Rehberiniz-Türk usulü dizi yönetimi!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Türk usulü dizi yönetimi!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Türk usulü dizi yönetimi!

ANNE BEN SYMEN AĞA OLDUM

BİA Haber Merkezi

10/12/2002 Elif KALELİ

BİA (İstanbul) – Aslında her şey sitcomlarla başladı. Yani şu Amerikan menşeili salon komedileriyle… Sabit mekanda dört dönüp duran karakterlerin, abartılı mimikleri ve esprili diyaloglarıyla, bitmek bilmeyen hatta giderek sakızlaşan; çektikçe uzayan mevzularıyla ; Türkiyenin dizi kültürüne bir güneş gibi doğdu sitcomlar…

Şüphesiz dünyada sitcomun yüz akı Cosby ailesiydi. Anlayışlı doktor baba Bill ve avukat karısı Clarein beş çocuğuyla geçen yaşamları, belki de televizyon tarihimizde karşılaştığımız en öğretici ve eğitici diziydi. Zira bizim ülkemiz için Cosbyler, sergiledikleri demokratik aile modeliyle ekranda emsal teşkil ettiler. Özellikle aile komedisinde iş Made in Turkey kısmına geldiğinde, Bill Cosbye olan hasretim nedense birden alevleniverdi.

Taş fırınlar, çavdarlar

Sitcomun bizdeki sulu versiyonları bir yana, yurdum insanının ev hali anlatılırken öylesine Türk usulü bir tarz benimsendi ki, gündelik literatüre taş fırın, light, çavdar erkeği gibi anlam ve önemini sadece yazan şahsiyetin açıklayabileceği, yeni kavramlar eklendi.

Hatta Çocuklar Duymasın dizisinin tahsilli maço babası, taş fırın erkeği Haluk, birden bire ideal koca olup, genç kızların hayallerini süslemeye başladı… O dakikadan itibaren Türkiye bir garip bölünme hadisesiyle daha karşılaştı: Taş fırınlar ve Çavdarlarr…

Bu derin mana taşıyan tartışmada, yılların tiyatrocusu Tamer Karadağlı, rolünü mü yoksa, geç gelen tele vole kameralarını mı benimsedi bilinmez ama kamuoyuna büyük bir gururla taş fırın erkeği olduğunu açıklama gereği duydu. Hatta oyuncunun taze karısı da aaaaa Tamer taşfırındır.. diye, kabaran göğsüyle kamera karşısına geçti.

Her evde benden var

Çocuklar Duymasın sayesinde artık aile içi iktidar öylesine sevimli bir hale geldi ki, dizinin küçük oğlu Havuç, babasını örnek alıyor ve aynı sevimlilikle, Halukun Melteme yaptığı baskıyı, o da ablası Duyguya yapmaya çalışıyordu. Tabii dizinin senaristi, arada bir Havuçun ablasına feministdiye takılmasını da ihmal etmiyor.

Böylece Çocuklar Duymasın hayatımızın bir parçası oldu ve izleyici tarafından pek sevildi. Öyle ki, tahsilli maço Haluk, kendisine soru soran gazetecilere Zaten dizideki benden her evde var! demeye başladı. Öyle ya, karısının giydiğine karışan, işi bırakması için baskı yapan, eve gelen erkek misafiri kovan ama bir o kadar da sevimli, ailesine bağlı bir Haluk her evde var ve bu Halukla iyi geçinip mutlu yuva kurmanın da yolu, sabır taşı olmaktan geçiyor.

Kodum mu oturturum

Çocuklar Duymasın; erkeklerin aile içi otoritesini meşrulaştırmakla kalmayıp, allayıp pullarken karşımıza öyle bir tablo çıktı ki, artık maçoluk gençler arasında trend haline gelmişti. Çocuklar Duymasın da çağdaş Türk tipi aile modelinin aynası olmakla kalmayıp, aynı zamanda televizyonun gücünü sosyal yaşamda yüzümüze çarpan bir dizi gerçeği olarak belleklerimizde yer buldu.

Dizi gerçeği diyorum, zira Deli Yürekle başlayan kodum mu oturturum modeli erkek, ideal koca Halukla insan içine çıktı; zengin ve yakışıklı Seymen Ağada ise sevdiği kadına tecavüze yeltenecek kadar delikanlı bir noktaya ulaştı.

Birer televizyon izleyicisi olarak da biz, karakterlerin maçolaşmayı aşıp, ağalığa doğru evrilen öykülerini reyting rekorları kırdırıncaya kadar izledik. Allahtan biz izlemekle kaldık ama sadece izlemekle kalmayıp, büyüyünce Seymen Ağa olmaya karar verenler de vardı.

Köy kültürü değil, ağalık sistemi

Denge Psikolojik Danışmanlık ve Pedagoji Merkezinin yaptığı araştırmaya göre, okulları küçük ağalar basmış. Akşamları yemekten sonra ailecek izlenen delikanlılık destanları neticesinde, bizim evlerin küçük beyleri iktidar kuracak mecralar olarak okulları benimsemiş.

Psikolojik danışman Ferhan Bıçakçılar, TV dizilerinde işlenen ağalık modeline özenen gençler, okulda ağalık grupları kuruyorderken, okullarda son iki-üç yıldır gruplaşmaların başladığına dikkat çekiyor.

Ekrandaki dizilerin çocukların yaşamını nasıl etkilediğini şöyle açıklıyor: Bir dönem Miroğlu çocukları vardı, şimdi küçük Seymen ağalar var. Televizyondaki ağalar güçlü kişiler ve dizinin sonunda hep kazanıyorlar. Ağa dizileri köy kültürünü öğretmiyor, çocuklara ve gençlere ağa sistemini özendiriyor.

İlkel döneme dönüş

Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol ise konuyu biraz daha genişleterek; strese giren toplumların ilkel dönemlerine döndüğünü, bunu da seçtikleri dizilerle belli ettiklerini söylüyor. Yani toplumsal travma, haber bültenleri, magazin basını derken kendisini bu kez de diziler de gösterdi.

Pembe dizi yerine

Ev kadınları dışında kimseye bir zararı olmayan ezeli ve edebi mevzularıyla, Brezilya patentli pembe dizilerimiz yerini artık orijinal Türk dizilerine bıraktı. Yani yapımcılar ve senaristler başarılarını, yoğun stresten sebep ilkel dönemlerine dönen yüce izleyiciye borçlular.

Bu stres ne kadar sürer bilinmez ama hem ekranlarda hem de gündelik yaşamda son bulması en azından gelecek nesillerin daha az travmatik yetişmesini sağlayacak. Aksi halde evdeki, çoluk çocuğunuz elinde tespihle karşınıza dikilirse şaşırmayın. Çünkü vereceği cevap belli; Anne bak, Seymen Ağa oldum…

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>