Rehberiniz-Soichiro honda’nın öyküsü

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Soichiro honda’nın öyküsü” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Soichiro honda’nın öyküsü

Hayatta hiç dibe vurduğunuzu düşündüğünüz oldu mu ? Hayat yolunda düştüğünüzü hissettiğinizde belki yeniden kalktınız ama yeniden düştünüz. Peki ne kadar kolaylıkla pes ediyorsunuz ? İnanın bana düştükten sonra ayağa kalkabilecek gücü bulmak zor. Ama unutmayın düştüğünüzde kimse sizi kaldırmak için elinizden tutmayacak. Ayağa kalkıp, pes etmeden, daha güçlü olarak amacınıza erişmek yolunda devam etmenizi sağlayacak güç içinizde… iki yaşındaki bir bebek bile aslında bizden daha güçlü. Bir bebeğin yürümeyi öğreninceye kadar kaç kez düştüğünü hiç gözünüzün önüne getiriniz mi ? Hiç, bir bebeğin düştüğü için yürümekten vazgeçtiğini gördünüz mü ..?

Şimdi size beni çok etkileyen bir yaşam öyküsünü anlatacağım. Azmin ve kararlılığın insanı götürebileceği noktanın limiti olmadığının en güzel örneği:

1938 yılında, Bay Honda henüz okulda öğrenciyken, sahip olduğu her şeyi bir küçük atölyeye yatırmış, piston ringleri konusunda kendi kafalarında var olan fikri geliştirmeye koyulmuştur. Çalışmalarını Toyota Şirketine satmak istediği için gece gündüz çalışmış, dirseklerine kadar yağlara batmış, o atölyede yatıp kalkmış, sonuç alacağına olan inancını hiçbir zaman yitirmemiştir. İşini sürdürebilmek için karısının mücevherlerini bile rehine koymak zorunda kalmıştır. Ama sonunda piston ringlerini tamamlayıp Toyota’ya sunduğunda, bunların Toyota standartlarına uymadığı söylenmiştir. Onu gerisin geri iki yıllığına okula yolladıklarında, öğretmenleriyle arkadaşları ona gülüp duymuş, tasarımlarının çok saçma şeyler olduğunu söylemişlerdir.

Ama o, bu tecrübenin acısına odaklanacağı yerde, amacına olan konsantrasyonunu sürdürmüştür. İki yıl daha geçtiğinde, Toyota ona hayalindeki anlaşmayı sunmuştur. İhtirasıyla inançlarının sonuç verişi, ne istediğini bildiği, eyleme geçtiği, nelerin iyi sonuç verdiğine dikkat ettiği, istediğine ulaşıncaya kadar yaklaşımını sürekli değiştirdiği içindir. Ama o sırada ortaya yeni bir sorun çıkmıştır.

Japon hükümetinin savaşa hazırlandığı günlerdir o günler. Fabrikasını kurmak için ihtiyacı olan betonu ona vermemişlerdir. Peki, o vaz mı geçmiştir o zaman ? Hayır. Bunun ne büyük haksızlık olduğuna mı konsantre olmuştur ? Rüyasını ölmüş mü saymıştır ? Asla. Yine tecrübelerini kullanmaya karar vermiş, başka bir strateji geliştirmiştir. Ekip arkadaşlarıyla birlikte, kendi betonlarını yapabilecekleri yeni bir süreç geliştirmiş, fabrikasını öyle kurmuştur.

Savaş sırasında o fabrika iki kere bombalanmış, imalat tesislerinin önemli bölümleri mahvolmuştur. Honda’nın cevabı ne olmuştur o zaman ? ekibini toplamış, ABD ordusunun fırlatıp attığı benzin tenekelerini biriktirmeye koyulmuştur. Bunlara “Başkan Truman’ın Armağanları” diye isim takmıştır, çünkü niyeti o tenekeleri kendi imalatında ham madde olarak kullanmaktır. Savaş sırasında Japonya’da bu tür maddeler bulunmamaktadır. Sonunda bütün bunları arkasında bıraktığında, bu sefer de bir deprem, fabrikasını yerle bir etmiştir. Handa da o sırada piston operasyonunu Toyota’ya satmaya karar vermiştir.

Savaştan sonra Japonya’da korkunç bir benzin kıtlığı başladı. Bay Honda ailesi için yiyecek alışverişine bile arabasıyla gidemez oldu. Sonunda çaresizlik içinde, bisikletine küçük bir motor taktı. Hemen ardından komşuları, “bize de öyle motorlu bisiklet yapar mısın ?” demeye başladılar. Bir iki derken sonunda Honda’nın elindeki motorlar tükendi. O zaman, yeni icadı için motor yapacak bir fabrika kurmaya karar verdi, ama ne yazık ki elinde sermaye yoktu.

Tıpkı daha önce yaptığı gibi , bu sefer de ne yapıp yapıp bir yolunu bulmaya karar verdi ! Japonya’daki 18.000 bisikletçi dükkanına birer mektup yazdı, icadının getireceği hareketlilikle Japonya’ya yeniden hayat verebileceklerini söyledi. İçlerinden 5.000 tanesi ona istediği sermayeyi vermeye razı oldu. Yine de, yaptığı motorlu bisikleti ancak azimli bisiklet severlere satabiliyordu, çünkü bunlar çok kocaman, çok ağır şeylerdi. Bunun üzerine son bir değişiklik daha yaptı. Çok daha hafif, küçük bir motorlu bisiklet modeli yarattı. Adını “Super Cub” olarak seçti.

Bir gece içinde başarıya ulaştı. Kendisine İmparatorluk Nişanı verildi. Daha sonra motorlu bisikletlerini Avrupa ve Amerika’nın yeni kuşak çocuklarına yönelik olarak ihraç etmeye girişti. Yetmişli yıllarda da, o kadar tutulan otomobilleriyle ortaya çıktı.

Bugün Honda Şirketi, ABD ve Japonya’da 100.000 kişi çalıştırmaktadır. Japonya’nın en büyük oto üreticilerinden biri sayılmaktadır. ABD içindeki satışları da Toyota’dan fazladır. Bu başarı, bir tek adamın, koşullar ne olursa olsun, bir karara sürekli bağlı kalıp onu uygulamaktaki değeri ve gücü anlaması sayesinde gerçekleşmiştir.

Anthony Robbins, “İçindeki Devi Uyandır” adlı kitabında bu çarpıcı yaşam öyküsünü gözler önüne seriyor. Unutmayın başarı ya da başarısızlık “kader”iniz değildir, sizin “seçiminiz”dir. Hangisini istediğinizi seçin ve azimle yılmadan çalışmaya devam edin.

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>