Rehberiniz-Ölümü yalanla anlatmayın

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Ölümü yalanla anlatmayın” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Ölümü yalanla anlatmayın

Hayatının ilk üç yılında, çocuk ölüm kavramını algılayamaz. Onun için ürkütücü bir durum değildir. Kıpırdamadan yatma ama daha sonra tekrar ayağa kalkma sanır. Canlı ya da cansız fark etmeden her şeyin ölebileceğini düşünür. “Araba kaza yapmış. Adam da ölmüş, araba da” diyebilir.

Dört yaş çocuğu ise sadece bir ayrılık, dönülecek bir seyahate gidiş gibi algılar ölümü. Özellikle bu yaşlarda, ölenlerin iyileşeceğini ya da ilaç verilerek ayağa kaldırılabileceğini düşünür. Örneğin balığı öldüğünde “Hadi su verelim. İlaç verelim. Doktora götürelim de iyileşsin” diyebilir. Ölümü süreklilik içeren ve geri dönüşü olmayan bir durum gibi algılamaz.

Beş yaşından itibaren ölümü uykuyla eş görür. Ancak bu arada ölümden korkmaya da başlar. Bu dönemdeki çocuklar sık sık anne, baba, dede ya da diğer yetişkinlere ölüp ölmeyeceğini sorar. Eğer büyükler ölümün uzun bir uyku olduğuna dair telkinlerde bulunursa, çocukta uyku sorunları baş göstermeye başlayabilir. Uyumak istemeyebilir, anne ve babasının uyumasına tepki verebilir ya da uykudan kâbuslarla uyanabilir.

Altı yaşından itibaren ölüm ile hastalık, yaşlanma arasında ilişkilendirme başlar. Saçları beyazlayan kişilerin öleceği düşünülür. Buna rağmen, ölüm hâlâ geri dönüşü olan bir olaydır. Pamuk Prenses’in bir öpücükle uyanması, Kırmızı Başlıklı Kız’ın kurdun karnından çıkması gibi. Ancak çocuk şöyle bir çelişki yaşar: Filmlerde ya da masallarda kötü kişiler ölür. İyi kişiler yaşar. Kendisini de iyi gören çocuk, ölmeyeceğini düşünür ve bu olguyla kendi arasında bağlantı kurmaz. Soyut düşünceye geçişin sağlanmaması nedeniyle ölümü yapan bir güç olduğunu düşünür. Bu Allah ya da Allah’ın belirlediği biridir. Ölümden sonra cennete gidileceğini, orada çok güzel şeylerin olduğunu anlatmak çocuğu rahatlatır.

Sekiz yaşa kadar çocuk ölümle yalnızlığı eşit görmeye başlar. Yalnız kalacağını düşünmesi onu korkutur. Hatta bu dönemde bazı ebeveynlerin “Beni hiç dinlemiyorsun. Öleyim de kurtulayım” tarzındaki ifadeleri, çocukta hem suçluluk duygusunu pekiştirir hem de yalnız kalma korkusunu geliştirir. Ayrıca çocuk sevdiği insanların ölmesini bir cezalandırma aracı olarak da görmeye başlar. 10 yaş civarı, ölümün geri dönüşü olmayan bir olgu olduğu anlaşılmaya başlanır.

Hangi yaşta, nasıl anlatmalı

Çocuk hangi yaşta olursa olsun soruları mutlaka cevaplanmalı. Özellikle 6-7 yaşa kadar, açıklamaların somut olması çok önemli. Çünkü henüz soyut düşünceye geçilmemiştir. Çocuk gülen, oynayan, yemek yiyen, televizyon izleyen kişinin birdenbire cansız olması, hareketsiz durmasını anlayamaz. Bu yaşlarda ölümle karşılaşan çocuklara “Deden artık hiç bir şey yapamıyor. Hani oyuncağın bozulunca tamir edemiyoruz ya, doktor amcalar da dedeni iyileştiremez” demenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Bu arada dedenin ölümünden dolayı herkesin çok üzüldüğünü, onu konuşmalarınızda anacağınızı, yaşadığınız güzel şeyleri hiç unutmayacağınızı mutlaka söyleyin. Çocuğun üzüntüyü görmesi, ölen kişiye verilen değeri anlaması ve duygularını değerlendirmesini sağlar. Üzüntünün gösterilmediği bir ortam, çocukta değersizlik duygusunun oturmasına neden olur. Çocuğun duygusal olarak sağlıklı yaşadığı üzüntü, ileride olası davranış sorunlarını ve bedensel hastalıklarını önler.

İFADELER NETLEŞMELİ

8-9 yaşından itibaren çocuğa yapılan açıklamalarda daha net ifadeler kullanılmalı. Bu esnada çocuktan çok fazla soru gelebilir. “Sen ne zaman öleceksin, ben ne zaman öleceğim?” gibi sorulara “Çok zaman sonra” şeklinde yanıt verirseniz, önünde sonunda herkesin bunu yaşayacağı fikrini kabullenir. Ayrıca çocuğun çok sevdiği bir hayvanı öldüğünde de titizlik ve hassasiyet göstermeli. Çok sevdiği kuşu öldüğünde ona tören düzenlemek gibi. Ölen kuşunu çöpe atmanız onda tamiri zor sorunlara neden olabilir.

Çocuklar da yas tutar

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Zahmacıoğlu, “Abartılı ve çocuğu ürkütebilecek yas ritüelleri dışında çocuğun da yas ortamında bulunması sağlıklı” diyor. “Yetişkinler gibi çocukların da sevdiklerinin arkasından bu sağlıklı duyguyu yaşaması gerek. Altı ay kadar uzayabilen bu süreçte uyku, iştah bozuklukları, hırçınlık, öfke patlamaları, inatçılık, okul fobisi, dikkat dağınıklığı, ayrılma kaygısı gibi sorunlar sıklıkla gözlenir. Aileler bu hassas geçiş döneminde zorlanma yaşayabilir. Bu durumlarda çocuk psikiyatrisi hekiminden yardım almaları önerilir. Beş yaş ve üstü çocuklar mezarlık ziyaretinin anlamını, önemini hissedebilirler ve arzu ederlerse yetişkin refakatinde törenlere katılabilirler.”

Yazar: Mesude ERŞAN

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir