Rehberiniz-Türk edebiyatçılarının kafası neden bu kadar kasvetli!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Türk edebiyatçılarının kafası neden bu kadar kasvetli!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Türk edebiyatçılarının kafası neden bu kadar kasvetli!

Yazar Reşat Çalışlar, internetteki siyahkahve.com’da son dönemin tartışılan ismi Tuna Kiremitçi hakkında uzun bir yazı kaleme aldı. İşte çok konuşulacak o analiz…

Tuna Kiremitçi Edebiyat Dünyamıza Yöneltilmiş Müthiş Bir Protestodur

Günümüz Türkiye’sindeki edebiyat dünyasının durumu malum. 2000’lerin postmodern ve rengarenk Türkiye’si, sadece televizyona ve internete yansıyor. Edebiyat dünyasında ise eski muhafazakar anlayış en ufak bir değişiklik göstermeden devam ediyor. Bunu defalarca yazdım, bu durum değişene kadar da yazmaya devam edeceğim.

Edebiyat dünyasında en ufak bir batılılaşma, ilerleme, özgürleşme ya da modernleşme emaresi yok. Edebiyat piyasası, türkiye’nin en muhafazakar, en donuk piyasası olmaya devam ediyor hala. En ufacık gerçek marjinaliteyi, gerçek farklılığı ve gerçek sivriliği hemen dışlıyor edebiyat dünyası. İş öyle bir noktaya geldi ki, siyaset dünyası bile edebiyat dünyasından daha yenilikçi ve daha yapıcı kaldı. Lobileşmeler zaten apayrı bir konu. (“edebiyat lobileri yüzünden hak ettiği yere gelememiş” yazar tribi yapmayacağım, korkmayın.)

Tuna Kiremitçi’yi seviyorum, çünkü Tuna Kiremitçi günümüz edebiyat dünyası ile dalga geçiyor. “Edebi bir değere sahip olmayan, üstelik edebi bir değere sahip olma iddiası da taşımayan kitaplarımla hepinizi ezip geçtim, krallıklarınızı paramparça ettim.” diyor. “Sizin o kendini ciddiye alan, sıkıcı, tatsız, depresif, demode, muhafazakar beyinlerinizi ve kitaplarınızı sadece ve sadece şık bir vitrinle sildim geçtim” diyor.

Edebiyat dünyamızın kendi küçük krallıklarını kurmuş imparatorlarına, çıkar çevrelerine, lobilerine en güzel cevabı Tuna Kiremitçi vermiştir. Edebiyat dünyasının tamamen dışından gelmiş ve ne edebi yönden ne de başka bir yönden bir iddiası ve değeri olmayan kitapları ile bütün piyasayı darmadağın etmiştir. Tek silahı olan dış görünüşü sayesinde, edebiyat dünyasının büyük yazar taklidi yapan bir sürü çakalını ve lobisini ezip geçmiştir. Ne büyük yazar pozlarına girmiş ne de akılalmaz lobi ilişkileri kurmuştur. Tek silahı olan dış görünüşünü artniyetsiz bir şekilde kullanmış, aslında kimseye zarar vermeden hedefine ulaşmıştır. Tuna Kiremitçi, popüler kültürün parlak vitrininin, edebiyat dünyasının çürümüş griliğine ve yaratıcılık yoksunluğuna galip gelişinin simgesidir.

Popüler kültürün bu zaferi beni inanılmaz derecede sevindiriyor, çünkü Türkiye’nin yeni enerjisini sadece popüler kültür kavrayabiliyor. Edebiyat dünyası, popüler kültürdeki ve modern gündelik yaşamdaki enerjiyi görememenin bedelini ödüyor en ağır şekilde.

Lobicilik yaparak, demode kitaplar yazarak, ayak oyunları oynayarak, milimetrik hesaplar yaparak, ortama ayak uydurarak, nabza göre şerbet vererek, her açıdan sıradan işler yaparak ve sıradan hayatlar yaşayarak(ama belirli bir ölçüde aykırı da görünerek) edebiyat dünyasında adım adım ilerlemiş ve sarsılmaz konumlar edinmiş olan ve kendini akılalmaz derecede ciddiye alan birçok kişinin 20-30 yılda katettiğinden uzun bir yolu, Tuna Kiremitçi sadece ve sadece dış görünüşü sayesinde 4-5 yılda katedebilmiştir. Dış görünüşün edebiyat lobiciliğinden daha büyük bir güç olduğunu kanıtlamıştır. Edebiyat lobilerinin bu görece güçsüz durumlarının nedeni ise, lobiciliğin etkili bir şey olmamasından ziyade, edebiyat dünyamızın ölülüğüdür. Edebiyat dünyasında artık ne rant kalmıştır, ne derinlik, ne de herhangi bir şey. Edebiyatçı toplumun gözünde 5. sınıf bir dizi oyuncusundan önemsiz hale gelmiştir ve bence bunun sorumlusu toplum değil edebiyatçılardır.

Tuna Kiremitçi, dış görünüşün günümüz Türk edebiyatına karşı kazandığı zaferdir.

