Rehberiniz-“sevmiyorum ama bana iyi geliyor!”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “”sevmiyorum ama bana iyi geliyor!”” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
sevmiyorum ama bana iyi geliyor!

Haşmet Babaoğlu

vatan

Hoşlaşma-koklaşma-birlikte çıkma” çağının temel niteliğini şarkılarda, filmlerde, şiirlerde ararsanız yanılırsınız. Çünkü oralarda hava hep fırtınalı…

Oralarda hep yangınlar, kuvvetli duygu med-cezirleri, “katilimsin, kalbimde parmak izin var” türünden ağır aşk hırpalanmaları hüküm sürüyor hâlâ…

Ama aşkın lafını seviyoruz biz, kendisinden ise her geçen gün biraz daha korkuyor, biraz daha kuşkulanıyor ve biraz daha kaçıyoruz…

Ve bu kaçışın içimizde büyüttüğü “boşluğu”ysa sanki bağrı yanık şarkılar, baş döndüren aşk filmleri ve mızmız televizyon dizileriyle doldurmaya çalışıyoruz…

***

Benim yazının başında söz konusu ettiğim düzenli ve sürekli flört ilişkisi ise bambaşka bir temele dayanıyor.

Tutkuya değil hoşlanmaya…

Coşkulu bağlanma arzusuna değil, mutedil karşılıklı anlaşma duygusuna dayanıyor.

Arkadaşlar arası dedikodularda, sohbetlerde şöyle ifadeler geçer hani; “Ahmet ona iyi geliyor, bırak işte, karışma; gittiği yere kadar gitsin ilişkileri veya “Leyla”yla çok yorulmuştum, şimdi Necla”yla dinleniyorum!”

Yeni flörtlerin kahramanları (eski flört biçimlerinden farklı olarak) ilişkilerine günün birinde elbet aşk limanına demirleyecek bir gemi gibi bakmıyorlar…

Tersine, onlar için aşk limanı değil, geminin seyrettiği suların “sütliman” olması önemli.

***

Peki, bu kadar saf mı her şey?

Sadece bu kadar “masum” bir arayışın tatmini mi yeni flört tarzı?

Hiç öyle şey olur mu?

Değil elbette…

Çünkü en sakin ilişkilerde bile kafalar ölesiye karışık, kalpler hâlâ çarpıntılı ve bellekler yara bere içinde.

O yüzden dikkat edince görüyorsunuz ki, yeni tip flört ya aşktan ağır hasar alarak çıkanların “reanimasyon odası” görevini üstleniyor ya da “eş dost alışverişte görsün” mantığıyla kurulan ilişkiye biraz duygu biraz da cinsellik sosu katma işlevi taşıyor…

O kadar mı?

Hayır.

Nedense güç ve kontrol arzusunu kadın-erkek; sevme-sevilme konularının içine sokmayı, o açıdan düşünmeyi pek sevmeyiz.

Oysa bir tür öz-aldatı bu, hatta sahtekârlık!

Hangi seçimimiz ve eylemimiz güç arayışını barındırmamıştır ki sevmeler, sevilmeler, flörtler, ilişkiler barındırmasın?..

Fakat son zamanlarda zihnimi gıdıklayan bir şey var, onu anlatayım asıl.

Bu sevgisi ılımlı, yakınlığı hesaplı, cinselliği “gittiği yere kadar”; sosyalliği ya gizli ya da çok piyasacı ilişkilerin insanın içindeki güç arzusu ve iktidar arayışıyla bağı sandığımızdan çok daha güçlü..

Bu gerçek her rastlamamızda çarpıyor beni!

Adam kadına “iyi geliyor” çünkü kadın başka hiçbir ilişkisinde olmadığı kadar muktedir…

İlişkinin para akışını o kontrol ediyor; ne zaman birlikte olunacak, ne zaman ayrı kalınacak o karar veriyor. Bilgili olan o, kariyerli olan o…

Eh, sonunda kendini hiç olmadığı kadar “iyi hissediyor” kadın. Yani, itiraf edelim haydi: Güçlü hissediyor…

Madalyonun öteki tarafı da aynı.

Kadın adama “iyi geliyor” çünkü adam başka hiçbir ilişkisinde olmadığı kadar rahat ve kontrol sahibi…

Kadının zihnini bile kontrol ediyor. Kararları hiç tartışılmıyor. Maddi ve sosyal güç onda. Onun yanında olmak, onunla “birlikte çıkmak” kadına yetiyor da artıyor bile…

Eh, adam onu sevdiğinden bir türlü emin olamıyor ama kendini çok “iyi” hissediyor.

Hissetmez mi?

***

Bakıyorum da “sevgilim”, hatta “eski sevgilim” demenin bir lokantanın mönüsündeki yemeklerden söz etmek kadar sıradan, hafif ve kolay sayıldığı bir dünyada olup olacağı buydu işte…

Şimdi bu satırları yazarken samimi bir arkadaşımla geçen gün otoparktaki ayaküstü konuşmamız aklıma geldi…

Arkadaşım birkaç gündür cıvıl cıvıldı…

Oysa aylardır solgun bir yüzle dolaşıp durmuştu.

Ne oldu? Yoksa âşık mı oldun? diye sormaktan kendimi alamadım.

Hemen, derhal; “aman yanlış olmasın, üstümüze bulaşmasın” telaşıyla cevapladı.

Hayır canım, ne ilgisi var? Aşık filan değilim. Sadece hayatıma biri girdi.

Eee?

Biliyor musun, bana iyi geliyor.

Güzel işte, seviyorsun ya!

Yaa… Bilmem ki! Ama kendimi iyi hissediyorum!

Sonra arabasını çalıştırıp hareket ederken teybinin düğmesine bastı.

Şarkıcı soluğunu tutarak “sabırsız kalbim bir tek/aşkına isyankâr” diye bağırıyordu.

Gülmem geldi.

Hem arkadaşıma, hem kendime güldüm.

Hepimize, şarkıların ve gerçeklerin dünyasına…

Şapşal şapşal güldüm.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir