Rehberiniz-Yabancı dil öğretimi nasıl olmalı?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Yabancı dil öğretimi nasıl olmalı?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Yabancı dil öğretimi nasıl olmalı?

YABANCI DİL ÖĞRETİMİ NASIL OLMALI?

Konu: Liselerde Öğretim Dili Tartışması

Konuk: Kültür Koleji Müdürü ErdoğanYılmaz

KAYNAK: www.ntvmsnbc.com/

Gülseren Güver: İyi günler. Okula Dönüş Programında yine sizlerleyiz. Hergün yeni bir eğitim sorununu ele aldığımız programımızın bugünkü konusu, liselerdeki öğretim diliyle ilgili.

Pek çok anadolu lisesi ile bazı özel okullarda kağıt üzerinde kalan iki dille eğitime devam mı edilmeli, yoksa tamamen Türkçe eğitime mi dönülmeli? Fen ve matematik derslerinde de Türkçe öğretime geçilirse, yabancı dili öğretmek hayal mi olur? Yoksa tam aksine, yabancı dilde eğitim Türkçeye mi zarar veriyor? Öğretmen sorununu çözmeden yabancı dilde öğretim diye diretmenin kime ne yararı var? Yıllardır bu sorular etrafında tartışılan ancak bir türlü sonuca ulaşılamayan bu konuyu, bugün uzman konuğumuz Sayın Erdoğan Yılmazla ele alacağız. Sorularınızı www.ntvmsnbc.com adresine yollayabilirsiniz. Hocam hoşgeldiniz..

Erdoğan Yılmaz: Hoşbulduk..

Gülseren Güver: Bu liselerdeki öğretim dili tartışması bir ısıtılıyor, bir rafa kaldırılıyor. En son Sayın Milli Eğitim Bakanı Necdet Tekin, 2003-2004 öğretim yılından itibaren liselerde fen ve matematik derslerinin Türkçe okutulmasına hazırlanıldığını söyledi. Niye bu kararsızlık? Neden biz yıllardır bu tartışmayı, bu kararsızlığı, izlemek, dinlemek durumunda kalıyoruz?

Erdoğan Yılmaz: Ard arda gelen o kadar çok soru sordunuz ki aslında bu gerçeği de yansıtıyor. Tabi bir yığın soru ve sorun ortada dururken işe nereden başlanıcağının doğru tanımlanması gerekir. Benim kanımca, öncelikle gereksinimin belirlenmesi, sonra da bu gereksinime uygun amaçların belirlenerek çözüm yollarının bulunması gerekirdi. Kanımca bu süreç işletiliyor gibi gözüküyorsa da aslında düşünceler farklı farklı, eylemler farklı farklı oluyor. Onun için bir; bu nedenle çözemiyoruz.

Bir başka neden de kanımca; bir yapboz düzeni içerisinde, yaz-boz düzeni içerisinde sorunları parça parça ele alıyoruz ve onun için işin içerisinden çıkamıyoruz. Önce gereksinimi belirlemek lazım. Çünkü eğitim de diğer toplumsal kurumlar gibi bir ihtiyaçtan doğruyor, bir gereksinimden doğuyor. Nedir bu gereksinim? Önce bireyin bir gereksinimi var. Sonra toplumun ya da ulusal gereksinimlerimiz var. Ve bunun yanıbaşında da gittikçe önemi artan bir evrensel gereksinim bizi kuşatmış durumda. Kanımca bu gereksinmelerin tümüne yanıt veren bir sistem oluşturmak gerekiyor.

İşte bu sistem bu gereksinimlerin tümüne yanıt vermediği için giderek içinden çıkılmaz hale gelen bir sorunlar yumağını yaşıyoruz. Bir forum yapmak gerekirse en az bir yabancı dilde duyduğunu, okuduğunu anlayan, kendisini ifade edebilen, dünyayla sağlıklı iletişim, etkili iletişim kurabilen bireyler yetiştirmek için yabancı dil bir araçken giderek bir amaca dönüşüyor. Ve bu aracın etkin bir biçimde gerçekleştirilmesi, yönlendirilmesi için kullanılacak olan diğer araçlar ve altyapı yeterince hazırlanmadan çok acele hareket ediliyor. Bu da bizi birçok yanlış yapmaya sürüklüyor. Birçok örneği var bunun. Sanıyorum buna değinme şansımız olabilir.

Gülseren Güver: Evet, şimdi ben bu konudaki tartışmaları bir hafızamdan geçirdiğim zaman ideolojik boyutunun çok ön plana çıkarıldığını hatırlıyorum. Yani Türkiye bir müstemleke ülke mi ki yabancı dilde, bir başka ülkenin dilinde öğretim yapıyor tartışmaları.. Yani bu ana fikir daha çok aklımızda kalmış. Oysa biz dediğiniz gibi ihtiyaçlardan yola çıkmalıyız. Mevcut durumda aslında sağlıklı bir sonuca varabilmek için herhalde okullarda nelerin yaşandığına bakmak lazım. Fen ve matematik derslerini biz yabancı dilde vermeye çalışırken hocam, okul idarecileri, öğretmenler ve öğrenciler neler yaşıyorlar? Bunları çok somut adını koyarak bize aktarır mısınız?

Erdoğan Yılmaz: Tabi ben burada bir sektör adına konuşmuyorum ama neticede belli bir birikimi olan bir eğitimci olarak gözlemlerimi, izlenimlerimi aktarıyorum, farklı görüşler de olabilir. Hemen bir kere sözünüzün içerisinde yer alan şu ideolojik boyut meselesini süratle bir kenara ayırmak lazım. Çünkü eğitimin içerisine bunu kattığınız vakit esas amacı, esas gereksinimi gözden kaçırabiliyorsunuz. Meseleyi bu kadar sert kategorilerle, katı kurallarla ele almak pek doğru gözükmüyor bana. Müstemleke misiniz değil misiniz yaklaşımı bunun bir örneği. Bence böyle girmemek lazım.

Şimdi bir yabancı dil öğrenme ihtiyacımız var mı? Var. Hatta birden fazlasına ihtiyacımız var. Özellikle içinde bulunduğumuz evrensel gelişmeler ışığında bu kaçınılmaz bir ihtiyaç. O zaman bunu nasıl yapacağız konusu var. Şimdi burada okullarımızın, ben bir ayrım yapmak istemiyorum, hepsi devletimizin şemsiyesi altında olan okullar, hepsi bakanlığımızın değerli yöneticilerinin kontrolünde ve denetiminde olan okullar ama devlet okullarımızın özellikle bu konuda resmi okullarımızın çok ciddi sıkıntılar içinde olduğunu, yaygın olarak sıkıntı içerisinde bulunduğunu görüyoruz.

Bu da gene en başta söylemeye çalıştığım bazı kararların acele alınması ve önlemlerin arkadan gelmesiyle bağlantılı. Örneğin dördüncü, beşinci sınıflarda İngilizce eğitimini zorunlu kılıyoruz ama yeteri kadar İngilizce öğretmenimiz olmadığı için bunların hayata geçirilmesi, özellikle resmi okullarımızın birçoğunda çok zorlukla ya da hiç…

Gülseren Güver: Liselerdeki sıkıntı da aslında temelde öğretmenden kaynaklanıyor değil mi?

Erdoğan Yılmaz: Evet, ordan kaynaklanıyor. Tabi bunu yayar, alır getirirseniz sadece sayısal değil, bir de şey sorunuyla karşılaşıyorsunuz. O da yetmiyor, ben buna sistem bütünlüğü yaklaşımıyla bakmak diyorum, bir de bunun altyapısını kurmanız gerekiyor.

Yani yeteri kadar görsel, işitsel araç gereç, çocuğun hayata İngilizceyi, Almancayı, Fransızcayı geçirebilme becerilerine ortam ve olanak sağlamak gibi uygulamalar. Bunları hiç yapamıyorsunuz. O zaman riskli okullarımızın birçoğunda bunu gerçekleştiremiyorsak bu pek de o öğretmenlerin ya da o okul yöneticilerinin suçu olmaktan çıkıyor.

Gülseren Güver: Özel okullarda durum ne? Özel okulların tümünde yabancı dil öğretiminin çok sağlıklı yapıldığı söylenebilir mi?

Erdoğan Yılmaz: Şimdi ben tabi gene sektörel olarak konuşmak istemiyorum ama izlenim sözcüsü değilim çünkü, yetkili de değilim. Ama benim tespitlerimde özel okullarımızın bu konuda çok ciddi adımlar attığını, önemli başarılar sağladığını, yıllardır bunu hayata geçirme konusunda önemli deneyimleri olduğunu biliyorum. En azından şu anda yöneticiliğini yaptığım Kültür Lisesinin 50 yıllık böyle bir geçmişi var.

İngilizceyi özellikle İngilizceyi ve ikinci bir yabancı dili de öğretme konusunda birikimleri var, deneyimleri var. Ama şunu açıklıkla ve içtenlikle söylemem lazım. Bir gözlemdir, kimseyi suçlamıyorum, ama öğretiyor gibi yapanlarla gerçekten bu işi kendisine dert etmiş geleneksel, kurumsal bir yapıya dönüştürmüş olanlar arasında fark olduğunu söylemem lazım. Tümünün aynı ölçüde başarılı olduğunu ifade etmek son derece güç.

Gülseren Güver: Evet, yanıltıcı olur diyorsunuz. Peki hocam, şimdi öğretmen zorlanıyor, çünkü dediğiniz gibi nitelik sorunu var. Çocuklar fen ve matematik derslerini yabancı dilde çok akıcı bir şekilde öğretecek bilgisi yok, o şekilde yetiştirilmemiş. Bu nitelikte öğretmen bulmak sıkıntılı. Çocuklar neler yaşıyor, bir de ÖSS faktörü var.

Erdoğan Yılmaz: Şimdi zaten problemin temel kaynağı, işin asıl öznesi olan öğrencilerimiz, çocuklarımız, gençlerimiz. Belkide bu sistemin içerisinde en çok gözardı edilenler onlar. Şöyle geçmişe dönüp baktığım vakitte bir dönem geldi, bir İngilizceyi isteğe bağlı bir eğitim konusu olarak ele aldık.

Gene aynı dönem içerisinde hemen arkasından kur sistemine dönüştürdük. Sonra da tuttuk en başa dönerek klasik İngilizce öğretim yöntemine geçtik. Şimdi o yılın içerisinde bir kuşak çok şey kaybederek yetişti. Bu kayıplar şu anda bizde pek fazla gözükmüyor ama bunun acısını toplum içerisinde yaşayanlar var. Dolayısıyla çocuklarımız bu işin öznesi olarak çok sıkıntı çekiyorlar. Bir yanda yabancı bir dili bilmiyor musun aşağılaması, bir yanda yabancı bir dili hakkıyla öğrenebilmek için gerekli olanak ve ortamlara sahip olamama.

Bir yanda da yabancı dili öğrenme olanağı bulunsa bile bu sefer terminolojiyi, üniversite sınavlarında karşılaşacakları soruları nasıl çözümleyebileceğine ilişkin kaygı var. Giderek artan bir oranda çocuklarımız için içinden çıkılmaz bir hal alıyor durum.

Gülseren Güver: Dolayısıyla aslında bu uygulamada diretmenin çok da bir mantığı yok herhalde değil mi hocam. Hocam, çözüm önerilerinizi satır başlarıyla alalım..

Erdoğan Yılmaz: Evet, ben kısaca şöyle özetlemek istiyorum; Türkiyenin önüne şu anda yine birtakım sıkıntıları ve sorunları olsa da 8 yıllık ilköğretim gibi son derece önemli bir fırsatı var. Burada bir problemin bitmiş olması lazım. Öğreniyoruz ama uygulamıyoruz. Lisede artık öğrenci yabancı dilini kullanarak dünyayı tanımalı, araştırma yapmalı, proje hazırlamalı diye düşünüyorum. Sistem bütünlüğü içerisinde bu konuyu ele almalıyız bütün altyapı özelliklerinde.

Gülseren Güver: Çok teşekkür ediyoruz.

Erdoğan Yılmaz: Rica ederim, ben teşekkür ediyorum.

Gülseren Güver: Okula Dönüş Programının bugün de sonuna geldik. Yarın tekrar karşınızda olacağız. Bu kez br başka uzman konuğumuza, devletin bir müdür bir mühürle teslim ettiği, hizmetli ve memur kadrosu vermediği okulların durumunu getireceğiz karşınıza. Bize, www.ntvmsnbc.com adresinden ulaşabilirsiniz. Yarın görüşünceye dek mutlu ve sağlıklı kalın…

Incoming search terms:

  • çocuklara yabancı dil öğretimi nasıl olmalı (1)
Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>