Rehberiniz-Mükemmellik şart mıdır?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Mükemmellik şart mıdır?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Mükemmellik şart mıdır?

Mükemmel olma uğraşından yorulan var mı?

Mükemmel miyim, yoksa olabileceğimin en iyisi mi? İkisi de değilim ama, ulaşmaya çalıştığım ikincisi.

Etrafımızda kendisi ile barışık olmayan, ‘mükemmel olmak’ uğruna sürekli kendisi ile uğraşan, fakat kendi gerçeklerinden çok uzak bir sürü insan var. Kahverengi gözüne cam gibi mavi lensler takan… Sinir küpü olup sakin insanı oynamayı kendine görev edinen… Umrunda olmadığı halde çok ağır kitaplar okuyup dolu gözükeyim derken canı sıkılan… Konu komşu ne der korkusu ile içinden geldiği gibi davranamayan, yaşayamayan… Sevmediği bir işi, sırf iyi bir intiba bırakacağı için nefretle yapan…Ve milyonlarca daha insan halleri, sırf ‘mükemmel insan’ oyununu oynayabilmek için…

Peki, mükemmel insan kimdir ki? Bunca ırk, millet, değişik soysal grubun arasında ‘mükemmel’ denilecek özellikleri kimler belirler ki? Tüketim çılgınlığının, iletişim çılgınlığı sayesinde estirdiği sert rüzgarlarda, aslında son derece yapay olarak ortaya çıkan mükemmellik öğelerinin peşinde koşmak, insanları nereye kadar tatmin edebilir?

Mükemmel olmak ile olabileceğinin en iyisi olmak arasındaki farkı en basitinden şöyle görüyorum: Mükemmellik peşinde olan insanın yarışı sürekli başkalarıyladır. Olabileceğinin en iyisi olmaya çalışanın derdi ise kendisiyledir. Kendi gerçeklerini baz alır, rol modeller belirleyip onlardan ilham alır, hedefler koyar, ama esas kimliğini, başkaları gibi olmak uğruna feda etmez.

Bence bir insan bunun ne kadar erken farkına varırsa, o kadar mutlu olur, üretken olur ve aslında, ‘mükemmel’ olur. İnsanlar ilham almak ile taklit etmeyi birbirine karıştırıyor. İlham almadan gelişim, üretim olmaz; eksik kalır. Taklit ederek ise ne mükemmel olunur, ne de mutluluk bulunur.

Kilolarından hiç memnun olmayan bir hanım düşünelim. Büyük uğraşlar sonucu zayıfladığını, sporla sıkılaştığını varsayalım. Fakat bu hanım, aynı zamanda, mükemmel gördüğü bir ünlünün resmi ile estetik doktorlarını dolaşan, ‘estetik bağımlısı’ hanımlardan biri olsun. Ve doktora desin ki ‘benim vücudum olabileceğinin en iyisine geldi. Artık spor da, beslenme de fayda etmiyor. Belimdeki fazlalık ancak estetik müdahale ile geçecek.’ Elindeki resmi göstererek, ‘bu kadına benzemek istiyorum, belim onunki gibi incecik olmalı’ desin. Doktor bu müdahaleyi yapar yapmasına, ama acaba bu hanım tatmin olur mu? Kendinin en iyisi olabilmek zaten başlı başına zor, ama bir o kadar da tatmin edici bir duygu iken, kendini başkaları ile yarıştırmak niye?

Aynı şekilde, ‘mükemmel’ bir babaya sahip bir evladı düşünelim. Babasının başarılarının, belki şanının, şöhretinin gölgesinde büyümüş bir çocuk, ister istemez onu hep ‘mükemmel’ görür ve onun gibi olmak için didinir durur. Belki sırf bu yüzden aslında hiç de ilgisini çekmeyen baba mesleğini seçer. Onun gibi olmanın yolunun, onun yanında çalışmaktan geçtiğini düşündüğünden. Ya da daha da acı bir şekilde, sırf onunla kıyaslanmamak için, içinde varsa da baba mesleğini seçmez, başka işlerle mutsuz bir yaşam sürer. Halbuki bir bu buhranın içinden sıyrılsa ve genetik havuzunun diğer yarısından, yani annesinden de gelen özellikleri ile ne kadar ‘özel’ bir varlık olduğunu fark etse… Ve ömrünü, kendi bireysel özelliklerini en iyi hale getirmeye uğraşarak geçirse çok daha iyi olmaz mı?

Mükemmel gördüğümüz şeylerin orijinallerinden yalnızca tek bir tane var dünyada. Zaten onları mükemmel yapan da kısmen, bu tek ve özel oluşları.

Bence yapılması gereken tek bir şey var. O da, ilham aldığımız her şeyi ezberlemek yerine ruhumuza yerleştirip, kendimizi bir odaya kapatmak, soyutlamak ve kendi kendimizle yüzleşmek. ‘Demek mükemmel olmak istiyorsun, o zaman kendinin gelebileceği en mükemmel noktaya gelmeyi denesene’ diyebilmek. Kim olduğunu, ne istediğini, etki altında kalmadan anlayabilmek. O yakışmayan mavi lensleri çıkarıp atıp, kahverengi gözlerinin güzelliğini ortaya çıkarmayı bilebilmek. Tabii artık çevremizde o kadar çok ‘mükemmellik uğultusu’ var ki, kendini odaya kapatmadan, sırf kulaklarını bu uğultuya kapatıp geliştirebilene helal olsun.

Yazar: Güneş Mutlu Mavituncalılar

Kaynak: http://VATAN

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>