Rehberiniz-Risk almak, korkmak ve cesaret üzerine bir yazı…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Risk almak, korkmak ve cesaret üzerine bir yazı…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Risk almak, korkmak ve cesaret üzerine bir yazı…

Korku salmak, tehlikeli gibi gözükmenin ve göstermenin en kestirme yoludur. Hayatlarımızın yönetimini toplumdaki en cüretkarlara devretmemiz için, risk algımızın belirlediği risk endeksinin yükselmesi yeterli olabilir. Risk, tehlikenin gerçekleşmesi olasılığına yönelik yaptığımız hesabın sonucudur.

Riskin iki ana unsuru var: Birisi tehlikenin kendisi, diğeri ise saldığı korku. Risk algısının döneme ve kişiye göre değişmesini belirleyen, tehlikenin kendisinden ziyade, saldığı korkudur. Tehlike çok yakın hissediliyorsa, risk algımız kolayca harekete geçiverir. Tehlikenin, gerçekleştiğinde, korkunç sonuçlara yol açabilirliği de, risk algısını tırmandırabilir. Riskin kaynağını kontrol edilebilir buluyorsak, bir şeyler yapabiliriz diye düşünüyorsak, daha atılgan hareket edebiliriz. Yakın gelecekte, sonuçları korkunç olan ve bir şekilde kontrol edilebilir gözüken tehlikeler, risklilik listesinde diğer tehlikelerin önüne geçiverirler.

Gerçek tehlike hangisi? Sahici bir hesap yaptığımızda, bir kişinin örneğin bir terör saldırısında hayat kaybetme olasılığı, sigaraya ya da yetersiz aşılamaya bağlı bir hastalıktan ölme olasılığına göre çok daha düşüktür. Ama, teröre bağlı ölüm çok daha korkunç, acı ve dehşet verici olacağından, ürkütücülükte ve risklilikte öne geçer. Sigaradan ölmek de on yıllarca sürdüğüne göre (!), hemen şimdi olmayacak bir tehlike olarak, tehlikenin kendisi büyük de olsa, algılanan risk katsayısı aşağılara düşüverir. Terörü kontrol etmenin, sigarayı bırakmaktan ya da ”doğal” hastalıkları önlemekten daha kolaymış, en azından daha bir kontrolumuzdaymış gibi algılandığını da hatırlayın. Riske dayalı önceliğin nereye verileceğini tahmin edebilirsiniz.

Clear and Immediate Danger. Harrison Ford”lu ”Clear and Immediate Danger” filminin tanıttığı ”varlığınıza yönelik tehdit” kavramının, Irak işgalinde olduğu gibi aslında hiç olmayan kimyasal silahlardan kaynaklanmasına benzeyen örnekler, risk (en tehlikeli sandığımız) ile tehlikenin (tehlikeli olan) aynı şey olmayabileceğini hatırlatıyor.

Beynimiz ne yapabilir? Beyinlerimizin risk hesabına adanmış, amigdaladan başlayan ve talamusu ve anterior singulatı da içeren bir sistemi var aslında. Bu sistemin şaşırmaması için belki de tek çıkar yol, acele etmemek. Hızla, telaşla hareket ettiğimizde, talamus bölgesindeki acil durum hatlarını daha çok çalıştırıyoruz: O zaman, herkesin gittiği yöne doğru saldırmaktan başka bir yol kalmıyor. Aklıselimin kaynağı sayılabilecek sistemlerin (şu meşhur beyindeki CEO, prefrontal alan) devreye sokulabilmesi için, dolduruşa gelmemek lazım.

——————————————————————————–

Kolektif cesaret

Kolektif kahramanlıkta üstümüze yok. Sinir oldukları birisinin üstüne topluca saldırıp döven, sonra da kendileriyle tek tek konuştuğunuzda, ”herkes yapıyordu, ben de yaptım” diyenler yalan mı söylüyor? Çoğumuzun, özellikle de erkek okurların, içinde bulunduğumuz gruba, ”sürü psikolojisi” ile uyup, olmadık işlere kalkıştığımız olmuştur. Topluca hareket edildiğinde, herkesin gittiğinden farklı yönde hareket etmek, hele grubun akışına apaçık karşı çıkmak cesaret ister. O yüzden, haber bültenlerinde gördüğümüz gibi, ”öfkeli kalabalık”, sokak arasında, genellikle, bir iki ”karşıt görüşlü”yü, nadiren de, bir görevliyi, sıkıştırıp öldüresiye dövmeye çalıştığında, herkesin yaptığını yapmaktan başka bir şey yapmıyor. Buna, olsa olsa kolektif kahramanlık, diyebiliriz. Kahraman olmamaya cesaret edememek gibi bir şey.

Cesur ile cüretkar. Cesareti çok kısaca tanımla, derseniz, bir tehlikenin varlığını sezip, cesurca üstüne gitmek ve olan bitenin sonuçlarına katlanmak, diyebilirim. Aklıma gelen cesaret timsallerinin çoğunun bu ölçütlere uyduğunu söyleyemem. Neden? Çoğu cesur, üzerine gittiği durumun tehlikesini pek doğru değerlendiremiyor. Yani, cesur eylemleri sırasında aldıklarını sandıkları riski, yanlış hesaplıyor; sonra da, çıktıkları yoldan nasıl döneceklerinin hesabını yapmaya başlıyorlar. Cüret ile cesareti karıştırıyoruz. Cesur sandığımız cüretkarlar, meselenin ne olduğunu bilmeksizin ortaya atılıp, daha kötüsü başkalarını öne, cepheye iterek, yanlış hesapla yola çıkıyorlar. Yanlış hesap (sözün gelişi değil, sahiden) Bağdat”tan dönene kadar, tehlike sınırları çoktan aşılmış, birçok kişi zarar görmüş oluyor.

Cesur olmasak da, cesur gözükmenin yollarından birisini bulmuş gibiyiz: Belimize sokuşturduğumuz silahla, dağda bayırda değil de, alışveriş merkezlerinde, kafede pastanede dolaşmak. Tehlikenin nereden geleceği belli olmaz deyip, belki kahramanlık için her an bir fırsat çıkar umuduyla kent sokaklarına, ana okulu bahçelerine ya da hastanelere kendini vurmuş yüzbinlerin var olduğu bir memleketteyiz. Rahat edebilir içimiz…

Yazar: Yankı Yazgan

Kaynak: http://www.aksam.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir