Rehberiniz-Televizyon aklıyla düşünen toplumda, derin düşünenlerin hali ne olacak?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Televizyon aklıyla düşünen toplumda, derin düşünenlerin hali ne olacak?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Televizyon aklıyla düşünen toplumda, derin düşünenlerin hali ne olacak?

TELEVİZYON AKLIYLA DÜŞÜNEN TOPLUMDA, DERİN DÜŞÜNENLERİN HALİ NE OLACAK?

ZÜLFÜ LİVANELİ

VATAN

YENİ CEHALET-1

Dün sizlere Barcelona””da düzenlenen uluslararası forumu anlatmıştım. Bugün ise UNESCO””nun forum kapsamında düzenlediği konferanstan söz ermek istiyorum.

Konferansın amacı küreselleşmenin doğurduğu “yeni cehalet” biçimleriyle nasıl mücadele edebileceğimizi tartışmak.

Yeni cehalet kavramını biraz açmak gerekirse şöyle düşünebiliriz. Küreselleşme bir yandan insanları daha önce hiç olmadıkları kadar yakınlaştırırken diğer yandan da onları birbirlerine uzak ve kayıtsız, hatta birbirlerinden habersiz kılabiliyor.

Farklı kültürlerin ve bu kültürlere mensup insanların barış içinde birarada yaşayabilmesi, bu kültürler arasında hakiki ve samimi bir iletişim ve anlaşma zemininin oluşturulabilmesine bağlı.

İşte konferansa katılan konuşmacı ve tartışmacılar da bu zeminin oluşturulabilmesinin farklı yollarını aradılar.

Konferans kapsamında benim de konuşmacı olarak katıldığım panelin genel teması “Ignorance of Diversity”, yani insanların kültürel farklılıklar konusundaki cehaleti idi.

Ben konuşmamda kültürel farklılık ve teknoloji arasındaki ilişki üzerinde durdum. Bu konudaki fikirlerimi sizlerle de paylaşmak istedim. Aşağıda konuşmanın bir özetini bulacaksınız.

***

İçinde yaşadığımız çağa enformasyon ve iletişim alanlarındaki gelişmeler damgasını vurdu. Bu teknolojik gelişmeler sayesindendir ki bugün “küresel” bir dünyada yaşadığımızı söyleyebiliyoruz.

Söz konusu teknolojik gelişmeler dünya üzerinde yaşayan farklı kültürleri nasıl etkiliyor diye düşündüğümüzde iki ayrı sürecin işlemekte olduğunu gözlemliyoruz.

İletişim teknolojileri bir yandan farklı bölge ve ülkelerden insanların birbirlerini tanımalarını; fikir, bilgi ve değer alışverişinde bulunmalarını mümkün kılıyor.

Öte yandan ise otantik kültür ve gelenekleri güçten düşüren tek tip bir kültürün yayılmasına aracılık ediyor.

Bu çelişkili durum karşısında kendimize sormamız gereken bazı önemli sorular var:

Geçmişin kültürel birikimi içinde yaşadığımız dünyaya nasıl aktarılacak? “Enformasyon Çağı” insanlığın kültürel ve sanatsal mirasının yeni nesillere aktarılması için ne gibi imkânlar sağlıyor?

Eğer kültür genetik yoluyla bir nesilden diğerine aktarılabilseydi her şey çok kolay olurdu. Ancak her yeni doğan birey sıfırdan başlamak ve insanlığın kültürel birikimini kendisi için yeni baştan özümsemek zorunda.

Bizler iletişimin bu kadar gelişmemiş olduğu çocukluk ve gençlik çağlarımızda yalnız romana, şair ve ressamların yapıtları sayesinde başka kültürler ve insanlar hakkında bilgi edinebiliyorduk.

Sanat dünyayı ayaklarımızın altına seren büyülü bir lisandı.

YENİ CEHALET -2

Sizlere Barcelona””daki UNESCO konferansında yaptığım konuşmayı özetlemeye devam ediyorum:

Günümüzde insanlar farklı kültürleri sanat yapıtları aracılığıyla tanımaya eskiden olduğu kadar vakit ayırmıyor ya da ayıramıyorlar.

Televizyon ya da bilgisayar; türü ne olursa olsun, her türlü ekranın Odyseus””un aklını başından alan Sirenler gibi, çekici ve karşı konulamaz birer güce dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Dünyamız üzerindeki farklı kültür ve gelenekler ise küresel ölçekli bir imge ve imaj ekonomisinin etkisi altında.

Bu görsel kültür çoğunlukla Amerika””nın kültürel atmosferinde oluşan trendler tarafından şekillendiriliyor.

Yani kültür ve değerler alanında Amerika, en az uluslararası ekonomide olduğu kadar etkili bir rol oynuyor.

Bu konuda Amerika””nın etkili dışişleri bakanlarından stratejist Henry Kissinger, Does America Need a Foreign Policy? adlı kitabında şöyle diyor:

Yeni yüzyılın başında Amerika Birleşik Devletleri geçmişin büyük imparatorluklarının bile rakip olamayacağı bir üstünlük konumunda bulunuyor. Bütün dünyada silahlanmadan teknolojiye, üniversite eğitiminden popüler kültüre, tüm alanlarda Amerika benzeri görülmemiş bir nüfuza sahip.

Ve şöyle devam ediyor: “Zaman zaman milliyetçi öfkelerin hedefi olsa da Amerikan popüler kültürü dünya çapında kültürel beğeninin standartlarını belirlemeye devam ediyor.”

Bu sözler beni dehşete düşürüyor.

Amerika””yı hor görüyor ya da Amerikan kültürünün yayılmasına karşı çıkıyor değilim. Dünya üzerindeki her kültüre olduğu gibi Amerikan kültürüne de saygı duyuyorum.

Benim karşı çıktığım, gezegenimizdeki farklı kültürlerin Amerikan kültürünün oluşturduğu standartlara tabi olması.

Asya-Pasifik””ten, Akdeniz ve Orta Doğu””ya; Afrika, Avrupa ve Amerikalara uzanan bir coğrafyada, milyonlarca insanın katılımıyla yüzyıllar içinde oluşturulmuş olan kültür ve gelenekler nasıl olur da tek bir standarda hapsedilebilir?

Unutmayalım ki bugünün medeniyetinin temsilcileri bizleriz. Farklı kültürel gelenekleri korumak ve yaratıcılık potansiyeli taşıyan farklılıkları beslemek bizim sorumluluğumuz.

Standartlaşma yüzyıllardır akan nehirlerin kuruyup gitmesi demek. Kültürel aynılaşma insanlığın intiharı olur.

İnsan hakları kavramı yalnızca bugün yaşayanlan değil gelecek nesilleri de içeriyor ve çocuklarımıza aktardığımız mirastan tamamen bizler sorumluyuz.

Sonuç olarak ben ümitsiz değilim. Enformasyon Çağı””nın sağladığı imkânları, insanlığın kültürel mirasını koruma ve yüceltme amacıyla kullanmanın yollarını bulabileceğimize inanıyorum.

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>