Rehberiniz-Türkiye’nın ruh sağlığı ne durumda?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Türkiye’nın ruh sağlığı ne durumda?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Türkiye’nın ruh sağlığı ne durumda?

Sonbaharın aksine ilkbahar dadepresyon daha çok artar

Siz her sonbahar hüzne kapılanlardan mısınız? Yoksa sabah depresyona girip akşama doğru çıkanlardan mı? ‘Genç Werther’in Acıları’ bu sene yazılabilir miydi? Bu soruları Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şubesi Başkanı

Prof. Dr. Doğan Şahin’e sorduk. İşte cevapları…

Normal kimdir?

Herhangi bir psikiyatrik problemi olmayacak demek. iki husus da problemi olmayacak: bir; sevmek. Yani en azından bir insanı sevebilecek, aşık olabilecek ve o sevgiyi sürdürebilecek. Yani sağlıklı bir aşk ilişkisi kurma potansiyeli olacak. Ruhsal problemler önce sevmekle ilgili problemler yaratır. Sevemez, bağlanamaz, sürdüremez. Gerçekten başka bir insana kendisini verebilme yeteneğinidir normal olmak demek… İkincisi de üretebilmektir. Yani çalışabilecek, bir şey ortaya koyabilecek. Zaten bir insanda ruhsal problemler başladığı zaman önce bunlar arızalanır. Sevme yeteneği azalır, kişi kendi içine kapanır, başkalarıyla ilişkisi azalır ya da çok bencil biri olur, çok kendini düşünen biri olur ya da insanlardan korkar ya da nefret eder. Hep bunlarla başlar.

Kişi bunu anlayabilir mi?

Anladığı durumlar vardır, anlayamadığı durumlar vardır. Günde 50 defa elini yıkayan biri “Ben bir doktora gideyim” diyorsa ne ala ama “Siz niye yıkamıyorsunuz, etraf pislik dolu” diyorsa o zaman yeti bozulmuş demektir.

Her sonbaharda hüzünleniyoruz sanki. Neden?

Aslında her bahar geldiğinde 70 milyon birden daha depresif oluyoruz diye bir şey yok. Depresyonu olan hastalar bu mevsim dönüşlerinde daha fazla etkilenirler. Hatta ilkbaharda bu oran daha artar. Ama şöyle bir şey de var; biten şeyler. Bir şeyin bitecek olması insanlara hüzün verir. Sonbahar bize yazın bittiğini gösterir… Bir sonraki yazı daha yaşlanmış olarak göreceğiz. “Ömrüm bitiyor.” Gün içerisinde ölümlü olduğu çok fark etmeyiz. Zamanın akmakta olduğu, mevsimlerin bittiği bize bir ölümlü olduğumuzu hatırlattığı için hüzün verir.

Aşk ilişkilerinde sorun yaşayanların çoğu üniversite mezunu

Kadın-erkek ilişkilerinde ayarımız bozuldu. Sağlıklı ilişkiler kuramaz haldeyiz. Niçin?

Günümüzde ilişkiler kötüye gidiyor. Biz hep göz önünde olan insanlara bakıyoruz. Halbuki Bağcılar’a, Sultanbeyli’ye gidin oralarda değişen bir şey yok, 30 yıl öncesi gibi. Kızlar hâlâ 16 yaşında nişanlanıyor, 18’inde evleniyor. Oğlanlar askerden gelip evleniyor ve esnaflık hayatına devam ediyorlar. Sağlıklı ya da sağlıksız daha statik, daha stabil.

Problemi kimler yaşıyor peki?

Problem dediğimiz şey okuyup üniversite eğitimi almış, modern yaşamın içinde olan, yani üretim hayatındaki değişiklikten doğrudan etkilenen insanlarda. Yani İstanbul’da bir yüzde 30’dan bahsediyoruz. Nişantaşı, Etiler, Bebek. Çok fazla faktör var, bir kısmı toplumsal değişikliklerden kaynaklanıyor. Kadın ve erkeğin düzenli bir hayat sürdürmesini işlevsel kılan bir şey yok. Çalışan, para kazanan, gezen, dünyayı merak eden bir insanın evlenmesi makul görülmüyor. Eğer kişi o insanla yaşamak için büyük bir arzu duymuyorsa, onu çok sevmiyorsa, onsuz da yapabiliyorsa evlenmiyor. Kadınlar eskiden baba evinden ‘kurtulmak’ için evlenirdi. Şimdi işi var, parası var, arabası var, niye bir erkeğin kahrını çeksin ki… Oraya gitme, buna bakma, onu giyme… Dolayısıyla büyük bir aşkın, sevdanın olmadığı birliktelikleri uzun süre sürdürmenin bir manası olmuyor. Ortada gerçek anlamda bir aşk olmayınca ilgi de kısa sürüyor zaten. Bağlar güçlü değil, ayrılıklar da kolay oluyor. Büyük sevda varsa ayrılıklar dramatik olur, ızdıraplı olur, ruhsal zorluklara yol açar.

Sonradan arkadaş olunuyor zaten…

Pek çok insan arkadaş kalmayı marifet sayıyor. Hayır. Aradaki bağ zayıf. Gönül koymuyor ki bu işe. Gücenmiyor ki… “Olur, ne olacak ki ayrılalım” bakıyorsun ki bir grup var, 10 kişi. Herkes herkesle çıkmış, arkadaşlıklar devam ediyor. Ciddi sevmelerin olmamasıyla ilintili.

Eskiden daha dertliydik şimdi her şeye gülüp geçiyoruz

Ülke şartları mı coğrafi sıkışıklık mı, çok dertli bir toplum gibiyiz. Katılır mısınız?

Eskiden daha dertli bir toplumduk şimdi biraz değişti bu. 30 yıl önce Taksim’de sokağa çıktığında bir ağırlık vardı, şimdi herkes oynuyor, zıplıyor. Kültürel değişiklikler psikolojimizi de değiştiriyor. Yeni nesilde bu daha çok oluyor tabii. O yüzden eskisine göre yüzeyde daha canlı daha coşkulu bir toplum var, bütün dünyada da böyle.

Kişilik bozuklukları kadınlarda daha çok

Bir gerçek depresyon hastaları var bir de kendini depresyonda zannedenler. Oranı nedir hocam?

Depresyon ciddi bir hastalık. Gün içinde insanların kullandığı “depresyondayım” lafının çoğu aslında “canım sıkılıyor” anlamında. Bir şeye canı sıkılıyor, biraz keyifsiz onu depresyon sanıyor.

Gidişatı nasıl görüyorsunuz?

Durum kötüye gidiyor. Bütün dünyada kişilik bozuklukları büyük oranda artıyor. Bir insanın kendini algılaması dışarıdan gelen etkilerden ne kadar bağımsızsa insan o kadar normal ve sağlıklıdır. Artan kişilik bozukluklarında insanların kendilerine ait bilgileri zayıf. Etraftan gelen etkiye açık. Diyelim kişiyi o gün arkadaşları 3 kere aradılar, kendisini değerli ve özel hissediyor. Öğleden sonra kimse aramadı, kendisini son derece değersiz hissediyor. Bu “borderline kişilik özellikleri” dediğimiz bir şemsiye. Uçlarda dolaşmak. Bunun tüm dünyada oranı yüzde 2’dir. Yeni araştırmalara göre bu oran yüzde 30’a vardı. Kadınlarda erkeklere göre daha fazladır.

Mevcut düzen insanları mutlu etmiyor

Aldatmalar travma yaratıyor mu?

Aldatma oranları çok fazlalaştı. Artık kaybetmek riski dert değil. Bir ilişkiye ne kadar yatırım yaparsanız o kadar etkilenirsiniz.

Sizi seven sizin de sevdiğiniz bir insanın onayıyla mutlu olamıyorsanız o zaman aç hale gelirsiniz. İstersiniz ki mümkün olduğu kadar çok insan sizi sevsin.

Bu düzen böyle mi gidecek peki?

Hayır, bu mevcut düzen aslında insanları mutlu etmiyor. Gerçek anlamda doyuma ulaşmıyorlar. Bir süre sonra insanlar gerçek ilişkiler, hayatla daha gerçek bağlar arzu edecektir.

Türkiye bir insan olsaydı nasıl biri olurdu?

Ruhsal sağlığımız pek iyi değil. Yeterince olgun değiliz, çocuksuyuz. Kırılganız, engellenmeye toleransımız yok. Özür dilemesini

bilmeyen, hatalarını görmek istemeyen biraz şımarık bir çocuk gibiyiz. Maalesef dünyadaki imajımız da bu..

İnsanlar artık aşık olup acı çekmek istemiyor

Genç Werther’in Acıları’ bu sene de yazılabilir miydi? Yoksa öyle bir aşk kalmadı mı?

Yazılır tabii. İnsan özü itibariyle ancak aşık olarak mutlu olabilir. Bence insan aşık olmazsa mutlu olmaz. Gerçek anlamda aşk süreklilik arzeden bir şeydir. Diğerleri heves, tutkudur. Günümüzde de aşık olan insan az. Aşk ciddi bir yatırım yapmak demek. Kimse kimsenin kaprisini çekmiyor artık. Aşkta bunlara katlanmak vardır.

Herkes birbirini suçlarken herkes neden yalnız?

İnsanlar aşık olup da acı çekmektense, mutsuz olma riskini göze almaktansa, kolay olduğu için, derin bir ilişki kurmadan da ilişki yaşıyorlar. Sabah tanışıp akşam beraber oluyorlar. Kimse kimsenin yakasına da yapışmıyor. O zaman da aşık olmak neredeyse aptallık oluyor.

Bu duruma alışmalı mıyız?

Artık yatırımlarda bile likidite esası var. Hemen değiştirilebilsin, hemen likide çevrilsin. İnsanlar bakıyor “Burada biri var, hoş biri. Aa burada da başkası…” Hop oraya geçiyor. Toplumsal ilişkilerdeki değişiklikler bizim diğer ilişkilerimizi de etkiler. Kazandığımız alışkanlıklar buna sebep oluyor.

Yazar: Berfu Haşuoğlu

Kaynak: http://Vatan

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>