Rehberiniz-Parmaklıklar dışınızda mı, yoksa içinizde mi?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Parmaklıklar dışınızda mı, yoksa içinizde mi?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Parmaklıklar dışınızda mı, yoksa içinizde mi?

Hapishanedeki Mahkumdan Ne Kadar Daha Özgürüz?

“Öyle yüksek duvarlı bir hapishanedir ki kendine koyduğun engeller, hiçbir beraat seni oradan çıkaramaz sen kendini âzad etmedikçe”

Hiç hapishaneye düştüğünüzü hayal ettiniz mi? Büyük bir korkudur ve tuhaftır ki nefes aldığımız her saniye, farkında olmadan özgürlüğümüze pamuk ipliğiyle bağlıyızdır. Trafikte bir anlık dalgınlık bile özgürlüğümüzü elimizden alabilir.

Bir yakınım geçtiğimiz günlerde yaşadı. Annesi aracıyla seyir halindeyken bir anda kontrolü kaybedip yoldan çıkıyor ve bir bağa içine giriveriyor. Frenleri patlayan araç bir ağaca çarparak durabiliyor. Ağacın üzerinde, orada ne yaptığı bilinmeyen bir adam var ve çarpmanın etkisiyle adam ağaçtan düşüveriyor. Ve nasıl oluyor bilinmez, adam hayatını kaybediyor.

Sonuç : Kadıncağız tutuklanarak cezaevine gönderiliyor.

Tuhaflık ki ne tuhaflık, garabet ki ne garabet. Güler misin, ağlar mısın?

İşte bu kadar yakınız kötünün en kötüsüne, iyinin en iyisine yakın olduğumuz kadar. Elbette böylesi bir kötü senaryoyu tahmin etmek, hazırlıklı olmak mümkün değil ama öyle bir hayat yaşıyoruz ki neredeyse yaşanılan hiçbir şey artık şaşırtmıyor. Tek şaşırtan, uzaklarda birinin değil, en yakınlarımızın ya da bizim başımıza gelmesi oluyor.

Bugün öğlen haberlerinde Habertürk’de bir haber izledim ve öylesine derindi kiözgürlük kavramı hakkında düşünmekten alıkoyamadım kendimi

Kartal Kapalı Cezaevi’nde mahkûmlar için kurulan bir üretim bandında deri kemer imal ediliyor. Mahkûmlar hem harçlıklarını çıkarıyor, hem de üretime bir katkı sağlıyor. Haberin çekildiği sırada muhabir üretilen kemerlerin Fransa’ya ihraç edileceğini söyledi ve sonra bir mahkûma mikrofon uzattı.

“ Burada günleriniz nasıl geçiyor?”

“Sabahları kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra işbaşı yapıyoruz. Sabahtan akşama kadar vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Akşama kadar kemer üretiyoruz. Akşam mesaimiz bitince koğuşumuza gidiyoruz, duşumuzu alıyoruz, sonra akşam yemeğini yiyoruz, televizyon seyrediyoruz ve sonra yatış saatimiz geliyor, uyuyup uyanıp sonra tekrar mesaiye gidiyor. Günler böylece hızla geçiyor.”

Bilmem siz de aynı şeyleri hissettiniz mi?

Size de tanıdık geldi mi mahkumun günlük programı?

Diyebilirsiniz ki biz en azından gökyüzünü görüyoruz, en azından işe gidip geliyorken caddelerden sokaklardan geçiyoruz.

Daha fena değil mi? Biz metrobüs nesli olarak sardalya kıvamında işe gidip gelirken bakabiliyor muyuz ki gökyüzüne? Mahkumlar hiç değilse trafikte vakit harcamıyor.

“Boş vaktim yok ki?” diyorsanız, peşinen kabul etmiş oluyorsunuz mahkumiyeti, hem de hiçbir suç işlememişken.

Nâzım Hikmet’in Yaşamaya Dair şiirinde dediği gibi “hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken…”

Evet, hepimiz zor hayatlar yaşıyoruz, borçlu olarak geldiğimiz bu hayatta bir şekilde borcu arttıra azalta, son nefese borçsuz gelmeye çalışıyoruz.

Kuyruğunu yakalamaya çalışan kedi misali, dönüp durdukça bir süre sonra başımızın dönmesiyle düşünmeyi de unutuyoruz. Şöyle bir adım geri atıp “Yahu neyi, niye yapıyorum” sorusunu soramayacak kadar hızla dönüyor başımız.

Dünya bir atlıkarınca, binince başlıyor dönmeye, ta ki ölene kadar.

Farklıysanız, değerli olduğunuzun farkındaysanız atın kendinizi atlı karıncadan. Biraz canınız acıyacak, diziniz kanayacak, kanamadan da olmaz zaten. Anneniz sizi doğururken bolca gözyaşı, çokça kan ve fena halde acıyla doğurdu. Ama o acı sonucu, ortaya güneş parçası gibi bir bebek çıkıverdi. Atın kendinizi bu atlı karıncadan ve dur deyin bu esarete.

Elbette hayat devam edecek, elbette sabah kalkınca işlerimize gitmeye devam edeceğiz. Ama tuhaf bir hınçla, sınırsız bir tutkuyla

– Her anınızı yaşamaya çalışın,

– Akşamlarınızı dolu dolu geçirmenin planlarını yapın,

– Haftasonları asla yatarak bünyenizi dinlendirme hatasına düşmeyin,

– Haftasonu bittiğinde bedeniniz yorulmuş, ruhunuz dinlenmiş olsun,

– En azından kendinize ayırdığınız zamanlarda gerçekten ne istiyorsanız onu yapın,

– Hiçbir hayalinizi ertelemeyin, en azından hemen başlayın,



– Farklı insanlar, şehirler, kültürler keşfedin,





– Elbette yaşamanız başkalarına da yarasın ama başkaları için yaşamayı bırakın,

İşte şimdi tahliye oldunuz. Hadi! Özgürlük sizi bekliyor.

Yazar: Ömer Ekinci

Kaynak: http://www.omerekinci.com

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>