Rehberiniz-Milli yapmadılar o da beynelmilel oldu

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Milli yapmadılar o da beynelmilel oldu” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Milli yapmadılar o da beynelmilel oldu

Harbiye’deki evine yeni hırsız girmiş, en büyük zenginliği yarım asır boyunca milli, beynelmilel müsabakaların kupa ve madalyaları olduğundan, bir şey çalınmamış ama şoku atlatamamıştı. Buna rağmen, kırmayıp evine kabul etti.

‘Ülkesine, ulusal, uluslar arası başarılar kazandırmış, spor alanında hizmet etmiş hatta Cumhuriyet’in ‘ilk’lerinden birine imza atmış ama láyıkıyla tanıtılmamış ‘öteki’ addedilen bir kahramanın evindeyiz yine…

İstanbul Harbiye’deki Notre Dame de Sion’da öğrenciydi, 40’lı yılların sonunda. Okulda müzik öğretmeni olan teyzesi tarafından, teneffüslerde müzik odasında piyanoya ‘mahkûm’ edilmişti. Bir gün canı sıkılıyor, masanın üzerine iskemle koyup dışarı bakıyor. Tanrım ne muhteşem bir manzara? Bugün Radyoevi’nin bulunduğu yerde Sipahi Ocağı’nda insanlar ata biniyorlarmış. Hayatı değişmiş, yarım asrı aşkın verdiği at, atçılık ve binicilik aşkı böylece doğmuş.

CEZALAR YILDIRMAMIŞ

Fransız katı disiplini, sık, sık ‘retenu’ yani ‘ceza’ya çarptırılmasına neden olsa da, o asla at sevdasından vazgeçmemiş; 7’den 12’inci sınıfa, her okul çıkışı ‘vın’ doğru at binmeye gitmiş.

1951 – 71 yılları arasında durmadan ata binmiş. İlk başta lisansı yok, 1956’da ‘Atlı spor’dan lisanslı, Türkiye’nin ilk altı (‘bayan’ değil!) kadın binicilerinden biri (‘bir tanesi’ değil!) olmuş.

İdman ederken binicilik camiasından bir delikanlı, sürekli kendisini izliyormuş; ‘Biz eski kuşak terbiyesindeniz, hemen öyle konuşmak olmazdı’ diyor gülerek. Derken, biniciliğin tabii kazası, 28 Mart 1958’de (hiç unutmuyor) attan düşmüş; aman efendim elinde kadife eldiveni, yardıma koşmuş delikanlı. Hafta sonunda yemeğe çıkılmış ve ‘atlara karşı diğerleri gibi hoyrat olmayan, önemlisi medeni, kibar’ diye adlandırdığı Çerkez kökenli Selçuk Bey’le 1959’da evlenmiş.

7 KEZ ŞAMPİYON AMA…

1963 yılında ilk, toplam yedi kez Türkiye şampiyonu olmuş. ‘Sonunda bıktım…’ derken şaşkın bakışlarımı görüyor ve ‘At, spor veya yarışmalardan değil, hakkım olmasına rağmen, milli olmaya láyık görülmememden bıktım!’ diyor. Şaşkınlığım artınca ekliyor: ‘Gerçi rahmetli oldu, zamanın federasyon başkanı Rıfkı Alkan ‘İro adıyla Milli Takım’a gönderemeyiz’ diyordu. ‘Ama Lefter…’ diyecek oluyorum, sözümü keserek: ‘Evet, aynı yıllarda Lefter Küçükandonyadis, Fenerbahçe ve Milli Takımı’nın formasını taşıyor, hatta Yunanistan’a Türkiye adına bir de gol atıyordu’ diyor.

Bakmış bu iş böyle olmayacak, bu sefer öyle bir şey yapmış ki… ‘Ne mi yapmış?’ Dinleyelim…

‘Kendimi Bülent’e ve atlarına verdim; hem atlarımızı yetiştirdim hem de oğlumu. O da başarılı bir binici oldu. Dört kez milli oldu. Öte yandan, Brüksel ve Cenevre’ye kendi imkánlarımla gittim; Giovanni Marconie’den kurs gördükten sonra binicilikte ‘milli’ olamadığım Türkiye’ye ‘beynelmilel binici hakemi’ olarak döndüm’ diyor heyecanla. ‘Rövanşım müthişti!’ diyor kahkahalarla. Öte yandan, Türkiye’nin ‘milli’si olmak için gösterdiği inanılmaz azmi ve bu azminden onur duymak yerine, korkan zihniyete de, aslında hiç de ‘şaşırmadan’ şaşırıyoruz…

Tabii kendisine -her hukuk ve demokrat ülkede olması gerektiği gibi-doğal davranan ve desteğini esirgemeyen, sonraki federasyon başkanı İlyas Çokay’ı mutlulukla anıyor.

1964’te Yunan vatandaşları, Türkiye’den sürülünce annesi ve babası Yunanistan’a gitmiş ama kendisi evli olduğundan Türkiye’de kalmayı tercih etmiş, İro hanım.

‘TİN TİN MİNİ MİNİ HANIM’

Bazen sadece askerlerden oluşan biniciler arasında şampiyon olurken, askeri bandonun jest olsun diye ‘Tin, tin, mini, mini hanım’ marşını çalmasını da, sempatiyle hatırlıyor.

Türkiye vatandaşlığını kazanınca, Yunanistan’ınkini kaybetmiş, zira Yunan yasalarınca, bir kızın evlilik soyadıyla vatandaşlığı devam ettirebilmesi için, evliliğin kilise evliliği olması şartmış o zaman. Kızlık soyadıyla Yunanistan vatandaşlığına devam etmek kábilmiş ama. Yunanistan için ‘Xingakis’, Türkiye için ‘Kaplangı’ olmak, çift ruhlu halet-i ruhiyeye sokacağı için, vazgeçmiş Yunan vatandaşlığından. Ama 1983’te Papandreou gelince iktidara, AB sürecinde değişen yasaları sayesinde, Yunan vatandaşlığına Türk ‘Kaplangı’ soyadıyla kabul edilmiş.

Yıllar geçmiş ve Yunanistan’ın tanınmış Politis gazetesinin, kendisi için kullandığı bir tanımı çok sevmiş: ‘Türk’le evlendiği için Rum Cemaati ve Yunanistan’dan tepki aldı ve aynı şekilde de Türk hükümetlerince de ‘öteki’ diye addedildi’ ama bugün çok şükür, hem Yunanistan hem Türkiye’de, en azından aklın yolunun ışığı gözükür olmuş…’

O artık Türkiye ve Yunanistan edebiyatına, tercümeleriyle hizmete devam ediyor…

Yazar: Raffi A. Hermonn

Kaynak: http://Sabah

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>