Rehberiniz-Mutluluk reçetesi…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Mutluluk reçetesi…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Mutluluk reçetesi…

Hangimiz mutluyuz diyebiliyoruz…ben çok mutlu olduğum anlarda bile “mutluysan, üzülme geçer” sözünü hatırlar, ve o an bitince yeniden mutsuz olacağımı düşünerek hayıflanırım. Beni mutlu eden zamanları bir konserve kutusuna koyup saklayabilmek isterdim… ihtiyacım olduğunda yeniden çıkarıp yaşayabileyim diye…

Yine de son zamanlarda mutluğu gerçekten istediğimde yaratabildiğimi gördüm. Bu deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir kişi için yararlı olan bir formül herkes için yarayabilir diye düşünüyorum.

Duygusal açlığınızı başka şeylerle doyurmayın:

Mutsuz olduğunuz zamanlarda ne yaparsınız. Durun tahmin edeyim, abur cubur yersiniz, yediklerinizin bol kalorili olmasına dikkat edersiniz. Çikolataları özellikle seçersiniz, çünkü mutlaka bir yerlerde çikolatanın serotonin içerdiğini ve bunun da insana mutluluk verdiğini okumuşsunuzdur. Buzdolabının karşısında öylece durur ne yesem diye bakarsınız. Aslında aç değilsinizdir ama çektiğiniz duygusal açlığı, başka bir deyişle sıkıntılarınızı üzüntülerinizi yemekle örtmeye çalışırsınız.

Ancak yediğiniz lokmalar ağzınızda bir dakika vücudunuzda yıllarca kalacağı için bir müddet sonra pişmanlık duyarsınız. Pazartesi günü başladığınız rejim böylece sona ermiştir. Ya kendinize kızarsınız, ya da kilo alacağınızı düşünerek iyice mutsuz olursunuz. Bu nedenle yemek yemek istediğiniz zaman gerçekten aç mısınız yoksa canınız bir şeylere mi sıkıldı bunu ayırt etmenizi öneririm. ilişkiniz iyi gitmiyor mu yoksa iş yerinizde sorunlar var… üzülmeyin yalnız değilsiniz. Ancak buzdolabının önünden çekilin çünkü size başka önerilerim var.

Mutsuzluğunuzu alışveriş yaparak unutmaya çalışmayın:

Hangimiz “hiçbir şey almayacağım diye” sokağa çıkıp sonra elimiz kolumuz dolu olarak eve dönmüyoruz ki… çoğu zaman, kendimizi kötü hissettiğimizde kendimizi özellikle alışverişe vuruyoruz. Mutluluğu, sırf almış olmak için aldığımız gereksiz şeylerde kaç kez aradık… Kaç kez, hiç giymeyeceğimizi bile bile, sadece sahip olarak mutlu olma güdüsüyle bütçemizi zora soktuk…peki alışverişin size sağladığı mutluluk ne kadar sürdü ? Durun tahmin edeyim… kredi kardı ekstreniz gelene kadar… üzüntülü olduğunuz zamanlarda, mutsuz olduğunuz anlarda yapabileceğiniz ve sonrasında sizi mutsuz etmeyecek alternatifler var oysa… denemeye ne dersiniz ?

Sizi mutsuz eden kişileri hayatınızdan çıkarın:

Diyelim ki bir ilişkiniz var. Onu seviyorsunuz o da sizi seviyor ama birlikteyken mutsuz olduğunuz zamanların süresi mutlu olduklarınızdan daha fazla. Bu ilişki sizi yiyip bitiriyor. Onla da olamıyorsunuz… onsuz da. İşte en büyük mutsuzluk kaynağı. Size tavsiyem böyle bir ilişkiniz varsa, kesin atın, evet kesin atın. Merak etmeyin ölmüyorsunuz. Bir hafta en fazla iki fazla ağlarsınız. Ağlayın, ağlamaktan korkmayın, hatta en bol pijamalarınızı giyip yataktan çıkmayın. Çok kısa süre sonra emin olun ağlamaktan sıkılacaksınız. Sokağa çıkmak isteyeceksiniz. İşte o zaman hayatın aslında ne kadar yaşamaya değer olduğunu anlayacaksınız.

Size iyi bir haber… nasıl ki mutluluklar sürekli değilse mutsuzluklar da sürekli olmuyor. Sizi yıpratan bir ilişkiyi bitirmekten korkmayın ve unutmayın “ilişkiler biter, sevgiler bitmez”. Eğer sizi seviyorsa size dönecektir.

Bizi mutsuz eden ilişkiler sadece özel ilişkilerimiz mi elbette hayır. Sizin enerjinizi tüketen kişiler iş hayatınızda, okulunuzda, arkadaşlarınızın arasında hatta ailenizde bile olabilir. Eğer bu kişileri hayatınızdan çıkaramıyorsanız, aklınızdan çıkarın. Yaşadığınız olumsuzları sürekli düşünüp kendi kendinizi yıpratmak yerine zihninizi sizi mutlu edecek başka şeylerle meşgul edin.

Spor yapın:

Kendinizi sevin ve kendinize bakın. Siz size bakmazsanız başka kimse bakamaz. Başkaları için yaşarken biraz da kendiniz için yaşamanız gerektiğini hatırlayın. Fazla kilolarınızdan kurtulmaya çalışmak ya da sadece kendinizi iyi hissetmeniz için spor yapmaya başlamak iyi bir başlangıç olacaktır. Ülkemizde spor olanaklarının ne kadar sınırlı olanların da ne kadar masraflı olduğunu biliyorum. Ben size pahalı bir spor kulübüne üye olmayı ya da tenise başlamayı önermiyorum. Ama yürüyüş yapabilirsiniz. Bunun için paraya ihtiyacınız yok sadece kendinize biraz zaman ayırın yeter. Rahat bir spor ayakkabı ihtiyacınız olan tek şey.

Eğer İstanbul’da yaşıyorsanız. Yürümek için deniz kenarını seçin. Önce 45 dakika ile başlayın sonra bu süreyi bir saate çıkarmaya çalışın. Olabildiğince hızlı yürüyün, temiz havayı, denizin iyot kokusunu ve bahar rüzgarını içinize çekin. Bana inanın canınız ne çikolata isteyecek ne de içiyorsanız sigara (içmediğinize eminim ama ya içiyorsanız diye…)

Eğer bu yürüyüşleri düzenli hale getirirseniz akşamları tatlı bir yorgunluk olacak, çok daha rahat ve huzurlu uyuyacaksınız. Eğer çalışıyorum vaktim yok diyenlerdenseniz iyi bir haberim var… haftaya yaz saatine geçiyoruz. Hava artık daha geç kararacağı için akşam iş dönüşü kendinize zaman ayırıp yürüyebilirsiniz. Ya da hafta sonunu tercih edebilirsiniz. Bu bahar günlerinin güzelliğini kaçırmayın, bahar coşkusunun ruhunuzu etkilemesine izin verin. Güzel günler yakında… her şey daha iyi olacak…

Hayır deyin:

Sizi en çok mutlu edecek şey nedir biliyor musunuz ? Hayır demekten korkmamak. Çoğu kez sırf “hayır” diyemediğimiz için ne çok sıkıntıya giriyoruz… Yapmak istemediğimiz şeyleri sırf hayır diyemediğimiz için yapmıyor muyuz ? karşımızdaki insanları kırmamak adına, istemediğimiz bir şey olduğunda bin dereden su getirip, geçerli bir mazeret bulamadığımızda, sırf hayır diyemediğimiz için karşımızdaki kişilere ve onların isteklerine teslim olmuyor muyuz ? “hayır” demekten korkmayın ve “hayır demenin gücünü” hissedin. İstemediğiniz sizi mutsuz edecek durumlarda kalmamak için hayır deyin. Hayır neden çok güçlü bir kelimedir bilir misiniz ? çünkü kararlılık belirten bir kelimedir, ve karşınızdakine açık kapı bırakmaz. “Hayır” kelimesi , konuya konan son noktadır.

Mutluğun kendi içinizde olduğunu anlamak için biraz yalnız kalın:

Çoğumuz mutluluğumuzu başka kişilere endeksleriz. Sevgiliniz sizi aradığında mutlusunuzdur, aramadığınızda mutsuz, işinizde övgü aldığınızda mutlusunuzdur, olumsuz eleştiri aldığınızda mutsuz. Bir de hiç durmadan beklentiler ediniriz. Karşımızdaki kişilerin bizim hayal ettiğimiz şekilde davranmalarını, kafamızda tasarladığımız sözleri söylemelerini isteriz. Bunlar olmadığında müthiş hayal kırıklığına uğrar mutsuz oluruz. Oysa kimse sizin aklınızdan geçeni kimse bilemez ki… bu nedenle sizi mutsuz eden kişilerle sorunlarınızı çözmede iletişim çok önemlidir. Duygularınızda açık olun karşınızdaki insanların sizi anlamasını bekleyip mutsuz olayın. Kimse müneccim değildir…

Ve kendinizi keşfedin. Kendinize ait zamanınız olsun. Sevdiğiniz bir mekana gidip yalnız başınıza bir kahve içmekten çekinmeyin, size “kaç kişi olacaksınız ?” diye soran garsonlara tek kişi diye cevap verin. İçinizden ben çok güçlüyüm, kendime yeterim, kimseye ihtiyacım yok, burada oturup bir kahve içeceğim ve kendimin sorunlarını önce dinleyip onu çözeceğim” deyin.

Bir sinemaya gitmek için, alışverişle çıkmak için, boğaza gitmek, hatta balık tutmak için kimseye ihtiyacınız yok. Biraz yalnız zaman geçirin. Özgürlüğün tadını keşfedeceksiniz. Kendinize bir dünya yaratın ve o dünyaya kimseyi sokmayın. O dünyada yalnız ve mutlu olun ki çevrenizdeki herkesi kaybettiğinizde yaşamak için bir nedeniniz, kendi içinizden gelen bir gücünüz olsun.

Örneğin bu bir hobi edinmek olabilir. Bir müzik enstrümanı çalmayı öğrenmeye başlayabilirsiniz. Hatta bir yabancı dil öğrenmeye başlayabilirsiniz. Böylece yeni arkadaşlar, yeni ve sadece size ait olan bir çevre edinebilirsiniz. Şanslısınız şimdi pek çok belediye çeşitli kurslar açıyor, çeşitli faaliyetler düzenliyor. Kimbilir belki de içinizde gizli bir yetenek saklıdır.

Mutluluk ya da mutsuzluk sizin içinizdedir. Aşağıdaki çok sevdiğim kısa öyküde olduğu gibi:

Tanrılar, insanoğluna hem mutluluğu sunmak hem de kolay bulunamaması için mutluluğu insanoğlundan saklamak istiyorlardı.

Değişik görüşler atıldı ortaya. Kimileri, “Mutluluğu dağların zirvesine saklayalım; nasıl olsa oraya kimse ulaşamaz ve onu kolay kolay bulamaz” dedi. Kimileri ise “Mutluluğu denizin dibine gömmeyi” önerdi.

“Güneşe, aya saklayalım” derken sonunda meraklı insanoğlunun buralara ulaşıp, mutluluğu buralarda bulabileceği düşüncesiyle bu öneriden de vazgeçtiler.

Sonunda birlikte karar verdiler, mutluluğu saklayabilecekleri yeri saptadılar:

Mutluluğu, insanın içine sakladılar. Çünkü oraya bakmayı kimsenin akıl edemeyeceğini biliyorlardı.

.Ve son çare… O’nunla konuşun.

Hayır… “O” size sorun yaratan ya da mutsuz eden kişi değil. “O” sizi yaratan … eğer çok zor günler geçiriyorsanız, kendinizi çıldıracak gibi hissediyorsanız, tüm yaşama arzunuzu yitirmişseniz O’nunla konuşun. Üzüntülerinizi, mutsuzluklarınızı, sıkıntılarınızı anlatın O’na… Yüksek sesle konuşun, ağlayın, yardım isteyin. Sığının O’na. Sizi duyacaktır. Bu yazının yazarını her umutsuz ve mutsuz olduğu anda duyup ona mucizeler gönderdiği gibi…

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>