gerçek sevgiden söz edemeyiz. Yaradan bile şeytanı meleğin yanına koymuşsa ve ona değer vermişse, bir bildiği mutlaka vardır. Karanlık olmadan ışığın kıymetini bilemeyiz. Kendimizi mükemmel görmeye çalışmazsak, kurban da etmeyiz. Kurban Bayramı yaklaşırken ekleyelim: Bu bayramın gerçek ve yüksek anlamı, insanların ne çocuklarını ne de kendilerini hiçbir şey için kurban yerine koymamaları gerektiğidir. Kendine acıyanlar, başkalarını sürekli suçlayanlar, çaresizlik hissedip sorunlarını çözmeyenler, sadece şikayet edip başkalarını yargılayanlar… Bayramda kesilen koyunlardan farkınız kalmaz… Kalkın ve kendi içinizde hangi duyguları değiştirmeniz gerektiğini bulun. Yoksa cennete varamayız.

Yazar: Seda Diker

Kaynak: http://www.sabah.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir