Rehberiniz-Mutluluğun insan üzerinde çok yönlü etkileri…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Mutluluğun insan üzerinde çok yönlü etkileri…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Mutluluğun insan üzerinde çok yönlü etkileri…

Mutlu bir beyin, bedende güçlü olumlu etkiler yaratıyor. Mutluluğun doruklarına tırmanan, bedenin grip aşısına tepki olarak ürettiği ortalama antikor miktarından yüzde 50 daha fazlasını üretiyor.

Bilim adamının yüreği hızla çarpmaya başladı. Çünkü laboratuarında beynini incelediği Budist keşişin derin düşüncelere dalışını gözlüyordu. Keşişin kafasına iliştirilmiş elektrodlardan bilgisayarına akan veriler dehşet vericiydi: Beynin sol prefrontal lobundaki elektriksel etkinlik korkunç bir hızla tırmanmaktaydı. Böylesine çarpıcı bir gözlem yapabileceğini hiç düşünmemişti!

Wisconsin Üniversitesi”nde psikoloji ve psikiyatri profesörü Richard Davidson meslektaşları arasında mutlulukla ilgili araştırmaların kralı olarak bilinir. Bu buluşunu gerçekleştirdiğinde, beynin ön lobdaki etkinlikleriyle, derin düşüncelere dalmanın verdiği bir tür neşelenme arasındaki bağlantıyı araştırıyordu. Bu araştırma bulgularını “Proceedings of the National Academy of Sciences” dergisinde yayımladı. Davidson”a göre mutluluk, beyinde bile bile yaratılan fiziksel bir durumdur.

Araştırma bununla da kalmıyor: Bilim İnsanları, mutlu bir beynin taşıdığı fiziksel özellikleri kavradıkça, bunların bedenin geri kalan bölümleri üzerinde de güçlü bir etki yarattıklarının ayırdına vardılar.

Yüzde 50 fazla

Ruhbilimsel deneylerde elde edilen bulgulara göre, mutluluk doruklarına tırmanan insanlar, bedenin grip aşısına tepki olarak ürettiği ortalama antikor miktarından %50 daha fazlasını üretiyor, büyük bir fark!

Başka araştırmacılar ise, umutluluk, iyimserlik ve hoşnutluk gibi ruhsal durumların, görünüşe bakılırsa, kalp ve damar hastalıkları, şeker, hipertansiyon, nezle ve üst solunum yolu iltihaplanmaları gibi rahatsızlıklara yakalanma riskini de azalttığını ortaya koydular.

Hollanda”da yaşlan geçkin denekler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, bu tür iyimser ruh durumları bireyin ölüm riskini %50 oranında azaltıyordu.

Harvard Üniversitesi Kamu Sağlığı Fakültesi ruhbilimcilerinden Laura Kubzansky de bu görüşe katıldığını belirterek, “Bu tür ruh durumlarının bedeni bir biçimde etkilediği açıkça ortada,” diyor.

Böyle olması da oldukça akla yatkın geliyor. Doktorlar mutluluğun karşı kutbu olan klinik depresyonun, kalp hastalığı, şeker ve bir dizi başka hastalığı körüklediğinin yıllardır bilincindeler.

Olumlu duygular bütünü mü?

Ne var ki, depresyon çok daha uzun bir süredir enine boyuna inceleniyor olmasına karşın mutluluk konusuna bu denli yoğun bir ilgi gösterilmediğinden, depresyonun nörokimyası en ince ayrıntılarına varıncaya dek biliniyor.

Kaliforniya Üniversitesi ruhbilim uzmanlarından Dacher Keltner, duygularla ilgili araştırmaların %90”ınm olumsuz duygulara odaklandığına, bu nedenle olumlu duygular konusunda henüz yanıtı bilinmeyen bir yığın soru olduğunu dile getiriyor.

Mutluluğun fizyoloji ve nörolojisi inceleyen giderek artan sayıdaki araştırmacılar, bu konuları yavaş yavaş gün yüzüne çıkartıyor. Bunlar arasında mutluluğun klinik tanımı, belki de en temel sorulardan biri. Bu aşamada kimse mutluluğun kesin bir tanımını yapamıyor.

Mutluluk sözcüğünün “bir bakıma tüm olumlu duygu durumlarını içinde barındırdığına” dikkat çeken Davidson, “Mutluluk bireylerin genelde değiştirme yönünde güdülenmedikleri, bir iyilik ve esenlik durumudur. İnsanlar bu durumu korumaya güdülenmişlerdir. Söz konusu güdü, dünyaya etkin bir biçimde sarılmayla ilintilidir. Ancak mutluluğun özellikleri ve sınırları henüz bilimsel araştırmalarla tam olarak ortaya konmamıştır,” diyor.

Doğuştan mutluluğa yatkınlık

Yine de, denekler araştırmacılara kendilerini iyi hissettiklerini dile getirebilmekte. Dahası, beyin görüntüleme yöntemleri, mutluluğun öncelikle sol prefrontal kortekste kendini belli ettiğini ortaya koyuyor.

Davidson “Beynin bu bölgesinin en azından birtakım mutluluk türleriyle yakından ilintili olduğundan eminiz,” diyor.

Bu durum, kimi insanların genetik yapıları gereği doğuştan mutluluğa eğilimli oldukları anlamına geliyor ve bebekler üzerinde yapılan araştırmalar da bu görüşü destekliyor.

Henüz bir yaşını doldurmamış bebeklerdeki sol prefrontal etkinliği ölçen ve daha sonra onlara annelerinin kısa süreliğine odadan çıkartıldıkları bir deney uygulayan Davidson, “Kimi bebekler anneleri odadan çıkar çıkmaz canhıraş bir biçimde ağlarken, kimileri çok daha sakin davranıyordu,” diyor.

Veriler annelerinden ayrı kaldıklarında ağlamayanların sol prefrontal bölgeleri çok daha etkin bebekler olduğunu ortaya koyuyor. Davidson bu kısa süreli gerginlik anında hangi bebeklerin ağlayacaklarını önceden kestirebildiklerine dikkat çekiyor.

Kısacası, anne ve babaların da önsezilerinden bildikleri gibi, kimi bebekler doğuştan mutlu oluyorlar.

Düşük doz mutsuzluk, iyi

Ancak sinirbilim uzmanları son on yılda beynin alabildiğine esnek bir yapıda olduğunu da fark etti. Beyin, yaşanan deneyimlere göre kendini yeniden programlıyor ve bu süreç özellikle de ergenlikten önce etkili oluyor.

Böyle olunca, doğal olarak, insanların başından geçen olumsuz deneyimlerin mutlu bir kişiliği yok edebileceğini düşünebilirsiniz. Gerçekten de, deneyimler çok yoğun ve sık yaşandığında böylesi bir durum söz konusu olabiliyor.

Ancak Davidson düşük dozlarda olumsuz deneyimlerin yararlı bir etkisi olduğunu fark etti. Davidson”a göre az miktarda acı ve sıkıntının insanlarda olumlu bir etki yaratması, bu tür olayların sıkıntılı durumlardan sıyrılmamıza olanak tanıyacak güç ve yeteneğe sahip olmamıza katkıda bulunmasından kaynaklanıyor.

Aşırıya kaçmayan acı ve sıkıntılar, mutluluk kaslarımızı geliştiren bir tür egzersiz, ya da melankoliye karşı bir tür aşı işlevini görüyor.

Dopamin, mutlulukta kilit hormon

Mutluluğa eğilimli bir prefrontal korteksi, eğilimli olmayandan farklı kılan özellik tam olarak nedir?

Bunda bir sinir hücresinden ötekine sinyaller taşıyan ve nörotransmiter (sinir sinyalleri iletici hormonlar) adıyla bilinen kimyasalların bir payı olduğu neredeyse kesin.

Davidson, prefrontal korteksin dopamin, serotonin, glutamat, GABA ve daha başka nörotransmiter hormonlarla dolup taştığına, ancak bunlardan özellikle dopaminin önemli bir rol oynayabileceğine dikkat çekiyor. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, dopaminin güzel duygularla ilintili sinyallerin sol prefrontal korteksten beynin limbik bölgesindeki duygu merkezlerine aktarılmasında etkili olduğunu gözler önüne seriyor.

Tensel haz farklı

İnsanlarda yapılan araştırmalar ise, dopamini çeken alıcıları duyarlı kişilerin, daha İyi duygu durumları yaşamaya eğilimli olduklarını gösteriyor.

Araştırmacılar hâlihazırda dopamin düzeyleri ile kendini aşın zinde hissetme ve depresyon arasındaki bağlantıyı inceliyorlar.

Belli bir hedefe doğru ilerlemenin (keşişlerin istiareye yatmaları, ya da sigara bağımlılarının 24 saatlik bir yoksunluğun ardından bir sigara tüttürmelerine izin verilmesi gibi) verdiği mutluluk açısından dopamin üretiminin özellikle önemli bir yeri olabilir.

Gelgelelim, tensel haz gibi farklı mutluluk türlerinde başka nörokimyasallar daha ağır basabilir.

Stanford Üniversitesi psikoloji ve sinirbilim uzmanlarından Brian Knutson, beyinde beklenti durumunu araştırdı ve “Mutluluk denince ilk akla gelen insanların kendilerini iyi hissetmeleridir. Oysa, mutluluk büyük ölçüde bir şeyi ummak, beklemekten ibarettir,” diyor.

Mutluluğun genetik yapısı da var. İnsanlar doğuştan iyimserliğe veya kötümserliğe yatkın olabiliyor. Beyinde salgılanan dopamin hormonu, mutluluk artırıcı. Bazı insanlarda bu hormon daha çok salgılanıyor.

Para kazanma fikri

Knutson”un araştırması Ivan Pavlov”un köpekler üzerindeki ünlü araştırmasından esinlendi.

Video oyununu kazanan deneklerini yemek yerine parayla ödüllendiren Knutson, “Ödülü almadan hemen önce deneklerin beyinlerini incelediğimizde para kazanma fikrinin yarattığı hoş duyguyla bağlantılı olduğu açıkça belli olan bir parıltıya tanık olduk,” diyor ve bu parıltının sol prefrontal kortekste değil, beynin altındaki nükleus akumbens adıyla bilinen bölgede meydana geldiğine parmak basıyordu.

Oxford Üniversitesi”nden Edmund T. Rolls ve arkadaşları da, gözlerin hemen arkasında tüm duyulardan uyanlar alan orbitofrontal kortekste (OFK) haz alıcılarına tanık oldu. Buradaki farklı nöron öbeklerinin farklı duygularla devinime geçtiklerini ortaya koydular.

Güzel duyguların bedene etkisi

İnsanın kendini iyi hissetmesinin ardında yatan nörofizyolojinin kavranması, mutlulukla İlgili araştırmanın bir parçasını oluştururken, güzel duyguların bedenin geri kalan bölümlerini nasıl etkilediği de bir başka parçasını oluşturuyor.

Beyin araştırmalarında olduğu gibi, mutluluk terimi özenli bir araştırma için fazlasıyla geniş kapsamlı bir terim; uzmanlar bu tür çalışmalarda genellikle belli özelliklere odaklanıyorlar.

İyimserlik konusuna odaklanan Harvard ruhbilimcilerinden Kubzansky 1300 erkek denek üzerinde 10 yıl boyunca araştırma yaptı,

Ve kendilerini İyimser olarak değerlendiren erkekler arasında kalp hastalıkları oranının ötekilerin yarısı kadar olduğunu ortaya koydu.

Duke Üniversitesi”nden Laura Richman ile birlikte gerçekleştirdiği ”, ve bu kez umutluluk ile merak konusuna eğildiği bir başka araştırmada da, bu iki duygunun hipertansiyon, şeker ve üst solunum yolu iltihaplanmalarına karşı koruyucu bir etki yarattığına tanık oldu.

Etki mekanizması bir giz

Ruh durumlarının bedenin biyokimyasını tam olarak nasıl etkilediği henüz gizini koruyor. Ancak, kaygı ve depresyon konusunda bugüne dek elde edilen bulgular ışığında birtakım ipuçlarına ulaşıldığına dikkat çekiliyor.

Davidson’un deneyleri

Olumlu ruh durumlarında deneklerin sol prefrontal kortekslerinde bir devinim meydana geldiği gibi,

Gerginlik durumunda adrenalin bezinin salgıladığı kortizol hormonunda da bir düşüş meydana geldiğini gösteriyor.

İyimserlerin karamsarlara kıyasla daha az gerginlik yaşayabileceklerine ve buna bağlı olarak gerginliğin tetiklediği bilinen kötü biyokimyasallardan uzak kalabileceklerine inanılıyor.

Dahası, iyimser tavırlı mutlu insanlar görünürde sağlıklarına çok daha özen gösteriyor.

Mutlu insanlar ve sağlık

Kaliforniya Üniversitesi ruhbilimcilerinden Robert Emmons”un 1998”de başlattığı bir dizi araştırmadan elde edilen bulgular da, mutlu insanların sağlıklarına daha çok önem verdikleri görüşünü destekliyordu.

Emmons 1000 erişkin deneği gelişigüzel üç gruba ayırdı, ilk grup ruh durumlarını her gün değerlendirerek 1 ile 6 arasında bir puan verirken, ikinci grup gün boyunca onları üzen ya da kızdıran olayları kayda geçiriyordu.

Üçüncü grup ise günlük kayıt tutuyor, ancak buna onların yaşamdan zevk almalarını körükleyen bir etkinliği de katıyordu. Bu grubun üyeleri gün be gün kendilerini mutlu eden şeylerin bir listesini yapmakla yükümlüydüler.

Gelişigüzel seçilmelerine karşın, üçüncü grubun üyelerinde mutluluk veren duygularda ilerlemeye tanık olundu; ayrıca bunların düzenli egzersiz yaptıkları, sağlık denetimlerinden geçtikleri ve hastalıklardan korunmak için birtakım önlemler aldıkları da görüldü.

Enerji ve uyanık

Genel olarak “minnet” grubu sağlıklı yaşama daha eğilimliydi. Bu grubun üyeleri kendilerini daha enerjik, daha istekli ve daha uyanık kişiler olarak değerlendirmekteydi. Kısacası, günlük kayıtlar, onların fiziksel ve ruhsal mutluluklarına katkıda bulunmuştu.

Bu grubun sağladığı yararlar, beklenildiği gibi, yaşamın sıkıntılı yönlerine odaklanan gruba kıyasla çok daha fazlaydı.

Emmons, “Yaşamdan keyif almasını bilenler bedenlerine de farklı yaklaşırlar. Bu tür insanlar yaşamı, sağlıklı olmayı bir nimet sayarlar ve bunu korumak için ellerinden geleni yaparlar,” diyor.

Minnet duyduğunuz, ya da sizi mutlu eden şeyleri kendi kendinize anımsatmak, herkesin yararlanabileceği bir yöntemdir. Ancak mutluluğu körükleyecek daha incelikli bilimsel yöntemler de gelecek vaat ediyor.

Sürekli mutluluk var mı?

Söz gelimi bilişsel-davranışsal terapi ve ilaçlar çoğunlukla depresyonu alt etmek amacıyla uygulanmakla birlikte, bu yöntemler mutluluk duygusunun güçlendirilmesinde de etkili olabilir.

Michael D. Lemonick, Time dergisinde (7 Şubat 05) yayımlanan yazısında şu soruyu yöneltiyor:

İyi de, Davidson”un derin düşüncelere dalan keşişte gözlemlediği türde bir sürekli mutluluk durumuna ulaşsak ne olurdu?

West of England Üniversitesi uzmanlarından ve “Emotion: The Science of Sentiment=Duygu: Duyarlığın Bilimi” adlı yapıtın yazan Dylan Evans”a göre, böylesi bir durum evrimsel bir çıkmaz olurdu.

Evans, “Danvin”ci oyunu kazanmanın ödülü ille de mutluluğa ulaşmak değildir. Herkesin düşler âlemine dalması herhalde insanoğlunun sonu olurdu. Bir canlı türünün başarıyla ayakta kalabilmesi için acı ve sefaleti de yaşaması gerekir,” diyor.

Mutluluğa eğilimli insanlar, bedenlerine de çok iyi bakıyor, düzenli egzersiz yapıyor, sağlık denetimlerinden geçiyor ve hastalıklardan korunmak için birtakım önlemler alıyor. Kendilerini daha enerjik, daha istekli ve daha uyanık kişiler olarak değerlendiriyor.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>