Rehberiniz-Rüya işleri imparatorluğu

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Rüya işleri imparatorluğu” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Rüya işleri imparatorluğu

RÜYA İŞLERİ İMPARATORLUĞU

NİHAL BENGİSU KARACA

Başarı ve yükselme hikayelerinin, macera ve haz reçetelerinin en canalıcı ve yürek coşturucu olanları Hollywood damgalı aksiyon, yol ve komedi filmleridir. Amerikan rüyasını iyice soğurmuş, hazırcevap, pratik, otoriteyi hafiften alaya alan filmlerdir bunlar.

Başarmak elinizdedir, macera güzeldir temaları eşliğinde dünyanın sonsuz imkanlar sunduğu öğretilir.

Küçük bir kasabada ağzına diş teli takan bir çocuk olabilir ama otobüse atlayıp yeni bir maceranın peşine düşebilirsiniz.

Tekerlekli bir sandalyeye bağlı olabilir ama kurt adamı gümüş kurşunla öldürüp hoşlandığınız kızın kahramanı olabilirsiniz, hatta bizzat kurt adam olabilir ve okulun en popüler adamı haline gelebilirsiniz: Özgürsünüz, gitmekte kalmakta, dönüştürmekte, dönüşmekte. Beyzbol sopası, minyatür bir hürriyet heykeli, Lincoln’e ait bir özdeyiş, özgürlük bildirgesinden bir söz, demokrasi ve eşitlik söylemleri sık sık size eşlik eder.

İzlediğimiz, Amerikan rüyasının ‘minimize’ ve formülize halidir yalnızca, daha bütüncül bir yapının toplumsal hayatta, küçük hedeflerdeki izdüşümü. Rüya, ‘her şey mümkündür’ rüyası ve en dramatik yaşamları bile kendine bağımlı kılan bu dinamo, Octavio Paz’ın bile bir ‘gelecek cumhuriyeti’ diye adlandırdığı Amerika’yı Amerika yapan ideolojiden besleniyor.

J. M. Coetze’nin Amerika’nın kuruluşunu betimlemek için sarf ettiği “Onlar taze başlangıçlara, yeni bölümlere ve yeni sayfalara ihtiyaç duyan insanlardır” sözü ‘cuk’ diye oturuyor yerine. Coetze ‘onlar’ı ‘imparatorluğun yeni insanları’ diye niteliyor.

Niteleme filmlerden taşıyor ve gündemin kucağına yerleşiyor. Son günlerde Amerika’yı tanımlamak için sık sık ‘imparatorluk’ ibaresi kullanılıyor. Farkında mısınız, artık kimse Amerika için, eskiden zaman zaman olduğu gibi, ‘emperyalist’ demiyor.

‘Emperyalist’ Amerika için kifayetsiz kalıyor belli ki, ama pek belli olmayan bir gerçek ‘emperyalist’ kavramının Amerika’yı tarif etmek için aynı zamanda yanlış da olduğu.

İmparatorluk ‘barış’ demektir, kanla yıkansa da…

Gerek Thomas Jefferson gerek ABD’nin diğer ideolojik babalarının hepsi Atlantik’in öbür kıyısında, iktidarın ağ içinde etkili biçimde dağıtılacağı, açık ve genişleyen sınırları ile yeni bir imparatorluk kurmakta olduklarına inanıyorlardı.

Bu emperyal ideal ABD kuruluş tarihi boyunca canlılığını korudu, olgunlaştı ve bugün tam gerçekleşmiş biçimiyle küresel düzeyde ortaya çıktı. Ne diyordu anlı şanlı eski başkan Thomas Jefferson: “İkna oldum ki hiçbir anayasa geniş bir imparatorluk ve özyönetim açısından bizimki kadar etraflı düşünülmemiştir.”

Amerika, tarihinin büyük bir çoğunluğunda toprağa bağlı sınırları gerçek bir engel olarak görmedi.

Atlantik’ten Pasifik’e uzanan geniş bir arazi vardı ve harita üzerinde belirtilmiş sınırlar ‘özgür’ Amerika’nın dünyanın geri kalan bölgelerini ‘özgürlük’ ile tanıştırması gerekirliliğinin önündeki basit engellerdi yalnızca. Yayılma, istikrarlı, güvenli ve müreffeh bir Özgürlük imparatorluğu için; sistemin çürümekten korunması için kaçınılmaz bir şey olarak görülüyordu.

Emperyalist anlayıştan farklı olan da buydu: Egemenlik ‘özgürlük’ kavramıyla gerekçelendiriliyor ve demokratikleştiriliyordu. Bir elde silah diğer elde bir avuç demokrasi şekeri ve tabii ki imparatorluğun armasını taşıyan yardım paketleri.

İman ettiği rüyanın başkalarının kâbusu olabileceğini algılaması mümkün olmayan, zamana ve tarihe sahip olduğu vehminde olan bir tasavvur: İmparatorluk.

Duke Üniversitesi’nde profesör olan M. Hardt ve İtalya’da bir yayımcı olan A. Negri, 2000 yılında, yani Körfez savaşı Kosova savaşı arasında kaleme aldıkları Empire/ İmparatorluk adlı kitapta 21. yy’da yerküreyi idare eden küresel egemenlik biçiminin bir dizi ulus ve ulusötesi organdan oluşan, mecazi değil, gerçek anlamda bir ‘imparatorluk’ olduğunu iddia ediyorlar.

İmparatorluğun eski Avrupa ülkelerinin emperyalizm’iyle karıştırılmaması gerekiyor. Bir kere, İmparatorluk, Avrupalı emperyalizm’in aksine toprak temelli bir iktidar merkezi yaratmıyor, dünya haritasını değiştirmekle ve parselleri kırmızıya maviye boyamakla ilgilenmiyor.

Savaş imparatorluk yönetiminde istenmeyen bir şey, ama kaçınılmaz da. Sınırlarda barbarlara, içerde asilere karşı yürütülecek ‘haklı savaş’lar her zaman söz konusu. Bu nedenle kanla yıkansa da amaç barış, özgürlük ve demokrasiyi garantiye almak.

Kendi kimliğinin arı–duruluğunu koruma ve öteki olan herkesi dışlama eğilimi de yok imparatorlukta; çünkü dışarısı yok. “… imparatorluk giderek bütün yerküreyi kendi hudutları içine katmakta olan merkezsiz ve hudutsuz bir yönetim aygıtı”dır çünkü.

Küresel dünyanın kültür havuzu da imparatorluğun tasarlama alanı; İmparatorluk toplumsal ilişkileri düzenlemekle kalmıyor, insan ilişkilerini belirlemekle yetinmiyor, bizzat insanın doğası üzerinde hakimiyet kurmaya çalışıyor.

Rüyaların ve ikonların satılıyor olması; denizaşırı ülkelerde “biz sinemayı kuralım ama sadece bizim filmlerimizi gösterin” diye anlaşmalar yapılması ‘imparatorluk’ biçiminin doğal süreçleri.

Bütün bunlar Fox News’in neden sürekli Terror High Allert ibaresi altında demokrasi, barış özgürlük türküleri eşliğinde savaş güzellemesi yaptığını da, Rumsfeld’in nasıl ‘canlı kalkanlar ilerde savaş suçlusu olarak yargılanacaktır’ diyebildiğini de, Hollywood’un Nagazaki ve Hiroşima olayını ‘gerekçelendirmek istercesine’ yaptı ğı ‘Pearl Harbour’ filmini de açıklıyor.

Gerçi yazarlar imparatorlukta tek bir ulusun dünya liderliği söz konusu olamaz, ve bu lider Avrupa değildir, ABD de değildir, diyorlar. Ama gerek onların ortaya koydukları yapının dokusu gerekse 11 Eylül sonrasındaki gelişmeler imparatorluğun asli unsurunu yeteri kadar teşhir ediyor.

Burnunun dibindeki Yugoslavya’ya müdahale edememekle hımbıllığını, Körfez savaşına ve Irak’a uygulanan ambargoya evet diyerek büyük şefe ve onun barış, özgürlük, demokrasi mit’ine bağlılığını ispat etmiş olan Avrupa’nın akortsuz seslerine iyimser anlamlar yüklemek ne kadar mümkün? Karşılarında ‘taze başlangıçlara ve yeni sayfalara’ açılmış, yerküresine şöyle bir çekidüzen vermeye çıkmış, hayalgücü atalarından miras, kovboyluğunun hayatta ve ayakta kalma azmine beyaz yakalı stratejist/fütürist/mühendislerinin hesaplılığını eklemiş, İmparatorluk mantığını özümsemekte çok ciddi ‘takılmış’ bir dev var.

Ama şu da var: Hardt ve Negri, İmparatorluk güç temelinde değil, gücü barışın ve hakkın hizmetinde gösterebilme kapasitesi üzerinde yükselir, diyorlar.

Bu bağlamda Fransalmanya çıkışının ‘gücün barışın ve hakkın hizmetinde olduğu’ imajına ‘çizik’ attığı rahatlıkla söylenebilir. Bu çizik imparatorluğu yaralar mı, daha mı güçlü kılar, yoksa sınırdaki barbarların yanı sıra içerdeki ‘asiler’ için uygun bir yöntem mi düşünülür? Öngörebilmek güç.

İmparatorluğun enfeksiyon kapması, Bruce Willis’in kahramanca bir şeyler yapamadan öldüğü bir film kadar ilginç olurdu.

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>