Rehberiniz-Mutluluk: onu yakalamanız için birkaç ipucu…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Mutluluk: onu yakalamanız için birkaç ipucu…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Mutluluk: onu yakalamanız için birkaç ipucu…

Bütün Dünya Dergisi – Haziran 2005

Dennis Prager – Reader’s Digest

Mutluluk hakkında yaptığım konuşmamı bitirdikten sonra, bir kadın dinleyici ayağa kalkıp şöyle dedi:

“Keşke eşim de gelmiş olsaydı.”

Ardından, eşini ne denli severse sevsin, mutsuz bir erkekle evli olmanın kolay olmadığını açıkladı.

Bu kadın, mutluluğu ciddiye almanın nedenlerine ilişkin bulmaya çalıştığım sözcükleri yerli yerine oturtmamı sağlamıştı. Bunlar, kişisel olduğu denli, başkalarının mutluluğunu düşünmekle ilgiliydi. Dinleyicime, elimizden geldiğince mutlu olabilmemizi, eşimize, çocuklarımıza ve arkadaşlarımıza borçlu olduğumuzu söyledim.

Ben de, mutlu denilebilecek bir çocuk değildim. İlk gençlik yıllarındaki birçok genç gibi, korkularımla uğraşırdım. Günün birinde, kolay yolu seçtiğimi anladım. Herkes mutsuz olabilirdi; bunun için cesarete ya da çabaya gerek yoktu. Asıl amaç, mutlu olmak için uğraş vermekti.

Mutluluk için aşmamız gereken engeller, çoğumuza yabancıdır. Mutluluğun, kendi denetimimiz dışında ya da çok az denetleyebildiğimiz olayların sonucunda, başımıza gelen iyi şeylerin sonucu olarak ortaya çıktığını sanırız.

Fakat gerçek, bunun tam tersidir; mutluluk çoğunlukla bizim denetimimizdedir. Bu, uğrunda savaşım verilmesi gereken bir duygudur; oturup beklenilecek bir şey değildir.

Birçoğumuz kendimizi, daha mutlu olduğuna inandığımız kişilerle karşılaştırırız. Bir akraba, bir tanıdık ya da uzaktan tanıdığımız biri gibi… Bir keresinde, çok başarılı ve mutlu biriyle karşılaşmıştım. Adam durmadan, güzel eşine ve kızlarına olan sevgisinden, sevdiği bir kentte yaşamaktan ve bir radyo istasyonunda yönetmen olarak çalışmanın mutluluğundan söz ediyordu. Onun, hiçbir çaba harcamadan mutluluğu yakalayabilen birkaç kişiden biri olduğunu sanmıştım.

Ardından, internetten söz etmeye başladık. İnternetin ne denli işe yarar bir şey olduğunu, bu sayede eşinin sağlığını tehdit eden “Multiple Skleroz” (MS) hastalığı hakkında bilgi sahibi olabildiğini anlattı. Onu dinlerken, yaşamında mutsuzluğa neden olacak bir şey olmadığını düşünmekle ne büyük bir aptallık yaptığımı anladım.

Hepimizin kafasında, yaşamın nasıl olması gerektiğine ilişkin kusursuz düşler vardır. Asıl sorun ise, insanların çeşitli eylemlerinin, eşlerinin ve çocuklarının düşledikleri ideallerle çoğu zaman bağdaşmamasıdır. Örneğin, ailemdeki hiç kimse boşanmamıştır. Evliliğin bir yaşam boyu sürdüğünü sanırdım. Eşimle, oğlumuz doğduktan üç yıl sonra, evliliğimizin beşinci yılında, boşandığımızda dünyam karardı. Kendi açımdan, başarısızın biriydim.

İkinci kez evlendiğimde, eşime, aile yaşamımın çöküntüye uğramış olması gerçeğine katlanamadığımı itiraf etmiştim. Eşim bana şu anki ailemizde ne tür bir sorun olduğunu sordu (eşimin ilk evliliğinden olan kızı da bizle yaşıyordu). Oğlumu her an görememek dışında (mahkeme kararıyla, oğlumu eşimle paylaşıyorduk) aile yaşantımızın harika olduğunu kabul etmek zorundaydım.

Eşim, “Öyleyse neden bundan mutluluk duymuyorsun?” diye sordu. Ben de bunu yapmaya karar verdim. Ama önce, kafamdaki “kusursuz aile” kavramından kurtulmam gerekiyordu.

Mutluluğa gölge düşürmenin yolu, ayrıntılara saplanıp kalmaktır. Bu, tuğladan örülmüş bir duvara bakarken, eksik bir tuğlanın olduğu yere odaklanmaya benzer. “Herhangi bir yere girdiğimde, tek gördüğüm saçtır” diyen adam gibi..

Eksik tuğlanızın ne olduğunu saptadıktan sonra, ona sahip olmanın sizi gerçekten mutlu edip etmeyeceğine karar verin. Sonra da, şu üç şeyden birini yapın: Ya ona sahip olun, ya yerini başka bir tuğla ile değiştirin ya da unutun gitsin. Yaşamınızı, sahip olduğunuz öteki tuğlalarla sürdürün ve mutlu olmaya çalışın.

Yıllar boyunca, mutluluk üzerinde çalışmalar yaptım. Vardığım en önemli sonuçlardan biri şudur: İnsanların yaşamlarındaki olaylarla, mutluluk oranları doğru orantılı değildir. Bir an düşünürseniz, bunun ne denli doğru olduğunu siz de fark edeceksiniz. Tümümüz, rahat bir yaşamı olup da mutsuz olan insanlar tanırız. Yine tümümüz, büyük tehlikeler atlatmasına karşın, yaşamın mutlu yönlerini bulmasını bilen insanlar da tanırız.

Başarının gizlerinden biri, minnettarlıktır. Tüm mutlu insanlar, minnettar olanlardır. Minnettar olmayanlar, mutlu olamaz.

Mutsuz insanların, durumlarından yakındıkları sanılır. Oysa, sürekli olarak yakınmanın, insanları mutsuzluğa sürüklediğini söylemek daha doğru olur.

İkinci giz, mutluluğun bir ürün olduğunun bilincine varabilmektir. En önemli kaynaklar, yaşamımıza yön veren uğraşılardır, böcekleri incelemekten, futbol oynamaya dek her şey… Ne denli çok düşkümüz (hobimiz) varsa, o denli çok mutlu zamanlarımız olabilir.

Son olarak, bizi aşan bir varlığa ve varlığımızın derin bir anlamı olduğuna inanmak, mutluluğumuzu pekiştirebilir. Tanrısal bir inanca ya da daha başka bir yaşam felsefesine inancımızın olması gerekir.

Felsefeniz ne olursa olsun, her olaydaki olumlu yönleri görmeyi seçerseniz, “kutsanırsınız”. Eğer olumsuzlukları bulmayı seçerseniz “dışlanırsınız”. Mutluluk gibi, bu da size bağlı…

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>