Rehberiniz-Reyting mimarı kadın senaristler !

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Reyting mimarı kadın senaristler !” adlı yazımızın kiÅŸisel geliÅŸiminize katkı saÄŸlamasını umuyoruz
Reyting mimarı kadın senaristler !

Daha önce, günde 3.5 saat ile dünya ikincisi olan Türkiye, “reyting canavarları” olarak bilinen dizilerin artışıyla, dört saat televizyon izleme ortalamasını tutturarak ilk sıradaki ABD’yi solladı. Şimdilerde Türkiye’de en çok izlenen dizileri kadın senaristler yazıyor!

Türkiye’nin en çok izlenen dizilerinden ‘Yaprak Dökümü’, ‘Dudaktan Kalbe’ ve ‘Menekşe ve Halil’in senaristleri Melek Gençoğlu ve Ece Yörenç, sabah 09.00 civarında biraraya gelerek akşam saatlerine kadar çalışıyor. İki senarist, “Set ve kanal beklemeyeceği için tıkanmak gibi bir lüksümüz yok” diyor ve ekliyor: “İçimize sinmeyen hiçbir işi ‘Bu hafta da böyle geçsin’ diyerek, teslim etmiyoruz. Bu önce kendimize, sonra da oyuncular ve izleyiciye saygısızlık”.

Ece Yörenç- Melek Gençoğlu (Yaprak Dökümü, Dudaktan Kalbe, Menekşe ile Halil)

Dizi senaryosu yazmaya nasıl başladınız?

Melek Gençoğlu: Kandemir Konduk’la birlikte senaryo yazmaya başladım.

Ece Yörenç: Ben de öyle…

Türk halkı dizilerde en çok hangi konulara ilgi gösteriyor?

M.G: Hayatın içinden konular, izleyicinin kendiyle özdeşleştireceği konular daha ilgi çeker.

Türk izleyicisini mutlu etmenin bir formülü var mı?

E.Y: Böyle bir formül olsa, her dizi başarılı olurdu. Ama artık seyirci de bilinçlendi. Bu da sektörde özeni getiriyor. Artık yapımcılar sadece “reyting garantili” oyunculara değil, yönetmen, senaryo ve prodüksiyona da önem veriyor.

M.G: Dizi başlar başlamaz hikayenin içine girebilmesini sağlamak çok önemli. İlk 20 dakika en can alıcı bölümdür. Bütün karneniz ilk 20 dakikada verilebilir. Ya reklam arasında zaplanırsınız, ya da hikayeniz merak ettiriyorsa seyirci mutlaka diziye geri döner.

Bir diziyi kabul etmeden önce nasıl şartlarınız var?

E.Y: Genellikle biz diziyi kabul ettirmeye çalışıyoruz. Önce bir hikaye kurup bunu yapımcımıza götürürüz. Yapımcı ikna olduktan sonra da üç bölüm senaryo ile kanala gidilir.

Dizinin ana hikayesini belirlerken neye özen gösteriyorsunuz?

M.G: Her hikayenin söyleyeceği bir söz vardır. Bunu bulmaya gayret ediyoruz. Örneğin Yaprak Dökümü’nde işe başladığımızda Reşat Nuri Güntekin’in aynı adlı kitabından aldığımız “Bir babanın evlatlarına bırakacağı en değerli miras, temiz bir isimdir. Şartlar ne olursa olsun” cümlesinden yola çıktık.

E.Y: Biz de sonuna şöyle bir laf ekledik: “Bu dün de böyleydi, bugün de böyle olmalı”… Ayrıca, karakterlerin sahici olması ve altının dolu olmasına özen gösteriyoruz.

Senaryonun gidişatına reyting ne ölçüde yön veriyor?

M.G: Reyting tabii ki çok önemli, işimizin devamını sağlıyor. Ama sırf reyting alabilmek için ilkelerimizden de vazgeçmiyoruz. Bunlar nedir? Çocuk ve hastalık üzerinden duygu sömürüsü yapmıyoruz. Yanlış mesaj vermemeye çalışıyoruz.

Yazarken üzerinizde reyting baskısını hissediyor musunuz?

E.Y: Yazarken baskı yaratmıyor ama dizi yayınlandığı günün ertesi sabahı, karnemizi aldığımız için saat 10.30 civarı hafif bir baskı hissediyoruz.

n Diziyi izlerken kendi hayalinizdekinden çok farklı çekildiğini düşünüyor musunuz?

M.G: Genelde böyle bir şey yaşamıyoruz. Bizim kurduğumuz dünyayı çok iyi anlatacak yönetmenlerle ve oyuncularla çalışıyoruz. Böyle bir durum olursa da yönetmenle konuşup, önlem alabiliyoruz.

Edebiyat eserlerini ilk biz günümüze uyarladık

Türkiye’de öpüşme sahnelerinin reytingi düşürdüğü yolunda bir iddia var. Bu inandırıcı mı?

E.Y: Hayır. Aksine “Yaprak Dökümü”nde, Fikret’le Tahsin’in öpüşmesi büyük olay oldu. Ama sadece karakterler öpüşüyor diye deÄŸil… Biz iki yalnız insanı bir yol arkadaÅŸlığında buluÅŸturan hikaye kurduk. Bu iki yalnız, aynı yolda ilerlemeye baÅŸladıklarında birbirlerini fark etti ve yavaÅŸ yavaÅŸ el ele tutuÅŸtular. Öpüşmeleri de kavuÅŸmanın finaliydi. Ä°zleyici bu yolculukta onlara eÅŸlik ederken onları öylesine sahiplendi ki, onlarla birlikte mutlu oldular.

Senaristlerin eski Türk filmlerinin ruhuna dönmeye çalıştığı doğru mu?

M.G: Bizim böyle bir çabamız yok.

E.Y: Sadece bugüne kadar yapılmayan bir şeyi yaptık. Edebiyat eserlerini günümüze uyarladık, bu konuda da ilk olduk.

Neden Türk toplumu dizi bağımlısı oldu?

E.Y: Eve girdiğimiz anda ışıktan sonra ilk olarak televizyonu açıyoruz. İzlesek de, izlemesek de sürekli açık kalıyor. Televizyon prototiplerinde de iki kuşak dizi olduğu için insanlar tercihlerini zorunlu olarak bir diziden yana kullanıyor.

BaÅŸka dizileri izliyor musunuz, favoriniz hangisi?

E.Y: Bu yıl “Bıçak Sırtı”nı izledim ve beğendim. Ayrıca “Elveda Rumeli” çok sıcak bir iş. Bir de arkadaşımın yazdığı “Asi” dizisi var, ama sürekli izleyemiyorum.

M.G: Bıçak Sırtı’nı izliyordum bitti, Eşref Saati’ni arada izliyorum. Komedi Dükkanı’nı beğeniyorum.

Nilgün Öneş (Hatırla Sevgili)

Hatırla Sevgili dizisinin senaristi Nilgün Öneş, Manajans’ta grafiker olarak çalışırken, arkadaşı Muharrem Buhara’nın tavsiyesiyle “Süper Baba” dizisinin yazı grubuna girmiş. Türk izleyicisini mutlu etmenin formülü olmadığını söyleyen Öneş, diziyi kabul etmeden önce ön şartının yazdıklarına karışılmaması olduğunu söylüyor. Nilgün Öneş’in zaman zaman tıkandığı, yazmakta zorlandığı anlar da olmuyor değil. Bu yüzden yazmaya uzun aralar verdiği de olmuş: “Kendinizi yenilemeden yazmaya devam edersiniz, tekrarlara başlarsınız. Uzun zaman çalışmak arkasından yorgunluğu getirir. Yorgun bir yazar tehlikelidir”. Öneş, Türkiye’de dizilerin çok izlenmesi konusuna ise ilginç bir yorum getiriyor: “Seyircinin önüne günde iki tane 90 dakikalık dizi koyarsanız ne yapsın? Ben İsmail Cem zamanındaki televizyonu çok özlüyorum. Özellikle kültür ve sanat programları ağırlıktaydı. Üstelik asla sıkıcı değillerdi. Bir daha izleme fırsatı bulamadığımız Çekoslavak çizgi filmlerini bile o zaman izlemiştik. Seyirci aynı seyirciydi ama televizyon yöneticisi çok farklıydı. Bence mesele bu. Dizi seyreden bir halk olmaktan hızla uzaklaşmalıyız. Dizilerden sonra en çok reyting alan programlar da para dağıtan yarışmalar. Ciddi biçimde geriye gitmişiz. Bizim cesur ve yenilikçi televizyon yöneticilerine ihtiyacımız var.”

Meriç Özen (Sıla)

Senaryo yazmaya tesadüfi bir şekilde girdiğini söyleyen “Sıla” dizisinin senaristi Meriç Özen, alaylı. Ustası ise Muharrem Buhara. Senaryonun gidişatına etkisi, çoğunlukla hikayenin temposunda değişiklikler yapma ölçüsünde oluyor. Örneğin beş bölüm için kurduğu bir yan hikayenin, izleyicinin ilgisini çekmediğini gördüğünde, konuyu hızlandırıp iki-üç bölüm içinde toplamayı tercih ediyor. Dizi üretiminde sayısal artışın çok olduğunu kabul ediyor: “Reyting savaşları ve rekabet koşulları malum; dolayısıyla ister istemez giderek kalıplarla, yaptığımız işe yabancılaşıyoruz. Bu mutlaka ekrana yansır. Samimiyet, o yüzden çok önemli. Ben de bunu korumaya çalışıyorum.”

Yazar: Tuğrul Tunalıgil

Kaynak: http://VATAN

Incoming search terms:

  • kadın senaristler (1)
Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir