Rehberiniz-Salak yerine konmaktan korkmazsan başarırsın!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Salak yerine konmaktan korkmazsan başarırsın!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Salak yerine konmaktan korkmazsan başarırsın!

O nasıl bir enerjidir Allah’ım! O konuşuyor, sen öylece bakakalıyorsun. Ağzını zor kapatıyorsun. Yemin ederim. Bir süre kendine gelemiyorsun. Onu takip edebilmek için bile, ekstradan enerjiye ihtiyacın olduğunu hissediyorsun. İnsan heyecanlanıyor. Çok. Çünkü onun rüzgarı, havası sana geçiyor. Röportajdan sonra, “Yaparım” deyip askıya aldığım bütün planlarımı, projelerimi beynimin raflarından indirdim. Çünkü gaza geldim. Öyle biri.

Şimdi söyleyeceğim size tuhaf gelecek ama o insanda, resmen çalışma ve başarma isteği uyandırıyor. Bir de kendine güven aşılıyor. Ondan bir sürü şey öğreniyorsun. Çünkü çok acayip ilgi alanları var. Eski medeniyetler, Aztekler, Sümer tabletleri, astronomi, arkeoloji, gemi maketleri, eski iskeleler ve tabii otomobiller… Otomotiv sektörünün duayeni Jan Nahum’dan söz ediyorum. Meslek hayatı başarılarla dolu. Bir Doblo başarısı var ki mesela, Türkiye çapında. Ondan sonra gelen atılımsa çok daha büyük: Fiat başkanı oldu. Resmen milli bir heyecan yarattı. Dünya üzerinde böyle bir başarıya imza atan Türk sayısı çok fazla değil ne yazık ki. Ama konuşunca anlıyorsun ki, boşuna değil, boru değil. Kimseyi haybeye böyle pozisyonlara getirmiyorlar.

Ve işte şimdi Jan Nahum, Petrol Ofisi’nin tepesinde. Yeni bir rüzgar estiriyor Türkiye’de: Petrol Ofisi ve Formula 1’i yan yana getiriyor. Dünyanın en prestijli yarışlarından biri Formula 1, on yedi seçilmiş ülkede yapılıyor sadece. Petrol Ofisi de, Türkiye ayağının sponsoru. Kendisi de Formula 4’te yarışmış biri olarak, GP 2’de yarışacak bir takım kurdu. Derya gibi adam. Eee artık, eliniz mahkûm birkaç gün okuyacaksınız…

İşte, hep röportaj yapmak istediğim adamın karşısındayım. Sizi rol modeli almak isteyenler neler yapmalı? Nasıl Jan Nahum olunur? Nedir sırrı? Çok çalışmak mıdır? Hedefe kilitlenmek midir? Günde sadece üç saat uyumak mıdır? Kişilik midir, doğuştan mıdır?

– Benim iddiam doğuştan olmadığı. Bence insan kendini yetiştirir, yaratır ve konumlandırır. Nasıl mı? Ortamı “challenge” etmekten çekinmeyeceksin. Meydan okuyan bir tip olacaksın. Hem de her konuda. “Acaba aykırı düşer miyim? Yanlış anlaşılır mıyım?” endi

Peki siz hep mi böyleydiniz?

– Nerdeee? İnanılmaz çekingen biriydim. Ama hayat bazen seçenek tanımıyor, iş hayatında elin mahkûm bir şeyle yüzleşiyorsun ve pişiyorsun. Fiat’a gittiğimin üçüncü ayında 7 bin kişiye bir konuşma yapmam istendi. Üstelik İtalyanca. Al başına bela! O 7 bin

Sizdeki bu cesaret doğuştan mı?

– Yok canım, o da aşağılana aşağılana oldu. “Bir dahaki sefere, ben bunu yemem” diyerek biraz daha güçlendim, sesim daha gür çıkar oldu. Ve tabii çalışacaksın. Bu en en en önemli kural: Allah’ına kadar çalışacaksın.

Başka?

O zaman bu, bir taktik?

Zaten bir başkasına çantanı taşıtmak hıyarlık değil mi?

Peki ilişkileriniz kuvvetli midir? Türkiye’de işler öyle yürür ya, hatırlı dostlar filan…

Sizin yöneticiliğinizin temel özelliği…

Anlamadım, hangi kitap?

– Ben tecrübeye ve piyasada pişmeye çok da itibar etmem. Esas olan alaylı olmak değil, okullu olmaktır benim için. Uzmanlaşmaya, bir konuda derinleşmeye inanırım. Teorik eğitime inanırım. Bir de birlikte çalıştığım insanlara da şunu söylerim: “Üç yıl boyu

İyi bir direnişçiyim, Koç’a saçımı ve sakalımı kestirmeden girdim

Babanız Bernar Nahum olmasaydı, siz Jan Nahum olabilir miydiniz?

– Bu soru, “Kapılar sana baban sayesinde mi açıldı?” ise, babamın Bernar Nahum olmasının işi zorlaştırdığı olurdu. Çünkü babamın şöyle bir kompleksi vardı: “Aman, oğullarımı kayırıyor gibi algılanmayayım.” O yüzden bize yüklenirdi, ya da beğenebilme ihtim

İltimas sıfır yani…

– Evet. Bir dolu insanın damadı filan Koç Grubu’na genel müdür yardımcısı seviyesinden girmiştir. Abimle ben adım adım uğraştık. Hatta oradaki müdürler arasında şöyle bir sendrom vardı, “Aman Allah’ım! Bu, ortağın oğlu. Çok fazla ilerlerse, üç gün sonra b

Ama babanız olmasa, belki de Koç’a hiç giremeyecektiniz!

– Ben zaten girmek istemiyordum ki, babam mecbur etti. Bir arkadaşımla tasarım şirketi kuracaktım. Ama babam tutturdu: “Mümkün değil benim oğlum illa Koç Grubu’nda çalışacak!”

Neden?

Eğitim paralarınızı Koç mu ödedi?

Robert Kolej’in bütün bu başarınızdaki payı ne?

Ne öğrendiniz Robert Kolej’de?

Nasıl yani?

– Yanlış yapmaktan kokmamayı. Koç’a girdiğimde fark ettim ki, herkes yanlış yapmaktan korkuyor. Oysa bu saçma. Tabii ki yanlış yapacaksın. İlaç endüstrisinde 20 bin ilaçtan bir tanesi başarıyor. 19 bin küsur yanlış demek bu. O yüzden pekálá yanlış da yapı

Peki farklı düşünebilmenizde ailenizin payı?

– Pek yok. Çünkü ailem bana belli kalıplar içinde düşünmeyi öğretti. İngiltere’den saçlar omuzlarımda geldim, sakallarım filan vardı. Koç’taki genel müdür, “Tamam saçını sakalını kes ve hemen bizde çalışmaya başla” dedi. Ben de dedim ki, “Saçımı sakalımı

E n’aptınız? Kestiniz mi?

Otomobil dizaynı okumak baba mesleğini devralmak için miydi, yoksa içinizde bu konuda dünyaya meydan okuyacak bir enerji hissettiğiniz için mi?

– B şıkkı. Ben 12 yaşındaydım, yerli yabancı bütün kamyonları bilirdim. Çünkü evimizde konuşulurdu. Bizim hayatımız otomobildi. Ben de, çocuk aklı tabii, “Otomobil tasarlayacağım” dedim, “Niye başkası yapsın? Ben yapacağım!” Abim, motor dizaynı okudu, ben

İki kardeşten sizin adınızı bilmeyen yok ama abinizin adını bilen yok.

– Çünkü ben Türkiye’de kaldım, o dışarıdaydı. Yoksa o 73’lerde, 74’lerde, beş arkadaşıyla birlikte Türkiye’de ilk rotatif motoru dizayn etmiş adamdır. O da en az benim kadar başarılıdır.

Sizin için hayattaki en önemli şey başarılı olmak ve çalışmak mıdır?

Nasıl yani?

– Bana görev verenler, genellikle beni fazla tanımaz. “Çok çalışkanmış ve başarılıymış” gibi şeyler duyarlar, beni o göreve atarlar. Nasıl bir karambole yol açabileceğimi kestiremeden. Mesela Otokar’da ne yaptığımı bilmeden, Tofaş’a götürdüler. Sadece Sun

Hep başarıdan söz ediyorsunuz. Çocukların sizce, sürekli başarmaya mahkûm yetiştirilmesi, sağlıklı bir şey mi?

– Mahkûm etmek kötü ama yönlendirmek önemli. Hepimizin bu dünyaya bir borcu var. Bu dünyaya sadece eğlenmeye, gülmeye gelmedik. Biraz da bu rahatlığımızı ödememiz gerekiyor çünkü sefalet içinde olanlar da var. Yani dalga geçme hakkımız yok. Hele parası pu

Bu kadar çok çalışan bir adamın ailesiyle bir şeyler paylaşabilmek ve mutlu olabilmek gibi bir ihtimali var mı?

– Var valla. Hani insanın sevdiği ama dalga da geçtiği berbat arkadaşları vardır ya, oğullarım için biraz öyleyim. Bu da hoşuma gidiyor. Karıma gelince, çocuklar büyürken çok yardım ettim, devamlı taşıdım, yedirdim, altlarını değiştirdim. Şimdi durum şu:

Evde en çok konuşan siz misiniz?

– Yok hayır, ben evde susuyorum. Zaten konuşunca, herkes kaçıyor, “Bu yine yıldızlardan ve astronomiden söz etmeye başladı!” diyorlar. Ama eşim maşallah, Binbir Gece Masalları gibi konuşur.

İyi bir dinleyici misiniz?

Bir insanın size derdini kaç dakikada anlatması gerekir?

En sevdiğiniz özelliğiniz?

Şöyle bir görüş var: “İnsan gece yarılarına kadar çalışıyorsa bir yerde hata yapıyordur ya da işi delege edemiyordur! İş dediğin de 6-9 arası bitmelidir, hayat da sadece çalışmak değildir.”

E peki, n’olacak bu işin sonu?

– Bilmem, erken öleceğim galiba!

Yazar: Ayşe Arman

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir