Rehberiniz-‘mutfaktan’ adım adım zirveye

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “‘mutfaktan’ adım adım zirveye” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
mutfaktan’ adım adım zirveye

Yılmaz Özdil’in 1 Nisan’da Doğan Kitap’tan çıkan ‘İsim Şehir Hayvan’ adlı kitabında, Sabah ve Hürriyet’te yayımlanmış 262 köşe yazısı bir araya geldi. Bu röportaj, kitapla sınırlı kalmadı. Onu dinlerken, gözlerken yazılarının neden bu kadar çok okunduğunu daha iyi anladım.Zekiydi, hazırcevaptı, alçakgönüllüydü, harbi İzmir delikanlısıydı. Olağanlaştırılan, alıştırılan hangi durum varsa, Özdil’in dilinden kaçamadı. Şıp diye yakaladı, tek cümlesiyle milyonlarca okuyucusunu sarstı. Özdil, 28 yıllık gazeteciliğinde de hep en iyi oldu; bugün de zirvede

Yazılarınızı kitap yapmaya neden gerek duydunuz?

– Okurlarım istedi. Kesip saklıyorlar, biriktiriyorlar; bu da arşivleme problemi yaratıyor. Benim niyetim yoktu. Çünkü ben günde bir yazı yazmaya bile üşenirim.

İlk bölümde köşe yazarları sizi tanımlıyor. Mesela Ertuğrul Özkök, ‘Zekâ küpündeki rengârenk akide şekeri’, Oktay Ekşi, ‘Nükleer enerjinin kâğıda emdirilmiş hali’, Ali Poyrazoğlu, ‘Aziz Nesin’in gözlük cebinden çıkmıştır’ diyor…



Hoşunuza da gitmiştir. İnsanı okşayan şeyler çünkü. Yazılarınızda toplumcu, doğrucu da olsanız, bireysiniz ve egonuza iyi gelir böylesi övgüler.



GAZETECİLİK MİMARİ İNŞATTIR

Cüce ego tamam ama köşenizdeki dil ve düşünce ustalığınızın başka nedenleri de olmalı.



Cümlelerinizle indirdiğiniz darbeler var. Sözcüklerle ustaca oynama cüretinizi, bilinciniz ve bakış açınızla birleştiriyorsunuz. Bu da okuru sarsıyor.

– Gazeteler edebiyat, hukuk, felsefe tarzı okullardan yetişen arkadaşlar tarafından yapılıyor. Türkçeye dair bir meslek sanılıyor. Oysa gazetecilik matematiktir, mimaridir. Mühendisler gazeteci olsa, Türkiye’nin gazetecilik perspektifi en az 20 çıta yükse

Ama dilin de matematiği var.



Geçmişteki yazılarınıza baktıkça, yazmasaymışım, dediğiniz yazılar da oluyor mu yoksa hepsinin altına yine imzanızı atar mısınız?



Nasıl bir sıfır kompleks durumudur, okutup danışmak? Ben artık oldum dememek?



Olgunlaşma sürecinizi görüyor musunuz yazılarınıza baktıkça? Yolculuğun neresindesiniz?



Kitap sizin için de iyi oldu öyleyse, Yılmaz Özdil almanağı gibi.



Kapak fotoğrafınızdaki melek kanatlı halinizi yadırgadım. Tarzınız değil gibi.



GAZETECİ KILIKLI SAHTEKÂRLAR

Hep muhalifsiniz ama germeden, yormadan, üzmeden. Okuyucuya kendinizi onaylatıp içinizi mi rahatlatıyorsunuz?

– Muhalif değilim. ‘Hükümetin şu uygulaması doğru ama sen sadece muhalif karakterin olduğu için buna iftira attın, yalan yazdın, karaladın, hadise senin yazdığın gibi değil’in kanıtını göstersinler; bugün mesleği bırakayım. Ama uygulama berbat olduğu, kam

Hep yanlışların altını çiziyorsunuz diyeyim o zaman.



Hep böyle gidecek mi, hiç hayal kurmaz mısınız kendi hayatınız için?

– Hayalim yok. Beş sene önce de 20 sene önce de yoktu. Üniversitede okurken çalışmam gerekiyordu. Babam Yeni Asır’da olduğu için torpil yaptı, sigortalı işe girdim. Hepsi bu. DPT’nin beş yıllık kalkınma planı gibi duyguya hiç kapılmadım, asla gazeteci olm

Kitabınız çok satacak. İmza günleriniz de olacak. Yoksa İzmir’den mi başlayacaksınız?

– Kadınların ikinci sınıf olduğu bu ülkede, Doğan Kitap’a toplantı için gittiğimde gördüm ki üst yönetim tamamen Amazonlardan oluşuyor. Şaşırtıcı ve onur verici bir tablo. Sağ olsunlar, bana çok sahip çıkıp özendiler. İmza günleri düşünüyorlar ama ben kaç

Kitabınızın adı, çocukluğumuzun oyunu gibi: ‘İsim Şehir Hayvan’. Neden?



Mehmet Turgut benim için melek ve şeytan kompozisyonu oluşturmuştu. Kitabın kapağındaki melek kısmı. Meleklinin tercih edilmesi, kapak tasarımına uygun olmasından. Üstelik, adam diyor ki “Bana oy ver, cennete git”. E din tüccarı, cennetin anahtarını satıyorsa, benim da melek olmamda sakınca yok herhalde

DÜNYANIN EN SEKSİ KENTİ İZMİR

Filler gibi ölmeye İzmir’e gitmek isterim. Ama İzmir’den hiç uzak kalmadım aslında. Sık sık giderim. Türkiye’den sıkıldığım zaman mutlaka İzmir’e giderim. İzmir’i sadece İzmirli olduğum için sevmiyorum Diyarbakırlı, Malatyalı olsam da İzmir’i severdim. İzmir dişi bir kent. İzmir’le sevgili olabilirsiniz. Kadınlar için de çok yakışıklı bir delikanlıdır İzmir… 6 bin yıllık şehirdir, dangozlar Yunanca zanneder. Aslında Smyrna Hitit prensesidir, Anadoluludur.

HÜRRİYET ÇOK BÜYÜK BİR LOGO

Bana kaç mail, telefon geliyor, bunu söylemeye utanırım. Bu bir güçse, bu gücün kaynağı Hürriyet. Sabah’ta, Star’da yazdım ama Hürriyet çok büyük bir logo, üçüncü sayfası çok büyük bir marka. Çetin Altan, Rauf Tamer, Oktay Ekşi, Bekir Coşkun bu köşede yazdı. Bu bir binaysa, benden önce gökdelen haline getirilmişti. Bana çatıya oturmak kaldı. Benden sonra üçüncü sayfada yazacak kişi, benden fazla okunacaktır.

ANNEMLE BABAM KARDEŞ

Annemin kitabını yazmayı düşünüyorum. Adı ‘Şark Çıbanı’ olacak. Yanağında şark çıbanı olan dünyadaki tek Giritli herhalde benim annem. Yüzündeki izi o da biz de çok seviyoruz. Annem o izi yanağında Kaşıkçı Elması gibi taşıyor. Anneannem, mübadelede Girit’ten göçüyor. Mustafa Kemal Antep’te toprak veriyor. Annemin Bursalı babası da Diyarbakır’da, Karayolları’nda görevli. Antep’te anneannemi görüp beğeniyor. Evleniyorlar. Dedem, görevi gereği Mardin’deyken annem dünyaya geliyor. Çocukluğunda çeçe sineği ısırıyor, şark çıbanı çıkıyor. Deniz insanı oldukları için oralarda yapamıyor, İzmir’e gitmek istiyorlar. Dedemin görevi nedeniyle olmuyor, boşanıyorlar. Anneannem annemi alıp İzmir’e, Giritlilerin yanına geliyor. Babamın babası Aksaraylı, babaannemle boşanıyor, oğlunu alıp İzmir’e geliyor. Tesadüfen dedem ve anneannem, aynı mahallede oturuyorlar. “Sen dulsun kızın var, sen dulsun oğlun var. Böyle olmaz, evlenin” diyorlar. Evleniyorlar. Dolayısıyla babamla annem, bir nevi üvey kardeş. Sonra annemle babama diyorlar ki böyle olmaz, siz de evlenin. Evleniyorlar. İşte bu yüzden annem-babam kardeş!

POPÜLÜM ÇÜNKÜ…

Bizim milletin bir hastalığı var, bu her konuya yansır. Gazeteciliğe de yansıyor. Mesela adam köfteci açar, başka şubesi yoktur, der. Başka şubesinin olmaması sanki matahtır. Doğrusu, McDonald’s gibi dünyanın her yerine açmaktır. Ben, popüler olmaya, popüler konuları yazmaya gayret ediyorum. Bana bu yüzden ‘Sen popülistsin’ derler. E, popülüm çünkü. Bana popülist diyen geri zekâlı farkında değil ama o da popüldür aslında.

AFİLİ CÜMLELERLE İLGİLENMEM

Sokakta büyüdüm. Türkçe, okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunan bir dil. Pek söylemezler ama aynı zamanda konuşulduğu gibi yazılan bir dil. Bizim insanımız, gol attık demiyor da geçirdik, diyor. O nedenle köşe yazısı için oturduğumda bu bağlamda, son tahlilde gibi afili cümlelerle ilgilenmiyorum. Nasıl konuşuyorsam öyle yazıyorum. Bu yüzden Amerikalı, Rus, İsrailli okurlarım var. Onların da anladığı dilden yazıyorum!

Yazar: Gulden Aydın

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>