Rehberiniz-Orhan tekelioğlu yazdı,bir yarışma analizi: ben bilmem eşim bilir

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Orhan tekelioğlu yazdı,bir yarışma analizi: ben bilmem eşim bilir” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Orhan tekelioğlu yazdı,bir yarışma analizi: ben bilmem eşim bilir

’Ben Bilmem Eşim Bilir’de kazanmak için kas gücünün öne çıkarılması, geleneksel iktidar kurmanın olmazsa olmazı ’erkeklik’ hâlinin gerekliliğini tekrar inşa ediyor. Zaten, erkekleri ’güçlü’ olanlar, yarışmayı da kazanıyorlar

Reality şov türünün birçok alt-kategorisi bulunuyor, bunlardan en “eğlendirenleri”, özellikle Türkiye gibi bir ülkede, çiftlere ilişkin “yarışmalar” olabiliyor. Malûm, ekrana çıkan çiftlerin, birbirlerini tanıması, aile düzeni içinde bir gelecek kurmayı amaç edinmesi, benzerlerine örnek olması ve tabii ki, ahlâka mugayir hâl ve davranış içinde olmaması gerekiyor ( RTÜK ve Behzat Ç . arasındaki meş’um ilişkiyi bir hatırlayın). Sempatik, komik ve neşeli çiftlerin (evliler, nişanlılar ya da evlenmeyi düşünen sevgililer) pek eğlentili şovu, son ay içinde iyice fark edilen Ben Bilmem Eşim Bilir oldu. Çoğunluğu genç ve meşru bir evlilik bağı içinde olan bu çiftlerin, yarışmalar esnasında ekrana yansıyan gerilim ve çatışma durumlarını nasıl okumalıyız? Bu soru önemli, çünkü, İlker Ayrık’ın, Mehmet Ali Erbil’in ilk dönemlerini hatırlatan cıvık olmadan “samimi” olabilen sunumu sayesinde, iyice rahatlayan, kendilerini yakın arkadaş çevresinde gibi hisseden “çiftlerin” sergilediği davranışlardan, son yıllarda varlığından sıkça bahsedilen metropollerde yaşayan “yeni” orta sınıfa dair bazı ipuçlarını yakalayabileceğimizi düşünüyorum. İsmi “yeni” de olsa, kültürel davranışlar ve özellikle cinsiyet rollerine bakışları bakımından oldukça “gelenekselci” fikirleri benimseyen, kültürel âdetleri normalleştiren bir dizi çiftle hemen her gece tanışıyoruz. Yine de, tam anlamıyla gelenekçi demek de mümkün değil bu çiftler için. Çünkü çok hızlı bir toplumsal değişime maruz kalan bu insanların düşüncelerinde ilginç bir eksiklik hâli de var.

Komik iktidar mücadelesi

Örneğin, genç kadınların çoğu doğru dürüst yemek yapamadıklarını itiraf edebiliyorlar, ama yine bu konuda, erkeklerin ne düşündüğü sorulduğunda, zaten en iyi yemeklerin “anneleri” tarafından yapıldığını öğreniyoruz. Bildik gelin-kaynana çatışması devam ediyor belli ki ve geleneğin asıl takipçileri erkekler. Zaten, ağır bir erkek egemen söylem programın her aşamasında ortaya çıkıyor. Sunucu, kadınlarla erkekler arasındaki farkı sürekli vurguluyor ve kadınların, mevzu erkekler olduğunda, ne kadar kolay “gaza gelebildiklerini”, erkeklerden kolayca yapamayacakları işler bekleyerek nasıl “akıldan uzaklaşabildiklerine” dair örnekler verip duruyor. Örneğin, bir erkekten yapamayacağı bir şey istendiği “anlaşıldığında”, yani erkek eş, beklenenin çok altında bir performans gösterdiğinde, kadın eşten de aynı işi yapması isteniyor. Böylece, hem gülünüyor hem de kadına, isteğin ne kadar mantıksız olduğu gösterilmiş oluyor. Yanlış anlaşılmasın, tabii ki bu işler, tatlı dilli bir sunucunun, hiç de kırıcı olmayan üslûbuyla yapılıyor. Güle oynaya, ekrana gelen iktidar mücadelesinin düzenini, sahipleri ve kazananlarını anlıyor, tanıyoruz.

‘Tırt’sal ve trajik

Gelelim yarışmanın gizli anahtarına, yani onu eğlenceli kılan “komik” unsuruna. Maymuncuğumuz bir kelime, göstergebilimcilerin pek hoşuna gidecek türden, veciz ve halk dilinden bir deyim: “Tırt!” Başarısız mısın, tırtsın o hâlde ya da tırt oluyorsun. Beğenilen bir şeyin, alındıktan sonra “bozuk” çıkmasının yarattığı hayal kırıklığını anlatan bir sözcük tırt ve tam da bu nedenle, “iktidarsızlıkla” eşdeğer olan bir durumla eşleniyor. Özellikle, erkeğin kas gücüne, fiziksel becerisine dayanan yarışmalarda, performans yetersiz kaldı mı, hemen haznesinden bu kelimeyi çıkarıyor İlker Ayrık ve stüdyodakilerin de yardımıyla hatırlatıyor “tırtsal” ve “trajik” durumu. Tabii ki, kadınlar da “tırt” olabiliyor, örneğin yemek yapmayı bilmiyorlarsa! Neticede, geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri tekrar kurulmuş oluyor. Boyuna posuna bakıp adam diye aldık, tırt çıktı! Nasıl ve nerede? Örneğin, bir dakika içinde, zehir gibi tuzlu şalgam sularından yeterli miktarda (20 bardak!) içemediğinde!

Bu saçmasapan iddialaşmaları çok tatlı bir biçimde kışkırtabildiği (yarışmacılarının diliyle “gaza getirdiği”) için İlker Ayrık’ın çok başarılı olduğunu teslim etmemiz gerekiyor ama, yarışmacılardan çoğunun birbirine neredeyse işkence yaptıklarını fark etmemelerine ne diyeceğiz? Örneğin, pazar filesi taşıması yarışmasında, kolayca bel fıtığı olabilecek bir ağırlığı (50 kilodan fazla) karısından isteyen erkeğin aklı gerçekten sağlıklı olabilir mi? Yanındaki diğer erkek yarışmacıya döner, aynı cinsiyetten olmanın yarattığı “kanka” hissiyle şöyle der: Taşısın abi! Ne demek istemektedir? Tabii ki, bir önceki yarışmada kendisinden beklenen “delice” bir maharetin (örneğin, en acısından onlarca acı biber yemek gibi) öcünün alınması. Esprilere gelince. Gülerek birbirlerine laf sokan, didişen, iktidar kurmaya çalışan bu çiftlerin bir başka özelliği, esprilerin yapısında netleşiyor. Bir türlü büyüdüklerini kabul edemeyen bu genç insanlar, fena hâlde ergenlik dönemine takılıp kalmış durumdalar. Ergen esprileri gırla gidiyor. Zaten tam da bu nedenle sunucuya bayılıyorlar, o da onlarla aynı frekansta, mahallenin, apartmanın, evin, ailenin haytasını oynayıp duruyor. Kameraya dil çıkarıyor, sürekli kıkırdıyor.

Güçlü erkek

Ve her haftanın sonunda yapılan “büyük ödül” yarışmasında bir başka hakikatle tanışıyoruz. Kapitalist bir ülkede yaşadığımızı artık aklımıza kazıyalım, araba sahibiyeti, toplumsal statü merdivenindeki bir üst basamağa işaret ediyor. Gülelim, güldürelim ama neticede eve eli boş dönmeyelim, rakipleri yenelim, arabayı kapalım. Bir sürü tuhaf soruyu cevaplayıp bunlara bağlı maharetleri gösterdikten sonra sona kalan iki çift, yarışmanın ödülü olan “sıfır kilometredeki” araba için, öndeki ve arkadaki tamponlara bağlanan halatların başına geçiyor ve kan ter içinde arabayı kendilerine doğru çekiyorlar. En son oyunda kazanmak için kas gücünün öne çıkarılması, geleneksel iktidar kurma biçiminin olmazsa olmazı olan “erkeklik” hâlinin gerekliliğini tekrar inşa ediyor. Diploması, katakulli ya da akıl oyunları nafile, sonunda kazanan hep fiziki güç olacaktır. Zaten, erkekleri “güçlü” olanlar yarışmayı da kazanıyorlar. Olmuyorsa, erkeklerin tırtlığındandır! Komik görünümlü trajikomik bir şov.

Yazar: Orhan Tekelioğlu

Kaynak: http://Radikal 2

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>