Yanlış anlaşılmasın, dış görünüşü yüce bir değer olarak görüyor değilim, ama dış görünüş gibi tamamen edebiyatdışı bir değerin günümüz Türk edebiyatını ezip geçebilmesi, günümüz Türk edebiyatının sefaletinin, ezikliğinin en büyük kanıtıdır. Bu sefalete, bu ezikliğe yapılmış en büyük protestodur. Tuna Kiremitçi, edebiyat piyasamızın işletim sisteminin en büyük bug’ıdır.

Eğer siz adam gibi kitaplar yazsaydınız, adam gibi kitapların yazılmasına ve öne çıkmasına zemin hazırlasaydınız, imkan verseydiniz, tuna kiremitçi bu noktaya gelemezdi. Türkiye’nin modern gündelik yaşamını edebiyata taşıyabilseydiniz, aşırı ciddi duruşunuzdan, klişeliğinizden kurtulabilseydiniz tuna kiremitçi bu noktaya gelemezdi. Edebiyattan zeka oyunlarını dışlamasaydınız Tuna Kiremitçi bu noktaya gelemezdi. Yeniyi ısrarla ezdiniz edebiyat arenasında. Yeni de sizden intikamını, en yüzeysel biçimi olan Tuna Kiremitçi’yle aldı. Siz edebiyattaki içeriksel yeniliği o kadar bastırdınız ki, yenilik de ancak en yüzeysel alan olan dış görünüşten ve magazinden gelebildi.

Eğer Türkiye’de gerçek bir okur kitlesi, kitapları gerçekten okuyan ve anlayan, yeniliğe gerçekten açık olan bir okur kitlesi olsaydı Tuna Kiremitçi bu noktaya gelemezdi. gerçi, Türkiye’de nitelikli bir okur kitlesinin oluşmamış olmasının en temel nedenlerinden biri de, Türkiye’de edebiyat olgusunun üzerine kurgulanmış olduğu şeylerin çarpıklığıdır. Türkiye’de edebiyat her zaman için “eski”yi, “demode” olanı, “muhafazakar” olanı, “esprisiz” olanı, “ruhsuz” olanı, “cansız” olanı simgelemiştir. Zekayı değil, duygu ajitasyonunu simgelemiştir. Zeka edebiyatçılardan değil Cem Yılmaz ve Okan Bayülgen gibi şovmenlerden beklenmiştir. Edebiyat olgusu, Türkiye’de, gerçekleri aktarmak, hayatı yakalamak üzerine değil klasik ve demode edebiyat kalıplarını korumak üzerine kurulmuştur.

Tuna Kiremitçi’nin dış görünüşündeki pırıltı da, bu pırıltısız dünyayı ezip geçmiştir.

Gerçi, yazım tarzı açısından bakıldığında, Tuna Kiremitçi de tamamen masum değildir, çünkü Tuna Kiremitçi’nin kitaplarında da Türk edebiyatının genel hastalığı olan duygu ajitasyonu vardır, ama Tuna Kiremitçi, en azından, bu duygu ajitasyonu üzerine kurulu yazarlığından ötürü kendini ciddiye alma hatasına düşmemektedir.

Tuna Kiremitçi, yazdıkları açısından bakıldığında, Türk edebiyatının genel ruhundan çok uzak biri değildir, ama edebiyat dünyasındaki konumlanış biçimi açısından bakıldığında, edebiyat dünyasının genel ruhundan uzak ve edebiyat dünyasına meydan okuyan bir figür olduğunu söylemek mümkündür. Tuna Kiremitçi’nin magazin programlarında görünmeye başlamış olması, bu durumu pekiştiren bir gelişme olmuştur. Yani, Tuna Kiremitçi, kitapları üzerinden değil, bu kitaplarla gelebildiği yer üzerinden gerçekleştirmiştir protestosunu.

Şunu da belirtmek gerekir ki, derin, avangart, marjinal edebiyatçı gibi görünenlerin ürettikleri şeylerdeki duygu ajitasyonuyla Tuna Kiremitçi’deki duygu ajitasyonu arasında çok büyük fark yoktur. Örneğin o yere göğe koyamadığınız Tezer Özlü, Tuna Kiremitçi’nin varoluşçuluk soslusundan başka birşey değildir.

Tuna Kiremitçi, elde ettiği başarı ile, günümüz Türk edebiyatının sefaletini ortaya koymuş ve ona isyan etmiştir. Edebiyat dünyasının çapının, hacminin ve derinliğinin iyi bir dış görünüş kadar büyük olmadığını ortaya koymak, tam anlamıyla bir isyandır.

İşin ilginci, Tuna Kiremitçi, iyi bir yazar olmamasına rağmen, onunla ilgili “bu yazar çok popüler, onu asla okumam” diyenlerin çoğundan da daha zeki bir adamdır da.

Yaşa, varol Tuna Kiremitçi, benim yüzlerce sayfa eleştiri yaparak yapamadığımı sen yaptın. Edebiyat dünyası ile en derinden dalganı geçtin. En ince en derin dalgayı sen geçtin bu çürümüş piyasayla. Helal olsun üstat, helal olsun.

Yazar: Reşat ÇALIŞLAR

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir