Rehberiniz-Melez bir girişimcilik modeli

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Melez bir girişimcilik modeli” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Melez bir girişimcilik modeli

Sosyal Girişimcilik

Sosyal girişimci, kâr etmeyi amaçlayan ama elde ettiği kârı, topluma fayda üretmek için kullanan girişimcidir.

Bizim ezberimize göre şirketler kâr elde etmek ve bu kârı ortaklarına dağıtmak için kurulur. Topluma faydalı işler ise ya devlet tarafından yapılır ya da sivil toplum kuruluşları (STK) tarafından. Şirketler ise topluma faydalı işlerle ancak bir sosyal sorumluluk kampanyası ya da sponsorluk çerçevesinde ilgilenirler.

Sosyal girişimcilik bizim bu ezberimizi bozan melez bir modeldir.

Sosyal girişimcilik, toplumsal sorunların çözümünde serbest piyasa esaslı yöntemleri benimseyen bir yaklaşımdır. Sosyal girişimler, ticari olarak kurulan ama amacı toplumsal sorunlara çözüm getirmek olan girişimlerdir.

Sosyal girişimciliğin cazibesi, kapitalist sistemin bütün “iyiliklerini” toplum yararına kullanmasında yatıyor. Hepimizin ezberinde “etkinlik”, “verimlilik”, “kâr” gibi kavramların iş hayatına ait olduğu bilgisi vardır. Buna karşın “toplumsal fayda”, “iyi niyet”, “özveri” gibi kavramlar ise sivil toplum kuruluşlarına aittir ; ama bu kuruluşlar kapitalist girişimciler kadar “becerikli” değillerdir. İşte sosyal girişimcilik, “kâr” ve “toplumsal faydayı” aynı potada eriten, toplumsal ideallerle yönetim becerilerini aynı çatı altında toplayan bir anlayıştır.

Girişimcilik demek, fırsatları fark etme, mevcut sorunların çözümlerini bulup söz konusu alanda risk alarak yatırım yapmak demektir. Girişimciliğin doğasında yenilikçilik, risk alma ve değişim yaratma vardır. Sosyal girişimcilik ise toplumsal sorunlara çözüm getirme amacıyla kurulan ama aynı zamanda “kapitalist” yöntemleri kullanan bir modeldir.

Dünyada sosyal girişimlere yönelen yetenek, enerji, kaynak, para ve ilgi her geçen gün artıyor.

Sosyal girişimlerin merkezinde misyonları vardır; ticari faaliyetlerini ise amaçlarını gerçekleştirmek için araç olarak kullanırlar. Sosyal girişimler, elde ettikleri kârı yine sosyal amaçlara yönlendirirler. Sosyal girişimlerde başarı ölçütü, kâr değil, toplumsal değişim ve yaratılan faydadır. Kâr etmek, sürdürülebilir ve kalıcı olmak için bir koşuldur. Sosyal girişimler, hedeflerini kısa vadeli değil, uzun vadeli toplumsal etkileri artırmaya yönelik belirlerler.

Sosyal girişimler, faaliyet gösterdikleri alanlarda kalıcı değişim yaratmayı, çözümlerini yaygınlaştırmayı ve uzun vadede toplumun desteğini kazanarak sorunu ortadan kaldırmayı hedeflerler. Sosyal girişimcilik, “hayırseverlikten” de “sivil toplum hareketinden” de çok farklıdır. Hayırseverlik, karnı aç olana “balık vermek” üzerine kuruludur. Sivil toplum projeleri ise temelde “balık tutmayı öğretmek” üzerine kurgulanır. Sosyal girişimcilik ise bu alanın öncü kuruluşu Ashoka’nın kurucusu Bill Drayton’un dediği gibi, balık vermek ya da balık tutmayı öğretmekle yetinmeyip balık endüstrisini kökten değiştirmeyi hedefler.

Sosyal girişimler, dezavantajlı kesimlerin yoksunluklarının giderilmesinden çevrenin korunmasına, insan hakları ihlalleriyle mücadele etmekten yok olan dillerin ve toplulukların yaşatılmasına kadar birçok alanda etkinlik gösteriyorlar. Eğitim, sağlık, çevre, insan hakları, kalkınma gibi birçok alanda sosyal dönüşüm gerçekleştirmeyi amaçlıyorlar.

Üstelik pek çok karmaşık sorunun çözümünde gösterdikleri başarıyla sosyal girişimciler, özel sektör şirketlerine rol model oluyorlar. Sosyal girişimciler, sorun çözme becerileri, işbirliği yetenekleri, sorumluluk alma ve gönüllülük ruhlarıyla özel sektör şirketlerine ilham veriyorlar.

El attıkları alanlarda sosyal girişimciler, sosyal değişimi baş döndürücü bir hızda tetikleme gücüne sahipler. Neredeyse hemen hepsi yerel düşünüp yerel hareket ediyor olsalar da, aslında özellikle geçtiğimiz on yıl içinde küresel bir hareket olarak da önem kazandılar. Sosyal girişimciler, parlak zekâları, içten gelen motivasyonları, vizyonları, çalışkanlıkları ve başarma tutkularıyla, iyimserlik aşılıyor, toplumu cesaretlendiriyorlar. Daha da önemlisi bir yandan acil toplumsal sorunlara kalıcı çözümler getirirken, öte yandan bu hareketlerin parçası olsun ya da olmasın herkese “dünyayı değiştirebileceğimiz” ilhamını veriyorlar. Sivil girişimciliğin yükselişi, içinde yaşadığımız zamanın en önemli gelişmelerinin başında geliyor. (Herkes Fark Yaratabilir.)

Bangladeşli Grameen Bank kurucusu olan Muhammad Yunus da bir sosyal girişimcidir. Geçtiğimiz yıllarda Bill Gates de, Microsoft’taki tam zamanlı görevinden ayrılarak eşi Melinda ile üçüncü dünya ülkelerindeki ölümcül hastalıkları durdurmak amacıyla bir vakıf kurarak sosyal girişimcilerin arasına katıldı. Servetinin yüzde 95’ini vakfa bağışlayan, eşi ve kendisi öldükten 20 yıl sonra ise bu paranın tamamının harcanmış olmasını planladığını söyleyen Gates, bu anlamda birçok iş adamına da örnek oldu.

Sosyal Girişimcilik deyimi, dilimize yeni girmiş olsa da uygulama olarak çok eskilere dayanır. Ülkemizde daha 1872’de Darüşşafaka’nın kurulmasına öncülük eden Yusuf Ziya Bey bir sosyal girişimciydi. Keza kadın hastalıkları ve çocuk hastalıklarıyla mücadele amacıyla Zeynep Kamil Hastanesi’ni daha 1862 yılında hayata geçiren Prenses Zeynep Kamil de bir sosyal girişimciydi.

Sosyal girişimciler sadece problem alanlarında değil, kültür ve sanat alanlarında da etkinler. Robert Redford’un bir bağımsız film hareketi olarak kurduğu Sundance Lab ve Sundance Film Festivali, kültürel alandaki sosyal girişimciliğin en parlak örneklerinden bir tanesidir. Sundance Enstitüsü, bugün sadece Amerika’da değil dünyanın birçok yerindeki bağımsız filmlere destek oluyor. Redford’un kendi deyimiyle bu hareket “daha insancıl” filmlerin üretilmesine ve görünürlük kazanmasına katkıda bulunuyor.

Sadece kısa vadeli kişisel çıkar peşinde koşan, eşitsizlik üzerine kurulu, hakça olmayan her girişim mutsuzluk yaratır. Hiçbir şirket sadece kendisi kâr ederek, sürekli bir büyüme elde edemez. Kendinden başkasını düşünmeyen, sadece kendi çıkarını gözetenlerin mutlu olma şansı yoktur. Bugün vardığımız “ortak akıl”, artık “şirket” kavramına farklı bir bakış açısı getirmemizi gerektiriyor. Bu akıl düzeyi, sadece ortakların değil, şirketin ilişkiye girdiği bütün kesimlerin çıkarını düşünen bir anlayışı hayata geçirmemiz gerektiğini söylüyor. Artık şirketlerin toplumu ve çevreyi “hoyrat” kullanma devrinin bittiğini, Yankelovich’in “aydınlanmış kişisel çıkar” kavramıyla tanımladığı, karşılıklı kazanç felsefesiyle hareket etmemizin vaktinin geldiğini söylüyor.

Dünyanın her yerinde, en fakir toplumlarda bile, yenilikçi insanların ve sivil inisiyatiflerin ortaya çıkması, yükselen bu anlayıştan güç alıyor.

Sosyal girişimciler, gerçekleştirdikleri inovatif uygulamalarla kimi zaman, devlet politikalarını bile değiştirebiliyorlar. Aids hastaları için evde bakım, okuldaki derslere katılamayan kanserli çocuklar için özel eğitim olanakları gibi projeler, birçok ülkede standart kamu uygulamasına dönüşmüş uygulamalardır.

Sosyal girişimciliğin temel kuralları var. Sosyal girişimciler, bu kurallara uydukları için başarılı oluyorlar:

1-Faaliyet gösterdikleri alanlar, toplumun gerçek bir sorununu çözmeyi amaçlıyor.

2-Şirket, son derece yetkin profesyoneller tarafından yönetiliyor.

3-Faaliyet gösterdikleri alanda, hem toplumsal fayda yaratıyor hem de kâr ediyorlar. Elde ettikleri kârı işlerini büyütmek yani topluma daha fazla fayda sağlamak için kullanıyorlar. Kâr, “etki alanının genişlemesi” için kullanılıyor.

4-Şirket, faaliyetlerini düzenli olarak raporluyorlar. Böylelikle hem ortaklarına hem de diğer bütün paydaşlarına şeffaf bir şekilde hesap veriyorlar.

5-Şirketler, kurumsal yönetimin bütün unsurlarını eksiksiz uyguluyor: Üstlendikleri sorumluluğu, adil yönetim anlayışı ile hayata geçiriyor, şeffaf bir anlayış doğrultusunda gönüllü olarak hesap veriyorlar.

6-Yarattıkları toplumsal faydanın sürdürülebilir olması için, kurumsal yönetim anlayışından ve kâr amacı gütmekten hiç taviz vermiyorlar.

Ben toplumsal sorunlara çözüm arayanların genellikle “hayalcilikle” itham edildiği bir dönemde, sosyal girişimciliğin son derece önemli katkılar sağladığına inanıyorum. Hayırsever olmanın iyi bir şey olduğu hiç şüphe götürmez; bütün ahlaki öğretiler ve dinler, herkesin kendi imkânınca hayırsever olmasını öğütler. Vicdanımız da böyle emreder.

Sivil toplum kuruluşlarının, bugüne kadar hayırseverlik alanında bireylerin yapabileceğinden çok daha fazlasını, daha sistemli ve organize bir şekilde yaptığı apaçık ortada. Bugün sivil toplum kuruluşları, birçok alanda sorunlara çözüm üretiyor. Daha da ötesi sivil toplum ve yurttaşlık bilincimiz onlar sayesinde yükseliyor.

Ancak bugün daha bilinçli, daha organize, daha “akıllı”, daha sistematik ve daha ileri yönetim teknikleriyle hareket etmeliyiz. Bu anlamda sosyal girişimcilik modeli çok önemli vaatler taşıyor.

Kendi alanlarında yetkin birçok vizyoner yönetici, sosyal girişimcilik alanında attığı adımlarla bir yandan kendi kariyerlerini devam ettirip öte yandan da insani ve toplumsal sorunların çözümüne ortak oluyorlar.

Kendi çıkarıyla birlikte “diğerinin çıkarını” da düşünen anlayış kuşkusuz bu zamanın ruhuyla örtüşen daha “aydınlanmış” bir başarı anlayışıdır; bu anlayış aynı zamanda misyon odaklı liderliğin de özüdür.

Yazan: Temel Aksoy

Kaynak: http://www.temelaksoy.com

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir