Rehberiniz-Sigaraya nasıl veda ettiler ?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Sigaraya nasıl veda ettiler ?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Sigaraya nasıl veda ettiler ?

Sigara içmesem de muhabbet ve dedikodu hatrına yıllarca dumanaltı oldum. Gazetedeki arkadaşlarımın peşine takıldım, günümün bir bölümünü sigara odalarında -diğer adıyla gaz odaları- geçirdim. Baskı günlerinde sabahlarken onların sigara odaları dışındaki “kaçamaklarına” şahit oldum.

Şimdi Milliyet binasının içinde sigaranın s’si yok. Bizdeki sigara odaları 19 Mayıs’tan önce, 1 Nisan’da tarih oldu. Milliyet’in sigara içenleri yasağın ilk günlerinde hafiften titreyerek gazetenin bahçesindeki kafede sigara içti. Kimi de zoraki yolla da (aşağı inmeye üşenmekten) olsa sigarayı azalttı. Gazetenin tiryakileri bana mısın demiyor, şimdi de açık havada sıcaktan kavrularak sigaralarını tüttürüyorlar.

Hazır tütün ve tütün mamullerine ilişkin yasa yürürlüğe girmişken Milliyet yazarlarının “vaktiyle sevgiliye veda” hikayelerini dinledik. Bu “illeti” bırakma yöntemlerini öğrendik. Gördük ki öyle ya da böyle sigarayı bırakmak olmayacak iş değil.

“Okay Gönensin uzun yaşarsa sigarayı bıraktığıma pişman olacağım”

Hasan Cemal

(20 Mayıs tarihli Milliyet gazetesindeki köşe yazısından alınmıştır)

…Askere giderken veda için teyzeme uğramıştım. Eniştem pipo içerdi. O kadar çok piposu vardı ki. Bir pipo seçti benim için. Half and Half marka çok sert bir Amerikan tütünüyle, deriden bir tütün kesesini de elime tutuştururken, “Askerde sıkıldığın vakitler tüttürürsün!” dedi.

Paydos vakti Tuzla Piyade Okulu’nda denize nazır ilk pipomu yaktığım günü anımsıyorum.

Bir anda dumanaltı olmuştum.

Ama tütünden de keyif almıştım.

Pipocu oldum böylece.

Sevgili halamın katkılarıyla pipo koleksiyonum gitgide zenginleşti. Ağzında pipoyla dolaşan bir adam olmuştum. Belki piponun o entel havası da hoşuma gitmişti.

Bir gün Ankara’daki bekar evime hırsız girdi. Pipoların hepsi gitti. Yeniden pipo koleksiyonu kuracak maddi halim olmadığı için de babamın cigarasına, Birinci’ye başladım.

Sonra Bafra içtim. Kulüp denediğim oldu. Hepsi zamanın filtresiz, ucuz, sert sigaralarıydı. Solculuk simgeleriydi belki de, dibine kadar içerdik. (…)

Sabahleyin kahveyle ilk cigaradan, akşam ilk yudum rakıyla yakılan o cigaradan gerçekten keyif almıştım yıllar yılı…

Bir gün geldi, İngiliz cigaraları Rothmans’la Dunhill içmeye başladım.

Hem de ne içmek! Babam gibi fosur fosur… Cumhuriyet’te ben Genel Yayın Müdürü, Okay Gönensin de Yazı Müdürü olunca, hayat tarzımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmişti cigara da…

Prof. Ender Berker’i unutamam.

Bir gün beni hastanede yatırdı yatağa, etrafında öğrencileriyle birlikte. Ve anlatmaya başladı, ayak parmaklarımdan başlayarak önce ayaklarımın, sonra dizden itibaren bacaklarımın sigara yüzünden nasıl kesileceğini…

Dehşete kapılmıştım.

O tarihlerde sanıyorum Ender Hanım’ın kendisi de fosur fosur sigara içiyordu. Sağolsun, bana 1986 yılında sigarayı bıraktıran o olmuştu.

Ama hemen bırakamadım.

Araya puro da girdi.

Pahalı purolarla tütün tüketimini azaltacağımı zannettim. Olmadı, bu kez en ucuzundan Türk purolarını sigara gibi içmeye başladığım zamanlar yaşadım.

Bir gün gazetedeki odamda Okay ve Kerem Çalışkan’la toplantı halindeydik. Kriz geldi! Çekmeceden çıkardığım iki karton Rothmans sigarasını parçalayıp üstlerine atmaya başladım. Koridordan hızla seyirtirken bağırıyordu Okay, “Hiç olmazsa şu Rothmans’lara yazık etme!” diye…

1986’da, cigara hayatımdan böyle çıktı. Okay hâlâ Rothmans içiyor, hem de fosur fosur. Bu yakınlarda kafam iyiyken demişim ki ona: uzun yaşarsan, cigarayı bıraktığıma pişman olacağım.

“Erkeklik bende kalsın istiyordum. Doktorlar bana bırak demeden bırakmalıydım“

Hasan Pulur

Sigara içmeye Nişantaşı Ortaokulu’nda, ikinci sınıfta başladım. Şu an Hilton Oteli’nin olduğu yerdeki mezarlıkta top oynardık. Orada paket halinde değil, tek sigara satarlardı. 14 yaşındaydım. Erkekliğimi ispat etme fikriyle tek bir sigara aldım ve içtim. Sigara adeti giderek artı, pakete döndü.

Liseyi Kabataş Erkek Lisesi’nde okudum. Tuvaletlerde içip içip müdürümüz Faik Dranas’a yakalanıyorduk. Dranas belki de Türkiye’de ilk defa bizim okula yeni bir yöntem getirdi: Öğrencilere velilerinden izin belgesi getirmeleri şartıyla sigara odası açtı. Benim velim dayımdı. Tütün tüccarıydı. İzin belgesi vermedi bana ama ben kaçak giriyordum odaya. 1950’lerde okulda Sigara İçmeyenler Derneği kuruldu. Ne kadar sigara içen varsa, ben dahil o derneğe katılıp okul etrafında koşuyor, nefes alma egzersizleri yapıyorduk. Amaç yatakhaneden kaçmak tabii. Müdürümüz bunu fark etti ve derneği dağıttı.

“Beni hiçbir zaman terk etmeyecek tek dostum sigara” derdim. Hep sert sigaralar içtim. En son günde üç paket Maltepe içiyordum. Üç kez sigarayı bırakmayı denedim, beceremedim. Çünkü kafamda bırakamamıştım sigarayı. Ama sigaranın zararlarını da görmeye başlamıştım. Merdiven çıkamıyordum, nefes darlığı çekiyordum. Neticede kanser olacaktım. Bırakmaya karar verdim ama kendime bir vesile arıyordum. Erkeklik bende kalsın istiyordum. Doktorlar bana bırak demeden bırakmalıydım.

Şubat 1988’de Frankfurt’tan uçakla İstanbul’a dönerken sigara içilmeyen koltukta oturdum. 3-3,5 saat boyunca içmedim. Eve gelinceye kadar da yakmadım. Televizyonu açtım, dönemin sağlık bakanı Bülent Akarcalı ilk sigaraya hayır kampanyasını açmış. Baktım tüm doktorlar sigaranın aleyhine konuşuyor. Döndüm, benim gibi sigara tiryakisi olan rahmetli eşime dedim ki: “Bak sigara paketimi ve çakmağımı buraya koyuyorum, artık içmeyeceğim.” İnanmadı, “Çok gördüm bunları” dedi. O gün bıraktım sigarayı. Ancak sigarayı tümüyle unutana kadar televizyonu açsam da şöyle bir açıklama duysam keşke dedim içimden: “Dünya Sağlık Örgütü sigaranın sağlığa zararlı olmadığını tespit etti.”

Bundan yedi yıl önce oğlum ve gelinimin titizliğini bilen rahmetli eşim sigara içmeyi bıraktı. Torunu ona bırakmazlar diye. Eşimi geçen yıl akciğer kanserinden kaybettim.

“Sigarayı bırakma pazarlığı için geç kalmıştım”

Sedat Ergin

31 Ocak 2005 Pazartesi günü öğleden sonra, Ankara’da bulunan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Siyasi Müsteşarı Doug Feith ile Hilton otelinde mülakat yaptım. Mülakat 15.00 gibi başladı; 16.00 sularında o tarihte görev yaptığım Hürriyet gazetesinin Ankara Bürosundaki odama dönmüştüm. Mülakatı en geç 17.30’da İstanbul’a geçmem gerekiyordu. Muazzam bir süratle çalışmalıydım. Büroya döndüğümde bekleyen telefonlar, odadan içeri girenler derken çok zaman kaybettim, bir türlü metne odaklanamadım. Üzerimdeki zaman baskısı giderek artıyordu. Sigara üstüne sigara yakıyordum. Birden sırtımın sağ üst tarafına keskin bir ağrının girdiğini fark ettim. Geçer diye düşünüp çalışmaya devam ettim. Bu arada odam bana çok havasız geldi. Balkonun kapısını açtım. Mülakatı yetiştirmeliydim; çeviriye devam ettim. Ağrı daha da keskinleşiyordu; sanki bir bıçak saplanmıştı sırtıma. Balkona çıktım, temiz havayı ciğerlerime çektim. Dışarının temiz havası da yetmedi. Yeniden masaya döndüm. Sırtımdaki ağrı artık canımı yakıyordu. O an kararımı verdim: kül tablasındaki sigarayı söndürdüm, kül tablasını çöp sepetine boşalttım, çöp sepetini de balkona çıkarttım. Sigarayı bırakmıştım. Saat beşe on vardı. Bu ağrının gitmesini sağlayabilmek için can havliyle yapabildiğim tek hamle, kendimle yaptığım pazarlıkta masaya sürebildiğim tek kart sigarayı bırakma kararımdı. Hâlâ atlatabileceğimi düşünüyordum. Hiçbir şey değişmedi; bu pazarlık için galiba geç kalmıştım. Asistanım Ebru’nun odasına geçip bir süre oturdum, ardından odama geri döndüm. Ağrı gitmiyor, nefes alamıyordum. Şükrü Küçükşahin’in koridorun hemen karşısındaki sigara dumansız odasına gittim. Koltuğa uzandım, ayaklarımı sehpaya uzattım. Bu kez terlemeye başladım. Başım ter içindeydi. Aynı zamanda sol kolumda derimin sertleştiğini, pütür pütür bir hale geldiğini fark ettim. Artık şakası yoktu. Cep telefonumdan arkadaşım Prof. Osman Müftüoğlu’nu arayıp, durumumu anlattım. “Hemen Bayındır Hastanesi’ne git, ben onlara haber veriyorum” dedi. Yola çıktık. Arabanın arka koltuğuna uzandım, Şükrü yanımda oturuyordu, ön koltukta da İdare Müdürümüz Barbaros. Araba son sürat yol alırken belirtiler daha da ağırlaşıyordu. Yetişebilecek miydim? Birden bunun korkusuna kapıldım. Ya trafiğe yakalanırsak… Çetin Emeç bulvarına çıktığımızda yolu yarılamış sayılırdık. Başımı kaldırıp arka camdan ne kadar yaklaştığımızı anlamaya çalıştım. Ancak araba trafikte sık sık duruyordu. Her duruşta daha çok korkuyordum. Sinirlerim boşaldı, ağlamaya başladım. Bir ara başımı kaldırdığımda diğer yapılara göre daha yüksek olan hastanenin silüetini gördüm. Ama hâlâ uzaktaydı. Karşımda iki seçenek vardı: Ya orada, arabanın arka koltuğunda ölecektim; ya da hastaneye yetişip kurtulacaktım… Yetiştik… Hastanenin acil girişine geldiğimizde doktor ekibi sedyeyle beni bekliyordu. 17.30 sularıydı. İlk müdahalenin yapılmasından sonra bir süre gözetim altında tutuldum, daha sonra kendimi anjiyo için ameliyathanede buldum. Ameliyathane çok soğuktu; titriyordum… Kardiyolog Doç. Can Özer kalbe giden ana damarlardan birinin kapalı olduğunu, onay verirsem stent takarak açacağını söyledi. Onayladım. Sırtımdaki ağrı birden gitti… Nefes aldığımı hissetmeye başladım. Yırtmıştım… 18.30 sularıydı. Doug Feith mülakatının yazımını üç gün sonra hastanedeki odamda tamamladım; gazeteye oradan geçtim.

“Oğlum ‘Baba bizi öksüz mü bırakacaksın?’ dedi”

Taha Akyol

Sigaraya üniversite yıllarında başladım. 25 yıl süreyle içtim. Okurken, yazarken, çalışırken içerdim. Bir gün küçük oğlum beş yaşındayken -biraz da annesi onu kurmuş- “Baba bizi zehirliyorsun” dedi. Ben de “Oğlum sizin yanınızda içmiyorum, balkona çıkıyorum” cevabını verdim. O da “O zaman bizi öksüz bırakmaya mı çalışıyorsun?” dedi. Bu lafından çok etkilendim. O gün eşime ve oğullarıma bayramın birinci gününden itibaren sigara içmeyeceğime dair söz verdim.

İrade zaafımı gidermek için gazetede asistanımdan arkadaşlarıma herkese bayramdan sonra sigara içmeyeceğimi ilan ettim. Sözümü yerine getirememenin utancıyla irademi takviye etmiş oldum. Bırakış o bırakış. 15 yıldır ağzıma bir daha sigara almadım.

“Bu haysiyet kırıcı durumdan kurtulmak istedim”

Sami Kohen

22-23 yaşında başladım sigaraya. Sadece zevk için içiyordum. Social smoker’dım (sosyal içici). Kokteylerde, davetlerde, arkadaşlarımla yemekteyken elim sigaraya gidiyordu. Gazeteye gelirken yanıma paket almazdım.

30-35 yıl böyle içtikten sonra 1980’lerin başında bıraktım. O dönem Amerika’da çalışıyordum. Sigara karşıtı kampanya başlatmışlardı. Çevre baskısı hissediliyordu. Sigara içiyorsunuz diye lokantada en kuytu köşedeki yeri size veriyorlardı. “Ben zaten çok içmiyorum. Niye en kötü yere oturayım?” dedim. Bu haysiyet kırıcı durumdan kurtulmak istedim.

Sigaradan ayrılmam kolay oldu. Evde ne kadar birikmiş sigara paketi, çakmak varsa hepsini attım. Bir daha da içmedim.

“Eskiden sigara içmezsem karikatür çizemeyeceğime inanırdım. Palavraymış. Daha iyi çizmeye başladım”

Haslet Soyöz

Lisede başladığım sigara hakkında hayatta bırakacağım en son şey derdim, onsuz bir yaşam düşünemezdim. Günde üç paketten fazla içiyordum. Babam da çok sigara içiyordu. Akciğer kanserinden öldükten sonra bile ben hâlâ tiryakiliğe devam ettim. Altı yıl önce bir gün hepatit aşısı oldum. İki gün ateşler içinde yattım. Bu arada sigara içemedim. “Madem iki gün içmedim kendimi tutabildiğim kadar tutarım” dedim.

Sigara aklıma geldikçe kafamdan uzaklaştırdım onu, başka şeyler düşündüm. Altı ayı devirdikten sonra nefret dönemi geldi. Yanımda sigara içilmesinden hoşlanmıyordum. Elinde sigarayla araba kullananlara dangalak adam diye tepki gösteriyordum. Sanki yıllarca öyle araba kullanmamışım gibi.

Sigarayı bıraktıktan sonra gördüm ki bambaşka bir yaşam varmış. Uzun yürüyüşler yaptım. Yemeklerin tadını aldım. Eskiden sigara içmezsem karikatür çizemeyeceğime inanırdım. Halbuki palavraymış. Daha iyi çizmeye başladım. Beyne daha çok oksijen gittiğinden olsa gerek.

“Beş pakete çıkardım. Ağzım burnum hava geçirmez hale geldi, bıraktım”

Melih Aşık

22 yaşında, sinemacı olacağım diyerek İsveç’e gittim. Orada bir-iki tane içe içe sigaraya başladım. Türkiye’ye döndüğümde sigarayı üç pakete çıkardım. 20 yıl kadar içtim. O dönemde bir sağlık problemi yaşadım. Doktor fıtık ameliyatı olmamı söyleyince ya ameliyat masasında kalırsam diye korktum ve bıraktım.

Yedi yıl sonra bir gece canım sigara içmek istedi. “Nasıl olsa bıraktım, bir tane içsem ne olacak?” dedim. Hata ettim. Beş yıl daha devam ettim sigaraya. Son kez bırakmak için denediğim yöntem sigaradan tiksinmek üzerine kuruluydu. Beş pakete çıkardım sigarayı. Ağzım burnum hava geçirmez hale geldi, bıraktım. Hatta o yöntemi Mesut Yılmaz’a da önerdim ama o bırakamadı.

6-7 yıldır sigara içmiyorum. Biliyorum, bir tane içsem yeniden başlar, üç paket içerim. Müptela oluyorum hemen.

Bırakırsam kafam çalışmayacak, yazamam diye düşünülüyor ama bir süre sonra alışıyorsunuz.

“Bırakma döneminde içen arkadaşlarla takılmamak lazım”

Hurşit Güneş

1972-1986 yılları arasında sigara kullandım. Günde yarım paketi geçirmiyordum. 1986’da üniversite tezimi yazarken bir arkadaşım “Şu sigarayı bıraksana artık” dedi. “Oğlum iki nefes daha çekeyim” dedim, söndürdüm ve bıçak gibi kestim sigara içmeyi.

Sonra 2005’te tekrar başladım. Büfelere gidip “Bir paket sigara lütfen” demekten çok utanıyordum. Bir hafta önce yeniden bıraktım. Sabahları zinde kalkıyorum. Aramıyorum sigarayı.

Günde birkaç taneye düşürüp bırakırım demekle bırakılmıyor. Karar verilip bir daha hiç ağza alınmamalı. Bırakma döneminde içen arkadaşlarla takılmamak lazım. İradesine güvenen takılabilir tabii.

“Vücudum ‘Yeter’ dedi. Sigara beni bıraktı”

Metin Münir

Aslında sigaraya hiç başlamamalıydım ama insan gençliğinde bir sürü salaklık yapıyor. Sigara da bunlardan biriydi benim için. İlk sigaramı 17 yaşında Lefkoşa’da içtim. Bütün arkadaşlarım ve ben büyüdüğümüzü, bağımsız olduğumuzu kanıtlamak için başladık sigaraya. Hayatım boyunca nefret ederek içtim. Her zaman aklımda bırakmak vardı. Ama geç mümkün oldu. Genellikle gündüzleri içmezdim, geceleri yarım paket içiyordum.

16 yıl önce bir sabah kalktım. Canım sigara istemedi, içmedim ben de. Ertesi gün yine canım istemedi. Ben de bıraktım. Vücudum herhalde “Yeter artık” dedi. Sanki sigara beni bıraktı. Sigaranın ardından alkolü de çok azalttım, neredeyse bıraktım. Artık sabahları berrak bir kafayla kalkıyorum. Taptaze. Vücudum, kıyafetlerim sigara kokmuyor.

Yazar: Elif Berköz Ünyay

Kaynak: http://Milliyet

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>