Rehberiniz-Olumlu bakış açısı nasıl geliştirilir?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Olumlu bakış açısı nasıl geliştirilir?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Olumlu bakış açısı nasıl geliştirilir?

Yıllar önce iş dünyası – akademi ve medyayı bir araya getirecek parlak bir proje fikrini anlatmak üzere Türkiye’deki işletme fakültelerinden birinin dekanını ziyarete gitmiştik. O üniversiteyi ve o dekanı seçmemizin net sebepleri vardı. Birincisi, üniversite oldukça yenilikçi işler yaptığını iddia ediyor, akademik camianın klasik diskurundan oldukça uzak bir hava basıyordu. İkincisi de başındaki oldukça genç, parlak CV’li, Amerika eğitimli dekanın medya yansıyan imajı, bizi ‘projemizi ancak bunlar anlar’ hissiyle dolduruyordu.

Randevu günü gelip de genç, yakışıklı ve oldukça cilalı imaj sahibi dekanın karşısında 20 dakika kadar oturduktan sonra gözümün çıkış kapısında, içiminse bir an evvel kaçıp gitme arzusuyla dolu olduğumu fark edip kendimi dışarı zor atmıştım. ‘Parlak’ dekanımız, kendisine sunduğumuz projenin neden yapılamayacağını anlatan uzun nutuğun şehvetine öylesine kaptırmıştı ki, infilak etmek üzere olduğumuzu anladığını sanmıyorum.

Sevgili dekanımız projemizi elbette ki beğenmek ya da kabul etmek zorunda değildi. Burada insana afakanlar bastıran şey, kendisinin tüm cümlelerine olumsuz ifadelerle başlaması, bir saniye bile ‘acaba olsa nasıl olur’ diye hayal kuramaması ve bardağın yalnızca boş tarafına odaklanma kaslarının müthiş gelişmiş olmasıydı. Kaldı ki Einstein’ın, “Bir fikir ilk bakışta saçma gelmiyorsa hiçbir şans yoktur” lafı, artık neredeyse minübüslerin arkasında yazıyor.

Her neyse bizim önerdiğimiz projenin daha basit bir versiyonu başkaları tarafından farklı bir üniversiteyle yapıldı ve oldukça da başarılı oldu. Burada dedikoducu olmamak adına hiçbirinin ismini vermiyorum ama bizim dekan, oldukça umut vaat eden çıkışına ve parlak duruşuna rağmen zaman içinde sahip olduğu bu negatifliğin kurbanı olarak oldukça silik bir performansla devam etti hayatına. Birtakım panellerde ve konferanslarda rastladığımda dikkatlice bakıyorum kendisine ve -artık gençliği de tartışılır bir yaşta olduğu için- her açıdan ‘grileştiğini’ üzülerek gözlemliyorum.

Söz konusu dekan, benim için kağıt üzerinde ve görünüşte her şeye fazlasıyla sahip olduğu halde, bir insanın bazen (muhtemelen karakteri sebebiyle) nasıl da ‘sıradanlığın sınırını zorlayamayacığının’canlı kanıtıdır adeta.

Bu yelpazenin öteki ucunda da, havalı eğitimlerden, cilalı imajlardan yoksun olduğu halde her şeye ‘nasıl oldurabilirim’ türünde olumlu bir bakış açısıyla yaklaşan insanlar vardır. Bunlar, meselelerin iyi yanlarını görür, kendilerine ve çevrelerine güven duyar ve bu durum mantıksız, temelsiz, mesnetsiz bir noktaya taşınmadığı sürece de olmayacak şeyi olduranlar olarak karşımıza çıkarlar.

Mutluluk ve olumlu bakış açısının performansa etkileri üzerine çalışmalar yapan Amerikalı araştırmacı, danışman Shawn Achor’ın, piyasaya yeni çıkan kitabı “Mutluluk Avantajı”, bu iki tipin iş ve özel yaşamdaki kaderlerini bir falcı gibi çizmenin yolunu gösteriyor. Harvard’ın başarılı öğrencileri üzerinde yaptığı araştırma sonucu bu okulda ‘mutluluk’ üzerine bir dersi müfredata koyduran Achor, pozitif yaklaşımın insan hayatı ve iş dünyasındaki etkilerini üzerine kafa yoruyor. Araştırmaları ortaya koyuyor ki olumlu yaklaşıma sahip çalışanların performansı, olumsuzların en az yüzde 30 üzerinde seyrediyor. Bu tip insanların enerji seviyeleri, satış sonuçları yükselirken işten ayrınla oranlarıyla sağlık harcamaları düşüyor. Olumlu davranışa ve bakış açısına sahip doktorların, doğru teşhis koyma oranları bile yüzde 50 yükseliyor. Dolayısıyla Achor, benim dekanla ilgili tezimi doğrulayarak “olumlu yaklaşım, başarının en kesin ön habercisidir” diyecek kadar ileri götürüyor yaklaşımını.

Bu tezi doğrulayan verilere baktığımızda gerçekten çarpıcı sonuçlar görüyoruz: Üç binin üzerindeki IBM çalışanını inceleyen MIT araştırmacıları, sosyal yatırımları güçlü olanların olmayanlardan daha fazla kazandığını saptamış. Burada neden – sonuç ilişkisi oldukça düz bir mantığa dayanıyor aslında: Ortamdan daha çok keyif alan çalışanlar daha bağlı oluyor, daha çok iş tatmini hissediyorlar ki bu da verimliliklerini artırıyor. Şirket içi iletişimin ve bir araya gelecek sosyal ortamların fazla olduğu şirketlerin performansları da benzer biçimde yükseliyor haliyle. Zaten dünyanın en başarılı şirketlerinden biri olduğu kesin olan Google’ın çalışan mutluluğu ve sosyal iletişi için yaptığı yatırımlar aptalca kararların sonucu olamaz herhalde, değil mi?

İnsanların olumlu bakış açısının gücünü, iş hayatlarına katmaları adına Shawn Achor’un yedi önerisiyle bitirelim…

1. İnanmaya başlayın: “İnsanların saçma biçimde mutlu olmalarını falan beklemiyorum “ diyen Achor, günlük meditasyon seansları, düzenli egzersiz, dört gözle bekleyeceğiniz bir şeyleri planlamak ya da alışveriş yerine keyifli aktiviteler için para harcamak gibi küçük adımlarla, olumlu duyguları körüklemeyi öneriyor.

2. Gözden geçirin: İşimizi, ‘mutluluğun tersi’ olarak görürüz. Oysaki araştırmalar, işlerini zorunluluktan çok, hayat biçimi olarak görenlerin daha mutlu ve başarılı olduğunu gösteriyor. Yani işi, ‘kariyer’ ya da ‘evrenden bize bir çağrı’ olarak görmek, olumlu duyguları körüklüyor. Formalitelerden sıkılan bir sağlık çalışanıysanız örneğin, doldurmanız gereken formları bir zorunluluk değil, hastanın bir sonraki durağında kullanılacak bir sürecin yatarımı olarak görmek, durumu kolaylaştırabilir.

3. Olumluluk egzersizi: Araştırmalar bir aktivitenin, bittikten sonra bile insanların düşüncelerini etkilediğini gösteriyor. Uzun süre Tetris oynayanların oyun bittikten sonra bile etraflarında şekiller ve renkler görmeye devam ettiğini biliyoruz. Her gün, o gün için ve genel olarak müteşekkir olduğunuz üç şeyi yazmaya başladığınızda kısa zamanda zihninizin olumlu şeyleri taradığını göreceksiniz.

4. Başarı için başarısızlık: Stresin olumsuz bir şey olduğunu öğrenen insanların stres karşısında çok daha fazla yıprandığını fark eden Achor, hataları, başarısızlıkları stres yaratıcı faktörler değil, gelişmek ve öğrenmek için fırsatlar olarak görmeyi öneriyor.

5. Küçük hedefler: Hedef genel müdürlükse bu yoldaki küçük ve elde edilebilir taşlara konsantre olmalısınız önce. Zira bunlar hem başarma duygunuzu körükler hem de kendinize güveninizi artırır.

6. 20 saniye kuralı: “İnsanlar bir şeyi değiştirmek istediklerinde irade gücüne ihtiyaçları olduğu gibi yanlış bir inanışa kapılırlar” diyen Achor, olumlu davranışı 20 kez deneyimlemenin daha güçlü bir etkisi olduğunu düşünüyor. Sabahları egzersiz yapmak istiyorsanız en az 20 gün boyunca, spor kıyafetlerinizle yatın ve koşu ayakkabılarınız ayakucunuzda dursun…

7. Sosyal destek alın: Çalışanlar mutluluğu iki şekilde engeller: 1. Bir hedefe ulaşana kadar kendilerine rahatlama ve eğlenme izni vermeyerek. 2. Yalnız başlarına ve ölümüne çalışırlarsa başarılı olacaklarını zannederek. Oysa Achor’a göre etraftaki insanlarla ilişkide olmak hem mutluluğun hem de başarının temel şartları. Bu yüzden her gün ekibinizin katkılarıyla ilgili olumlu bir geribildirimde bulunmak, stresli ve yoğun zamanlarda aileyle daha fazla vakit geçirmek iyi sonuç veriyormuş…

Yazar: Burçak Güven

Kaynak: http://www.isteinsan.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>