Rehberiniz-Takım ruhu nasıl yakalanır?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Takım ruhu nasıl yakalanır?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Takım ruhu nasıl yakalanır?

Takım Çalışması

Futbol denildiğinde aklımıza yıldız oyuncular gelir. Hâlbuki futbol aslında bireysel bir şov oyunu olmaktan çok bir takım oyunudur.

Karmaşık sistemlerin işleyişi konusunda araştırmalar yapan Northwestern Üniversitesi’nden Prof. Luis Amaral, yaptığı uzun incelemeler sonucunda bir futbol takımının başarsının yıldız oyunculara sahip olmaktan çok “takım olmasına” bağlı olduğunu kanıtladı.

Amaral, geliştirdiği modelde takımları bir ağ, oyuncuları da bu ağın elemanları olarak görür. Topu kendi aralarında en çok ve farklı yollarla dolaştırıp kaleye ulaştıran takımın daha çok maç kazandığını tespit eder. İyi oyuncuların kendini göstermeye meraklı bencil futbolculardan değil, pas alışverişinde en etkili olanlardan çıktığını ifade eder. Medyanın gol atan oyuncuyu ön plana çıkarmasına rağmen, esas katkının isabetli paslar yapan, az top kaybeden, topa daha çok sahip olan, top çalan oyunculardan geldiğini bilimsel olarak kanıtlar.

Formula 1 yarışları da takım olarak hızlı karar almanın ve bu kararı doğru uygulamanın, değişen şartlara çabuk uyum sağlamanın şart olduğu bir takım oyunudur. Bu yarışı izlemiş olan herkes gazetelere poz veren yıldız pilotlar kadar, araç pite girdiğinde zamana karşı yarışarak servis veren takım oyuncularının katkılarının önemini bilir.

Formula 1 takımındaki 19 kişi, 8 saniyelik bir zaman dilimi içinde işlerini tamamlar. Her bir görev kendi içinde o kadar önemlidir ki birinin aksamasının bütün her şeyi durduracağını, bırakın yarışı kaybetmeyi hayati sonuçlara mal olacağını herkes bilir.

Ancak öte yandan Formula 1’de hiçbir işin tek başına bir kıymeti yoktur; katkı herkesin ortak çabasıyla yaratılır. Daha da önemlisi çoğunlukla bir gece önceden belirlenen stratejiler yarış içinde tutmaz çünkü her yarışın dinamiği farklıdır. Takımın aynı anda ve hep birlikte, çok hızlı bir şekilde çalışması gerekir.Ken Pasternak’a göre, bir Formula 1 takımının pit stop’ta yüksek performans göstermesi, takım olmaktan zevk alan, birlikte mücadele etmeyi, risk almayı bilen oyuncuların varlığına bağlıdır.

Takım olmanın cazibesi “bir gruba ait olmanın ve birlikte iş başarmanın” verdiği motivasyondan gelir. Takım olmak hepimizin “ait olma” , “dayanışma”, “paylaşma” ihtiyaçlarını besler. Takım olduğumuzda, kendi başımıza alamayacağımız sonuçları alır, başaramayacağımız işleri başarırız. Takım olmak demek, aynı anda hem bir birey olarak var olmak hem de bir bütüne ait olmak demektir.

Takım olduğumuzda kendi özgünlüğümüz, yetkinliklerimiz, deneyimlerimiz, bilgimizle “farklılaşırken” aynı zamanda bir gruba ait olarak katkı yapma ve “bütünleşme” ihtiyacımızı tatmin ederiz. Bu aslında son derece paradoksal (çelişkili gibi görünen) ama gerçekçi bir durumu ortaya koyar. Zira takım olmak, bir taraftan insanın yüksek bir özgüvenle, kendi görüşünde ısrarcı olmasını (“ben olmasını”); ama diğer taraftan da kendi egosunu bastırıp takımın yararı için kendisini geriye çekebilmesini gerektirir. (“biz olmasını”)

Kimi zaman takım çalışması hayal kırıklığı da yaratabilir. Tek başlarına oldukları zaman son derece uyumlu iki insan bir takımın içinde çalışmaya başlar başlamaz sürtüşme ve çatışmalarla karşılaşabilir. Bazı takım çalışmalarında, harcanan emeğe ve gösterilen çabaya rağmen sonuç alınamadığı, boşa kürek çekildiği durumlar olabilir.

Bazen takım çalışmaları zaman kaybına yol açabilir. Henry Ford’un da dediği gibi “Bir araya gelmek sadece bir başlangıçtır. Yan yana durmak bir ilerleme sayılabilir. Ama asıl başarı birlikte çalışmayı sağlamaktır.” İnsanları, “siz bir takımsınız,” diye motive etmek, onların gerçekten kendilerini bir takım gibi hissedip başarılı olmalarına yetmez. Takım kurmak kadar o takımın çalışma ilkelerini de belirlemek gerekir. Ayrıca kişilik çatışmalarını, gizli bireysel gündemleri, şişen egoları, ilgisizlik / duyarsızlık/ boş vermişlik hatta saldırganlık gibi yıkıcı duyguları da yönetmek gerekir.

Takım çalışması eski bir gelenek olan “imece” ile karıştırılmamalıdır. İmece usulünde, ihtiyacı olanın işini yapmak için herkesin el birliği yapması kuralı vardır. Ama takım çalışması imeceden farklıdır. Takım çalışması, farklı bilgi, yetenek ve deneyime sahip insanların bir araya gelmesi ve “akılların buluşmasını” sağlayarak birlikte değer yaratması demektir.

Takım çalışması, yaratıcı bir şekilde problemleri çözmek ve birlikte başarmanın yollarını bulmakla alakalı bir iştir. Diğer taraftan her problemi takımların çözeceğini düşünmek, takım çalışmasının her koşulda bireysel çalışmadan daha iyi sonuç vereceğine inanmak bir yanılgıdır. Bireylerin kendi başlarına daha etkin bir şekilde çözebilecekleri işleri takımlara havale etmek başarısızlığa doğru atılmış bir adımdır. Bu yüzden bir takım kurma ihtiyacı, farklı insanların sahip olduğu bilgi, deneyim ve iş yapma becerilerini aynı anda kullanmayı gerektirecek durumlarda ortaya çıkar.

Birçok durumda takım çalışmasının havanda su dövmekten farksız olması, yapılacak işin aslında takım çalışmasını gerektirmemesi nedeniyledir. Çoğu durumda bireylerin kendi başlarına daha etkin yapabilecekleri ya da sadece koordinasyonla hallolabilecek işler takımlara havale edildiğinde zaman kaybı ve hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Etkin takım çalışması için, hedef belirlemek, uygun üyeleri bir araya getirmek ve grup içi dinamikleri yönetmek gerekir.

Takım kurmak, insanların birlikte yaratıcı bir şekilde çalışmasının ve belirli bir sürede sonuç almasının “sistematiğini” de oluşturmayı gerektirir. Sanayi toplumunda takımlar temelde “ahenk” üzerine kurulan takımlardı. Takım kurarken birbirine benzeyen, bir arada iyi geçinebilecek insanlar seçilirdi. Bu takımlar bir liderin başkanlığında, net bir rol dağılımıyla çalışırlardı. Çatışmaların önlemesi için herkesin üzerine düşeni yapması beklenirdi. Bugünün ihtiyaçlarına uygun takımların ise çok hızlı ve esnek olmaları; uyum içinde değil, aksine “verimli bir çatışma ortamında” yaratıcı çözümlere ulaşmaları bekleniyor.

Geleneksel anlamda takımlar oluşurken insanları uzmanlıklarına göre seçmek ve birlikte çalışıp çalışamayacaklarını dikkate almak yeterliydi. Ancak daha yaratıcı ve inovatif takımlar oluşturmak için sadece üyelerin yeteneklerine bakmak yetmez. İnsanları seçerken onların su ve ateş gibi zıt ama aslında birbirlerini tamamlayan donanımda olmalarına dikkat etmek gerekir.

Kurulacak takımların hemfikir olmaktan çok, yaratıcı olmayı hedefleyen dinamik takımlar olması gerekir.Tom Kelly, bir takımda farklı karakterlere sahip insanların bir araya gelmesinin inovasyonu tetiklediğini ısrarla vurgular. Bunun için her takımda –konu ve sorun ne olursa olsun- analiz yapan bir “antropolog”, farklı unsurları birleştirerek yeni fikirler üreten bir “sentezleyici” ve zorlukların üstesinden gelen bir “mücadeleci” olması gerektiğini söyler. (10 faces of innovation)

Ben takım çalışmasının insanları sadece bir araya getirmekten ibaret olmadığını; aksine uzmanlıkları, yetenekleri ve kişilikleri gelişmiş kişilerin birlikte “bilmekten yapmağa geçmek” üzere işbirliği ve akıl ortaklığı yapması olarak görüyorum.

Bugünün hızlı değişim ortamında, takım çalışması olmadan hiç bir kurumun, hiç bir şirketin başarılı olmasının mümkün olmadığını düşünüyorum.

Yazar: Temel Aksoy

Kaynak: http://www.temelaksoy.com

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>