Rehberiniz-Türk kadınları everest’i fethetti!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Türk kadınları everest’i fethetti!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Türk kadınları everest’i fethetti!

Dünyanın zirvesi Everest, mayıs ayında dört kadınla tanıştı. Eylem Elif Maviş ve takım arkadaşları Meltem Çolak Özmine, Burçak Özoğlu Poçan ve Suna Yılmaz, dünyanın en yüksek dağına ilk çıkan Türk kadınları unvanını elde etti.

Eylem Elif Maviş, Burçak Özoğlu Poçan, Suna Yılmaz ve Meltem Çolak Özmine. İsimler hiçbirinize tanıdık gelmese de, onlar dünyanın en yükseğine, Everest””e çıkan ilk Türk kadınları. Yıllar önce Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)”” nde kesişen yolları, bir daha hiç ayrılmamış. Tesadüfler onları üniversitenin dağcılık kulübünde bir araya getirmiş. O günden beri Türkiye ve dünyada birçok tırmanışı birlikte gerçekleştiren bu dört cesur kadın, 75 günlük bir maceranın ardından 8 bin 850 metrenin zirvesine çıkıp Türk bayrağını dikmeyi başardılar. Ankara Üniversitesi””nde öğretim üyesi olan Burçak, ODTÜ Bilgi İşlem Bölümü””nde ağ uzmanı olarak çalışan Suna, yazılım sektöründe projeler yöneten Elif””le buluştuk ve 11 kişilik takımın bu üç kadın üyesiyle 75 gün süren ekpedisyon öncesini ve sonrasını konuştuk. Üçü de 15 yıldır dağcılık yapıyor ve Everest tırmanışının bu deneyimin sonucunda gerçekleştiğini anlatıyor. Tırmanmadıkları dağ yok gibi. Türkiye””de Ağrı, Toroslar, Bolkarlar; yurtdışında Alpler, Avrupa””nın en yüksek zirvesi Erpus, Kazakistan- Kırgızistan””da bulunan Tienşan Dağları””ndaki Hantengi zirvesi ve Gaçar Burum iki tırmanışı ilk akıllarına gelenler.

KADIN-ERKEK AYRIMI YOK

Biz dağcılığı bir macera olarak algılamıyoruz, diye konuşuyor Elif ve spora geç başlamış insanlar olarak dağcılığı takım olarak yapmanın önemli bir tatmin sağladığını söylüyor. “Bir sabah uyanıp hadi artık Everest””e gidelim diye düşünmedik,” derken, dağcılığın tecrübe ve disiplin istediğine dikkat çekiyor. Dağcıların ””güçlü kuvvetli erkekler”” olduğuna dair önyargıların farkında olduklarını, ancak yükseğe çıktıkça kadın ile erkek arasındaki sportif farklılıkların azaldığını anlatıyor: “Belli bir irtifadan sonra yanınızdaki insanı kadın ya da erkek olarak görmüyorsunuz, cinsiyetinden sıyrılıyor ve sadece bir dağcı oluyor.” Kadın olmanın çoğu kez psikolojik bir avantaj bile yarattığını söyleyen Elif, 75 günün insanı çileden çıkaran bir rutine dönüştüğünü, kadınların sabrı ve plancılığının bu rutine direnmeyi daha kolay sağladığını vurguluyor.

””PASTIRMA BİLE GÖTÜRDÜK””

Everest 2006 Grubu, Ortadoğu Arama Kurtarma ve Dağcılık ve Kış Sporları Derneği olarak Everest””e çıkma kararı verdikten sonra, çok yoğun bir hazırlık aşaması geçirmiş. Etkinliğin önemli bir bölümünü para arayışları oluşturmuş ve tırmanışa bir buçuk ay kala Petrol Ofisi””nin sponsorluğuyla bu sorunu çözmüşler. Ama malzeme bulmaktan, dağda giyilecek giysileri almaya, iletişim problemlerini çözmek için modem, telsiz ve uydu telefon ayarlamaya, yiyecek listesi hazırlamaya kadar birçok ayrıntıyla uzun uzun ilgilenmek zorunda kalmışlar. Yiyecek listesini hazırlarken kendi damak tatlarını içeren yiyecekleri de yanlarında götürmeye özen göstermişler. “Bu kadar uzun bir süren etkinlikte ara sıra sevdiğimiz yiyecekleri de yemenin motivasyon yaratacağını düşündük. Onun için pastırmaları, sucukları, peynirleri, kuruyemişleri yüklenip yola çıktık.”

Ekip ruhuyla hareket ederek başardılar

75 günün her şeyi bu mutlulukla geçmemiş tabii ki, zaman zaman sağlık sorunları yaşamışlar. Burçak, 5 binli metrelerden sonra buzul alanlarında yaşadıklarını, çok dik ve sert kar etapları ile kaya etaplarında özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarına sık yakalandıklarını anlatıyor: “Günlük hayatta sizi hiç zorlamayan bir problem, orada performansınızı doğrudan etkileyebiliyor. Düşünün ayakkabınızın bağcığının kopması bile derin bir bunalıma neden olabiliyor.” Ama takım olmanın bu tür dezavantajları en aza indirgediğini de mutlulukla anlatıyor. Paylaşım oranının yüksek olması onların sağlık sorunlarına takılmamalarını da sağlamış. Everest””in kadın fatihleriyle, sohbetimizi döndükten sonra yaşamlarında neler değiştiğini sorarak bitiriyoruz. Son sorumuzu da yine Burçak yanıtlıyor: “İtiraf ediyorum ki dönünce bir şeylerin değişmesini bekledim ama dünyanın tepesine çıkmak bile bir şeyleri değiştirmeye yetmiyormuş.”

””Zirveye çıkarken vücudunuzun yüksekliğe uyum sağlaması gerek””

Aralarında bir belgesel yönetmeni, kamp müdürü ve 10 tırmanıcının bulunduğu 12 kişilik takımın, Katmandu””ya bütün sorunları çözmenin rahatlığı içinde vardıklarını anlatıyor Suna. Everest””e kuzey ve güney diye iki ayrı rotadan çıkılabildiğini, çığ riskinin daha az olması nedeniyle kuzey rotasını tercih ettiklerini belirtiyor. Katmandu””dan altı yedi gün süren bir yolculukla, Tibet köylerinde konaklayarak, Everest””in 5 bin 200 metresindeki ana kampa varmışlar: “Yükseklik çarptı bizi. En temel sorun basıncın azalması,” diye anlatıyor o günleri Elif. Basınç azalınca vücudun oksijeni kullanamadığını ve bunun çok basit hareketlerde bile nefes nefese kalmaya sebep olduğunu söylüyor: “Alyuvar sayısı oksijeni taşımaya yetmiyor ve ilk tepki olarak daha fazla alyuvar yakmaya başlıyor. Her yükseğe çıkış aşaması, vücudun yeni bir uyum süreci geçirmesine ihtiyaç duyuyor. O yüzden 3 bin 500””ü gösterip iki gün kalıyorduk, sonra 4 bin 200, 5 bin 200””lerde kaldık.” Uyum sürecinin de zorlu olduğunu belirtmeden geçemiyor. Baş ağrısı, mide bulantısı ve halsizlik gibi belirtileri olan bu akut dağ hastalığının tek çözümü de sıvı almak, yemek yemek ve hareket etmek. Bir hafta sonra 6 bin 400 metredeki ileri ana kampı hedeflemişler, tırmanışın esas başladığı yer de burası zaten. 15 gün orada kaldıktan sora, Tibet””in yerli halkı olan Şerpaların da yardımıyla zirveye kadar üç tane daha kamp kurmuşlar: “İleri ana kamptayken, 7 binlere kadar tırmanıp uyumak ve dinlenmek üzere geri dönüyorduk. Zaten zaman bu tür gidiş gelişlerle uzuyor, yoksa zirve günü 36 saatte bitiyor.” Küçük denemelerden sonra iki tane zirve denemesi yapmışlar ve bu 10 kişilik ekibin tamamı 8 bin 850 metrelik dağın en tepesine ulaşmayı başarmış.

””ODTÜ ekolünün damgasını vurduk””

Everest””in zirvesinde olmanın tadını, ””dünyanın tepesinde oldukları anda değil, bu anı başkalarıyla paylaşabildiği anda”” daha çok hissetttiklerini anlatıyor Burçak. Zaten zirvede uzun uzun kalmak da mümkün değil. “Birkaç bayrağı oraya dikmek, fotoğraflarını çekmek ve sizi bekleyen riskli bir inişe hazırlanmak zorundasınız.” Suna da, “Tırmanış zirvede bitmiyor,” diye başlıyor ve kendi kutlamasını şöyle özetliyor: “6 bin 400 metrede Elif ve Soner bizi karşılamaya gelmişti, zirveyi orada kutladık ilk kez.”Ama o müthiş coşkuyu en çok zirveye 100 metre kala yaşadığını da itiraf ediyor. Amaçlarının hem takım tırmanışı yapmak, hem de Türkiye””den kadınların Everest””in zirvesine çıkmasını sağlamak olduğunu söylüyor. Elif, 10 kişilik ekibin içinde zirveye ilk ulaşanı. Ama bu konuda oldukça mütevazı: “75 gün içinde kimin ne zaman hastalanacağı, kimin kendini daha iyi hissedeceği belli değildi. Biz bir takımız ve benim oraya ulaşmış olmam takımımın başarısı. Biz oraya ODTÜ ekolünün damgasını vurduk. Son adımımı atttığımda, bütün bu yüklerden kurtulduğumu düşündüm, inişi nasılsa halledeceğimden emindim.”

Yazar: Müjgan Halis

Kaynak: http://www.sabah.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>