Rehberiniz-Milletvekili adaylarının eğitimi

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Milletvekili adaylarının eğitimi” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Milletvekili adaylarının eğitimi

MİLLETVEKİLİ ADAYLARININ EĞİTİMİ

Yazan: Nüvit Osmay

Kaynak: İnsan Mühendisliği/Alfa Yayınevi/9. baskı

Bundan iki bin küsür yıl önce Çin’de devlet memuru olacak adaylar üç gün bir odaya kapatılır, kimse ile konuşturulmaz, özel olarak hazırlanmış sorulara cevap vermek suretiyle sıkı bir imtihandan geçirilirmiş.

Konfüçyüs’ün idarecileri yetiştirmeye ne kadar önem verdiğini hayatı ve öğretisi hakkında bir parça bilgi sahibi olan herkes bilir.

Demokrasinin beşiği sayılan İngiltere’de Avam Kamarasına yeni girenler Kuzey İrlanda’da en değerli profesör ve yaşlı devlet adamlarının konferanslar verdiği bir seminer görürler ve Roma Senatosundan Avam Kamarasına gelinceye kadar parlamento tarihinin geçirdiği bütün gelişme basamakları hakkında bilgi edinirler veya ilgili çeşitli tarihi ve siyasi konuları tartışırlarmış.

Almanlara İngilizce öğreten meşhur Toussaint Langenscheidt dil kurs kitabının son sahifesinde şu satırlar vardır:

“Eğer bu kursu buraya kadar tam manasıyla takip etmişseniz,artık oldukça iyi İngilizce öğrenmişsinizdir. Bundan sonrası için size tavsiyemiz şudur: Uygun bir fırsattan faydalanarak İngiltere‘ye gidiniz ve bu arada Avam Kamarasını ziyaret etmeyi sakın ihmal etmeyiniz, çünkü bütün dünyada en iyi ve mükemmel İngilizcenin konuşulduğu yer orasıdır.”

Nehru’nun ölümü dolayısıyla yazılmış bir yazıda ondan Avam Kamarasının en güzel konuşan 20 hatibinden birisi idi, diye bahsolunmuştur

Churcil hakkında, eğer İngilizceyi bu kadar mükemmel kullanmasını bilmeseydi, İngiltere İkinci Cihan Harbini kazanamazdı, denilmişti. Hatta Kennedy, Churcil kelimelerini seferber etti, birer birer harp meydanlarına yolladı ve zaferi kazandı, demişti.

Milletvekili olmak üzere partiler tarafından aday gösterilen kimselerin muhakkak ki çeşitli meslek kollarında bilgileri hatta ihtisasları vardır. Fakat acaba bu yeterli midir? Parlamentoların esas işi kanun yapmak olduğuna göre bu konuyu en iyi bilmesi gereken hukukçular bile oraya tam parlamento hamulesiyle geldiklerini iddia edebilirler mi? Tabi biz burada genel ortalamalardan bahsediyoruz, istisnalar her yerde vardır ve kaideleri bozmazlar.

Yıllarca önce sevki idare konusu ile ilgili olarak amirlerin yetiştirilmesi üzerine çok değerli bir eseri tercüme ettiren bir Genel Müdür, kitabın ilk nüshasını Bakana takdim ettiği zaman, Bakanın şu sözleri ile karşılaşmış ve şaşırmıştı:

“Amirlik fıtridir, öyle kitapla mitapla olmaz.”

Dünya değişmekte, her meslek kolundan eskiye nazaran çok daha fazla şeyler beklenmektedir. Fakat bu arada meslek kollarının birbirleriyle olan temas noktaları da çoğalmaktadır. Asıl önemli konu buradadır. Bir taraftan ihtisasa kıymet verilirken, öteki taraftan da ihtisas bölgeleri arasında boşlukların, no man’s land’lerin kalmamasına dikkat edilmektedir.

İşte sosyal topluluklarda bu ihtisas kolları arasındaki boşlukları tolerans denilen bir harç doldurmaktadır.

Bir Fransız yazarının dediği gibi, “Sosyal hayatın en lüzumlu fazileti toleranstır.”

Tolerans, en basit bir tanımla, başkalarının bizden başka olabileceğini kabul etmek, onların fikir ve davranışlarını anlamak, peşin ve sabit bir hükme kapılmadan gerektiğinde onları tartışabilmek hasletidir.

İşte partilerin adayları için tertip etmeği düşünecekleri seminerin birinci dersi tolerans konusunu içine almalıdır.

Ünlü tarihçi Henrik Van Loon toleranssızlığın, bağnazlığın dört şekli olduğunu söyler:

-Cehaletten doğan bağnazlık,

-Korkudan doğan bağnazlık,

-Menfaatten doğan bağnazlık,

-Alışkanlıktan doğan bağnazlık,

Bağnazlığın sebepleri üzerinde bir parça düşünülürse, tolerans sahibi olmanın sosyal hayattaki önemi de kolayca anlaşılır.

Tabiatıyla bir konferans dinlemekle insan tolerans sahibi olamaz, zaten toleransın okulu kütüphaneler, hocası tarih ve gıdası da ilahi şüphedir. “Acaba karşımızdaki adamın da söylediklerinde hiç haklı olduğu bir taraf yok mudur?” şeklindeki ve Fikret’in “Şüphe bir nura doğru koşmaktır” diye ifade ettiği şüphe, yalnız başına bu düşünce bile insanlara bir hayli tolerans öğretebilir.

Böyle bir seminerin ikinci önemli konusu muhakkak ki, söz söyleme sanatı olmalıdır. Yukarıda Avam Kamarası için bir Almanca kitapta verilen örnek çok düşündürücüdür.

Tarafsız gözlemciler ve stenograflar konuşmaların etkisini azaltan, onları kıymetten düşüren şu üç nokta üzerinde müttefiktirler:

1-Çok uzun konuşmak,

2-Konudan dışarı çıkarak ana fikri kaybetmek.

3-Cümlenin son kelimesini-ki bu Türkçe’de ekseriya fiildir- yutmak. Böylece dinleyenler cümlenin manasını tam anlayamazlar ve karine ile çıkarmaya çalışırlar.

Milletvekili adayı bir dostum ile konuşuyorduk, halk önünde 10-15 dakika konuşmanın nedense değeri yok, onlar en aşağı bir iki saat konuşmamızı beklerler demişti.

Bir daha sefer için kendisine şu testi tavsiye ederim. Böyle uzun ve başarılı bir konuşmasından sonra, dikkatle dinleyenlerden birisini çağırsın ve ona bütün konuşmasından aklında ne kaldığını sorsun.

Eğer bir konuşmanın esas hedefi, karşı tarafa bir şey duyurmak, söylemek, öğretmek, bildirmek, yani bir fikir vermek, onu insanın kendi düşüncesine kazanmak ise, böyle bir hedefe uzun bir konuşma ile hiç bir zaman varılmaz. Çünkü normal insan tam verimle 20 dakikadan fazla dinleyemez.

Meşhur bir hatibin şu fıkrası da ilgi çekicidir:

5 dakikalık bir konuşmaya hazırlanmak için ne kadar zamana ihtiyacınız vardır sualine, hatip bir ay, 15 dakikalık bir konuşmaya 3-4 gün;peki ya iki saatlik bir konuşmaya sualine de, hemen şimdi söyleyebilirim cevabını vermiştir.

Uzun konuşmanın, konudan ayrılmanın ve açık seçik konuşmamanın yalnız hatibin savunduğu konu bakımından değil, şu bakımdan da hepimize zararı vardır:

1-Meclisin kıymetli zamanı kaybolur, daha önemli işlere az vakit kalır.

2-Uzun konuşmaları ekseriye kimse dinlemez, böylece içerdikleri güzel fikirler layık olduğu”hüsnü kabulü” görmez.

3-Uzun konuşması ile tanınan hatipler, daha söze başlamadan dinleyicilerinden bir ilgisizlik peşin hükmüyle karşılaşırlar ve söyledikleri hiçbir zaman hatırda kalmaz ve etki yapmaz.

Seminerin öteki dersleri hakkında yetkili ilim adamlarımız her halde daha bir çok kıymetli tavsiyelerde bulunacaklardır. Yalnız bizim ilave etmek istediğimiz bir konu daha vardır:İlmi sevki idare.

Memleketimizde Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünün önderliği ile yüksek seviye icra amirlerine kadar verilmeğe başlanan bu seminerler milletvekili adayları için de çok faydalıdır, çünkü böylece onlar müsteşar, genel müdür, daire başkanı gibi yüksek dereceli idarecilerin ne gibi güçlüklerle karşılaştıklarını daha iyi anlarlar.

Bundan yıllar önce Parlamentonun bir komisyonunda genel müdürler veya daire başkanlarının özel sekreterleri konusu tartışılmıştı. Birçok milletvekilleri bunların lüzumsuzluğundan, gelenleri içeri bırakmadıklarından yakınmışlardı.

Halbuki modern sevki idarede esas prensip, yüksek bir icra amirinin günlük işlerinden uzak kalması ve müessesenin geleceği hakkında düşünmeye vakit bulmasıdır.

Bizde en çok ziyaret edilen makamlar en üst makamlardır. Bundan dolayı memleketçe iş yapmaktan sorumlu olan partiler, yüksek amirlerin vakitlerini israf etmemek için bu gibi prensipleri bütün adaylarına öğretmelidirler. İşte bunlar ve daha birçok önemli esaslar modern sevki idarenin kurallarındandır.

Her eğitim faydalıdır, fakat memleketin kaderini en yakından ellerinde tutacak olanların eğitimi kadar hiç bir eğitim faydalı olamaz.

Partiler seçim heyecanı arasında bir parça vakit bulabilirler ve bu konuyu da düşünmek zahmetine katlanırlarsa, hem memlekete, hem demokrasimize, hem de kendilerine iyilik etmiş olurlar.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir