Rehberiniz-Pozitif düşünmeye ne kadar yakınız?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Pozitif düşünmeye ne kadar yakınız?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Pozitif düşünmeye ne kadar yakınız?

Umut Sarp Zeylan

Araştırma Yönetimi Direktörü

İstanbul Bilgi Üniversitesi

İş dünyası ve uygulamaları değişmeli, bu kesin. Yıllar önce Bertrand Russell’ın “Aylaklığa Övgü”sünü okuduğum günden beri içimdeki umut baki, sorunun bende olmadığını anladığım günden beri. İnsanlar bu çağda, bu insanlık dışı tempoda, son dönemde “mobbing” adı altında artık sorun olarak algılanmaya başlanan yaygın Makyavelist yaklaşımların hüküm sürdüğü bu iş dünyasında, daha fazla bu şekilde devam edemeyecek. Ama çözüm nerede?

“Amerikan Güzeli (American Beauty)” Oscar’ı aldığından beri (daha önceden bildiğimizi) resmileştirdik; artık hepimiz özümüzü arıyoruz. Amerikan sinema sanayi her zaman yükselen trendlere göre konu başlıklarını belirler ya, işte o hesap. Artık global bir “kendini arayış” halindeyiz. Yılların acısını çıkarırcasına yogayla, reikiyle, her ne varsa onunla bireyselliğimizi yaşamak istiyoruz. Duygularımızın bize yanlış kararlar aldıran karanlık güçler olmadığını idrak ettik artık. Duygular, bizi biz yapan şeyler. Hem Antonio Damasio yılların Descartes’inin yanılgısını ortaya çıkarmadı mı 90’larda? Duygusuz olmanın, arabada direksiyonsuz olmak anlamına geldiğini göstermedi mi yaptığı çalışmalarda?

Yanı sıra, dünyanın yükselen akımlarında artık “eril”, “dişil” konseptlerinin iç içe geçmesi var. Madem duygular yükseliyor, erkekler insan değil mi? Onlar da duygularını sahiplenemeyecek mi yani? Tabii ki sahiplenecekler. Ve bu durum dünyada “mancipation” adı altında yükselen bir trend olarak gözükmeye devam edecek. Artık erkekler daha “dişil” görevleri severek ve isteyerek üstlenecek, üstleniyorlar da.

DAHA İYİSİNİ İSTİYORUZ

Tüm bu yaşanan sosyo-psikolojik dönüşümün iş dünyasına yansıması kaçınılmazdı, zaten öyle de oldu. Artık iş dünyası da, iş-yaşam dengesi programlarına verilen ağırlıkla, psikolojik taciz (mobbing) meselesinin yükselen önemiyle, bireyi el üstünde tutmayı ilke edindi. Fakat hedonik çarkın sürekli ikamet edenleri olarak, yine daha fazlasını, hatta daha iyisini istiyoruz, daha “pozitif” hissetmemizi sağlayacak olanını, her türlü “olumlu” hissi, maneviyatı içinde barındıranı.

Gözümüz aydın, yine çok beklemedik aslında. Arz-talep eğrisi yılların testine meydan okumaya devam ediyor. Biz talep ediyoruz, psikologlar ve iş dünyası uzmanları çalışıyor ve işte ortaya son dönemin en önemli değişim ekseni “pozitif değişim” konsepti çıkıyor. Özünde “appreciative inquiry”, yani “kıymet bilen sorgulama” modellerinin yattığı bir yaklaşım olan “pozitif değişim”, sistemin sorunlarına odaklanıp çözüm üretmektense, sistemin iyi işleyen yönlerini parlatmanın verimi artırdığı görüşünde. Yıllardır söyledik durduk “Kadir kıymetim bilinmedi, değerimi anlayamadılar” diye; işte artık bu yakınmalara son! Eldekiyle yetinme, eldekinden en üst düzeyde verim elde etme yeni motto.

YEDİ ANA BAŞLIK

“ Appreciative inquiry” modelini yedi ana başlık altında toplamak mümkün.

1. Ortak vizyon oluşturmak.

2. Birbirine güvenmeyen insanlar ve gruplar arasında şeffaf bir ortam ve ilişki kurmak.

3. Organizasyonel yapının üyeleri tarafından olumlu olarak karşılanacak ve pozitif değişime yol açacak yeni İK yaklaşımları belirlemek.

4. Daha önce olumsuz bir iş ortamının başarısız olduğu yerde olumlusunu yaratmak.

5. Organizasyon içinde var olan pozitif güçleri (değerler ve inançlar) keşfetmek, anlamak ve geliştirmek.

6. Var olan takımlar için geleneksel takım kurma ve geliştirme süreçlerine alternatif oluşturmak.

7. Farklı yollardan topluluk hissi oluşturmaya çalışmak (Community development).

YOL HARİTASI ÇIKARILMALI

13-14 Mart’ta 12. İnsan Kaynakları Zirvesi’nde aslında bu konu yeterince konuşuldu. Milliyet İK bir sayısını bu meseleye ayırdı ve detaylandırdı. Biliyorum yeterince duydunuz, ama ne yazık ki ben daha söyleyeceklerimi söyleyemedim. İşte bu yüzden, İnsankaynaklari.com’la konuya yönelik bir araştırma tasarladık, Türkiye’de “pozitif değişim” uygulamaları ne durumda diye görebilmek için… Çalışanlarla web üzerinden, İK çalışanlarıyla da İK zirvesinde yüz yüze görüşerek çalışmamızı gerçekleştirdik. Toplam 1457 çalışan ve 196 İK yöneticisi/çalışanı anketimizi cevapladı. İki örneklem arasındaki ana farklılık, İK zirvesi katılımcılarının, beklendiği üzere, daha büyük firmalarda çalışıyor olmalarıydı.

Çalışma sonuçlarına bakınca sanırım, özellikle Türkiye geneli çalışan algısı üzerinden, “pozitif değişim”in daha epey bir uzağında durduğumuzu itiraf etmek lazım. Anketimizi cevaplayan farklı sektör, orta düzey ve altı çalışanlarının sadece yüzde 13’ü firmalarında değişim yönetiminde, politika olarak, daha çok güçlü yönlerin tespit edilip üzerine gidildiğini belirtmiş. İK zirvesi katılımcıları arasında ise aynı oran yüzde 41.

Geleneksel çözüm, önem ve tatmin makasının en fazla açıldığı yerde, yani çalışanların önemsediği, ama yeterince tatmin olamadığı konularda. Araştırma sonuçlarına göre bunların başında, “olumlu yönlerin teşviki”nin yanı sıra, “istek uyandıran ortam”, “şeffaf ve düzenli iletişim” ve “kişisel gelişime katkı” konuları geliyor. Ya da belki de, “pozitif değişim” bakış açısıyla, aslında sadece en fazla memnuniyet yaratan konulara mı odaklanmalı? Yani “yapılan işin sonuçlarını görebilme”, “takım çalışması”, “eğlenceli ortam” ve “tanınma ve kabul görme”. Bana kalırsa ikisinin uygun bir senteziyle bir yol haritası çıkarmalı. Ama tüm bu okuduklarınızdan sonra artık karar sizin.

Yazar: Umut Sarp Zeylan

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>