Rehberiniz-Süperstar mısın, yoksa hızlı mı…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Süperstar mısın, yoksa hızlı mı…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Süperstar mısın, yoksa hızlı mı…

Aşırı iş yükü, yaşanan krizler iş dünyasında rekabeti körüklüyor. Yükselmek için, işimizi kaptırmamak için sürekli birileri ile rekabet halindeyiz. Dozunda yapılan tatlı rekabet hem size hem şirketinize fayda sağlıyor. Aşırıya kaçtığında ise strese neden olduğu gibi takım çalışmasını da kötü etkiliyor.

İnsanın doğasında olan rekabet duygusu son yıllarda iş dünyasında aşırı derecede arttı. Özellikle kriz döneminde işlerini kaybetme korkusuyla çalışanlar daha yoğun bir rekabet ortamında buldular kendilerini. Rekabetin en yoğun yaşandığı alanlar; finans sektörü, satış ve pazarlama, medya sektörünü, hukuk, tıp ve akademik kariyer ortamı. Özellikle iş sonuçlarının rakamlarla ifade edilebildiği alanlarda, hedeflere ulaşmak için rekabet ortamı özellikle yönetim tarafından yaratılıyor.

Psikolog Feyza Bayraktar, Türkiye nüfusunun oldukça genç olduğu, daha eğitimli nesillerin yetiştiği ve iş olanaklarının fazla olmadığı göz önüne alındığında özel sektörde olan hemen hemen herkesin yükselmek ya da işini kaybetmemek için birileri ile rekabet içine girmek durumunda kaldığını söylüyor:

Rekabet sağlıklı olduğu zaman;

? Üretimin artmasına

? İş kalitesinin artmasına

? İşlerin zamanında yetişmesine

? İş odaklı çalışmanın artmasına

? Satış ve kazancın artmasına neden oluyor.

Rekabet aşırıya kaçtığında ise;

? Stres ve baskıya

? Çalışanlar arası iletişimin sağlanamaması, sonuç odaklı bir iş ortamının oluşmasına

? Takım ruhunun gelişememesine neden oluyor.

Bayraktar, “Belli miktarda rekabet işyerinin gelişimi ve kişinin hedeflerini belirlemesi, o hedeflere ulaşmak için çalışması ve mesleki doyum sağlaması için sağlıklıdır. Fazla rekabetçi ortam ise çalışanlar arası problemlere yol açabileceği için çalışma ortamını etkileyebilir” diyor.

Takım ismi formanın önünde sporcunun ismi arkasında yazar

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzm. Endüstri ve Örgüt Psikoloğu Burcu Çanacık, rekabetin Türk toplumunda hep engellendiğini ama tatlı rekabetin verimliliğe katkı sağladığını söylüyor: “‘Koşma düşersin’lerle büyüyen bugünün işadamları ve işkadınları olarak bizler, rekabeti; kavga, agresiflik, saygısızlık, kendini beğenmişlik, hırs olarak betimleyen bu sistem içerisinde, rekabet eşittir risk mentalitesiyle yetiştik. Ancak, rekabet doğru yönetildiğinde, özellikle iş yaşamında verimlilik, performans ve üretkenliği olumlu yönde etkiliyor. Bu açıdan bakıldığında yöneticilere çok büyük görevler düşüyor. Kendi ekiplerinde yer alan çalışanların arasındaki rekabeti “tatlılıkla” verimliliğe dönüştürebilen koç yöneticiler ekip performanslarının yükseldiğini göreceklerdir. Tatlı rekabet, agresifliğe yer vermeyen ve sonuç odaklı olan hırstır. Rekabet, öncelikle diğerleriyle yarışıp onları geçebilmektir. Peki, birinci olduğunuzda ne yapacaksınız? Kendinizle yarışıp kendinizi ve kapasitenizi zorlayarak, ‘Asla başaramazsın, bu imkansız’ diyenleri aşmaya çalışacaksınız. Potansiyelinizi üstün performansa dönüştürürken de, rekabetin verdiği o tükenmez enerjiyi kullanıyor olacaksınız.”

Burcu Çanacık, aşırı rekabetin olumsuz etkilerine karşı yöneticilere bir uyarıda bulunuyor: “Yöneticiler, çalışanlarına şunu sık sık hatırlatmalı: “Takımın ismi formanın önünde, sporcunun ismi ise arkasında yazar. Ortak hedeflere koşamadığınız ve ekibinizden beklenen sonuçları getiremediğiniz sürece, bireysel rekabet yalnızca bir zaman kaybıdır.”

Liderler arası rekabet

Peki ya eğer rekabet liderler arasındaysa, bu durum çalışanlara nasıl yansır? Feyza Bayraktar, iki lider arasındaki rekabetin eğer adil ise, çalışanları motive ettiğini ama adil değilse rekabetten doğan çatışma ve gerginliğin çalışanları ikilemde bıraktığını, işlerin aksamasına, motivasyonlarının düşmesine ve kuruma güvenirliliğin azalmasına sebep olabildiğini söylüyor: “Liderler gruplarının başı olarak o grubun performansını en üst seviyeye taşımakla yükümlüdürler ve iyi bir lider bu performansın zedelenmemesi için kendi içinde bulunduğu rekabet ortamında da liderlik sorumluluğunu taşımalı grubun verebileceği tepkiye göre de davranmalıdır.”

Burcu Çanacık, ekipler arasında yaşanan rekabetin, daha yakından bakıldığında ekip yöneticilerinden kaynaklandığı söylüyor: “Çalışanların huzuru bozuluyor, sürekli gerginlikler liderler arasında iğneleyici sözler, kişisel saldırılar ve gereksiz tartışmalar yaşanıyorsa ekiplerin de huzuru kaçar. Yöneticiler, bu durumda çalışanlarının, ekip performansının, sonuç olarak şirket verimliliğinin zarar gördüğünün farkına varmalı ve ekipler arasındaki uyumu yeniden sağlamak adına onları ortak kurumsal hedeflere yöneltmeliler. Rekabet ortamı, yöneticilerin kişisel ‘kazanma’ arzularını tatmin etmek için değil, ekip performansını artırarak şirket verimliliğini sağlamak için kullanılmak üzere yaratılmalıdır.”

Hedefler bireylere veriliyor ama ekip çalışması bekleniyor

Hırsın iş hayatında hem kişiyi geliştiren hem de kuruma katkı sağlayan bir özellik olduğunu söyleyen Prof. Dr. Acar Baltaş, önemli olanın bu rekabetin, kişinin, ekibin ve kurumun hedeflerini geliştirmeye yardım etmesi olduğunu söylüyor: “Ancak bir çok durumda bazı insanlar, bütünüyle kişisel sebeplerden ötürü rekabet içinde olabilirler. Bunun yeterlilikleriyle ve iş amaçlarıyla ilgisi yoktur. Kişisel sebeplerden ötürü gerçekleşen rekabet ortamı sonucunda kurum içinde yaygın dedikodu görülür. Bunlar, işe katkısı olmayan yıkıcı davranışlardır. Yöneticinin bu durumu fark etmesi ve müdahale etmesi gerekir. Birçok durumda yöneticiler bu durumu görmezden gelir ve daha sonra ciddi krizlerle karşılaşmalarına sebep olur. Kişilik özelliklerine bağlı sebepler dışında kurumdan kaynaklanan sebepler olabilir. Birçok kurumda “tavşana kaç tazıya tut yaklaşımı” var. Hedefler bireysel verilir. Performans değerlendirmesi bütünüyle bireysel yapılır ancak insanlardan ekip çalışması yapılması istenir. Bu kurumsal bir tutarsızlıktır ve bu şekilde yaratılan rekabet ortamı kuruma yarardan çok zarar getirir.”

Siz hangi gruba giriyorsunuz?

Feyza Bayraktar, rekabetçi kişilerin 2 gruba ayrıldığını söylüyor: “Birinci grup rekabetçi olduğunu açıkça belli edip ortaya koyanlar, ikinci grup ise gizliden rekabet edenler.

Rekabetçi olduğunu açıkça belli eden kişiler 3’e ayrılıyor:

Süperstarlar: Verilen işi mükemmel derecede iyi yapmak, iş heyecanını yaymak, diğer çalışanlar içinde lider kimliği çizip, her işten sorumluymuş gibi davranmak ve ortamda takdir edilip, parlamak belli başlı özellikleri arasında sayılabilir.

Tüm yükü kaldıranlar: Kendi isteği ile fazla iş yükü alıp şikayetçi olmadan herşeyi zamanında ve tam yetiştirmeye çalışan, takım projelerinde tüm yükü taşıyan kişilerdir.

Hızlılar: Bu gruba dahil olan kişiler verilen işi herkesten önce bitirip teslim etmeye çalışanlardır.

Gizliden rekabet edenler ise rekabet içinde olduğu kişi ya da kişilerin yaptığı işleri takip eder ve o işleri gizliden sabote etmeye çalışarak bir adım önde olmaya çalışır. Örneğin gizliden e-postaları karıştırabilir, toplantı saatini yanlış bildirebilir.

Bayraktar, çalışanların açıktan rekabet eden kişilerden çok şey öğrenip motive olabileceklerini, çünkü onların bildiklerini saklamadıklarını, gizliden rekabet eden kişilerin ise çalışanları demotive edebileceğini söylüyor.

Yazar: Burcu Özçelik

Kaynak: http://www.yenibiris.com/HurriyetIK

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir