Rehberiniz-“maalesef aile değil şirketiz”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “”maalesef aile değil şirketiz”” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
maalesef aile değil şirketiz

MAALESEF AİLE DEĞİL ŞİRKETİZ

Röportaj: Ayşe ARMAN

Kaynak: Hürriyet hazetesi

Bazen üzülüyorum. Çünkü ben de kantarın topuzunu kaçırıyorum. İşte o zaman, yaptığımız işin zaafını daha iyi görüyorum:

Elinde bir köşe var, bir de bilgisayar klavyesi, yazdıkça yazıyorsun. Yazdıkça kendini havaya sokuyorsun, soktukça yazıyorsun. Bunu sadece ben yapmıyorum. Sakın yanlış anlamayın, söylediklerimi inkar etmiyorum, geri almıyorum, sadece üzerinden zaman geçtikçe, karşı tarafı da dinledikçe kendimi biraz acımasız buluyorum. Bir süre önce Kaya Çilingiroğlu aleyhine yazdığım yazı ağır olmuş. Bu benim, kendi yazım hakkında verdiğim yargı. Ama esas olarak yaptığım işi, sizin değerlendirmenize, sizin kantarınıza sunuyorum. Hülya Avşarı çok dinlediniz, buyrun bir de Kaya Çilingiroğlu alın. Sonra bu çifte nasıl, ne tür bir yargıyı yakıştıracaksınız siz yakıştırın.

HAMİŞ: Bu röportaj Fikret Ercan olmasaydı, yapılamazdı. Kayaya komplekssizliğinden, Fikret Ercana da yardımlarından ötürü teşekkür ederim.

Ayşe Arman

AYŞE ARMAN SORUYOR, HÜLYA AVŞARIN KOCASI KAYA ÇİLİNGİROĞLU YANITLIYOR

Bu kadın size bir mükafat mı bela mı?



Peki hayalinizdeki kadın bu muydu? Her şeyi sıfırlama imkanınız olsa yeniden evleneceğiniz kadın Hülya Avşar mı olurdu?

– Hülya Avşarın başka bir versiyonu olabilirdi. Bazı huylarıyla, fiziğle tamam. Ama istemediğim ve değiştirmek istediğim huyları var. Öyle bir Hülya Avşar olabilirdi.

İki ayrı evde yaşama fikri neden gündeme gelmiyor? Aranız da kötü olmayacak, Zehrayı her zaman görebileceksiniz. Ama özgür de olacaksınız ve hesap vermeniz gerekmeyecek. Böyle bir şeyi tercih etmez misiniz?

– Evet ama Türkiyede yaşıyoruz. Böyle bir hakkımız yok bu memlekette. Olsaydı düşünebilirdik.

Kendinizi zaman zaman bir kafesin içine sıkışmış kaplan gibi hissettiğiniz oluyor mu?

– Benim kafes biraz büyük. 740 bin kilometre kare. Ama bu hayatı ben tercih ettim. Kimseyi suçlayamam. Avantajları kadar dezavantajları da olacak. Fakat işin ucu kaçtı artık. Fırsatını bulsalar evimize dalacaklar. Ben de agresif olmaya başladım.

Zaten sizin bir gazeteciyi hastanelik etme hadiseniz de vardı, öyle değil mi?

– Evet 20 sene önce. Talihsiz bir olay. Alnıma yapıştı. Sonradan bir insana tokat atmışlığım yok. Ama herkes benim kavgacı Kaya olarak tanır.

Playboy Kaya, çapkın Kaya, kavgacı Kaya… Başka?



O ne demek?

– Abuk sabuk şeyler mutlaka benim başıma gelir demek. 20 çocuk oyun oynar, benim ayağıma paslı çivi batar, tetanoz iğnesi olurum. Kolum kırılır, alçıyla üç kere denize düşerim. Bir şey olacaksa, mutlaka benim başıma gelir yani. Mesela iyi bir golf oyuncus

ZEHRANIN HAYATI BİZDEN DAHA ZOR

Hülya da ben de belli şeyleri kendimiz tercih ettik. Zehranın böyle bir tercihi olmadı. Bütün bunları nasıl kaldıracak? Geçen gün Kıyıya gittik, Zehra ‘‘Artık istemiyorum. Çekmesinler baba’’ dedi. 5 yaşında çocuk. Onun tolere etme şansı bizim kadar olacak mı? Büyüyünce bu yaşadıkları onu nasıl etkileyecek? Tüm bunlar düşündürüyor insanı…

Nasıl bir babasınız?



Bir pedagoga danıştığınız oluyor mu?



O KADINLA DA OLUR MU BE KAYA

Çok insan tanırım. Ama dostum diyebileceklerimin sayısı 5i geçmez. Kötü bir olayda ‘‘Bir ihtiyacın var mı?’’ diye aramak bir şey ifade etmiyor, yanıma geleceksin. İhtiyacım olsun olmasın, yanımda oturacaksın. Pek çok insan telefon açtı şu son olayda, güya arkadaşım onlar, ‘‘Bu kadınla da olur mu be Kaya!’’ demek için aradılar. Kolay tabii ‘‘Oraya gitmeseydin, etmeseydin’’ demek. Ama ‘‘Biliyorum, üzgünsündür, canın sıkkındır, gel bir yemeğe gidelim’’ diye arayanlar da sağolsun oldu.

BAŞKANDAN DAHA DÜZGÜN BİR ADAMIM

Beşiktaş sizin için ne ifade ediyor?

– Çocukluğumda GSde spor yapmama rağmen iyi bir Beşiktaşlıyım. Ama son iki üç senedir şu mevcut başkan ve yönetim soğuttu beni takımımdan.

Siz ister miydiniz Beşiktaş kulübü başkanı olmak?



YATAK ODASINDAKİ PERDENİN METRE BOYU

Bu kadar tanınmanın, tanınmaktan dolayı iltimaslı olmanın, elbette bize artı değerleri var. Ama eksi değerleri de var. Tamam, kimse benim resmimi çekmesin diyemezsin. Kabul ediyorum. Özgürce dolaşıp gezemezsin de. Özel hayatımı da bil ama yatak odamdaki perdenin metre boyunu da bilme kardeşim! Herşey öyle yozlaştı ki, ben inanıyorum ki bazı magazinciler bu işlerden para alıyorar. Adamın hayatına bakıyorsun, altında cipler, kolunda saatler. Çocuğunu orada burada okutuyor. Ama maaşı belli. Nasıl oluyor bu işler?

Hiçbir aile kavgasında taraflardan birinin net, kemiksiz, yüzde 100, dibine kadar haklı olması mümkün değil. Olamaz. Eşyanın tabiatına aykırı. Mutlaka ve mutlaka deşersen iki taraftan da bir şeyler çıkar. Ama tabii bir de şu var: Bize düşmez. Aile kavgasının ortasına girilmez. Sonra onlar barışır, biz kötü oluruz!

Ama onlar da o kadar talihsiz bir aile ki, her şeyleri ortada ve biz o ortadaki şeyin içine burnumuzu sokabiliyoruz. Bizden kasdettiğim sadece gazeteciler değil. Bütün Türkiye. 60 milyon. Televizyon izleyen, gazete okuyan, dergi bakan, barda geyik yapan herkes. O kadar feci bir durum. Zor bir hayattan söz ediyorum. Getirisi kadar, hatta belki daha da fazla, götürdüğü var. Bir de ortada, tamamen masum, olan bitenden habersiz küçük Zehra var. Bugüne kadar, bu ailenin yaşadığı son olayda, kadın tarafıydık. Bugün erkek tarafı olduk. Ona sorduk, onu dinledik. Madalyonun diğer yüzü. Ve biliyor musunuz, ona da bazı konularda Hülya Avşara verdiğimiz kadar hak verdik…

Günün, ayın, yılın bir gecesinde muhasebe yaptığınızda, kendinizle hesaplaştığınızda, açık verdiğiniz bir nokta var mı? Kaldıramadığınız, taşıyamadığınız bir şeyler…



Rahmetli Kaya Çilingiroğlunun oğlu, Hülya Avşarın kocası, hatta Zehranın babası. Hayatınız boyunca bu tanımlamaları çok duydunuz. Bu sizde hiç sorun yaratmıyor mu?

– Yoo. Dünyanın en komplekssiz adamıyım ben. Yani buna inanmak istiyorum. Kimbilir belki vardır da kompleksim, kendimden bile gizliyorumdur. Tabii ki, ‘‘Hülya Avşarın kocası’’ denecek. Milyonların tanıdığı, severek izlediği insan o. Kimse kalkıp ‘‘Kayan

YAŞAYAMAZ HALE GELDİM

Ara ara ‘‘Ama ben bunlardan daha fazlasıyım!’’ dediğiniz…



Yani haksızlık mı? Bazı insanların önyargısı da, benim yazdığım yazı da…

– Tabii ki öyle. Yok, ben rahatsızmışım, yok Hülya Avşardan intikam almak için bir takım şeyleri yapmışım. Düşünülerek yapılmış bir şey yok ki ortada.

İyi de böyle bir yargı da var: Bu kadını taşıyamadığınıza dair…

– Aksine ben son derece iyi taşıdığımı düşünüyorum. 13 senedir beraberim. Varsa Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bu çapta ünlü ve başarılı olan bir sanatçıyla bu kadar uzun süreli bir evlilik yürütebilen, çıksın…

Eskiden Hülya Avşar neredeyse her programda, soruda ‘‘Kaya aldatır. Ben aldatılan kadınım. Aldatmayan erkek var mı?’’ derdi. Siz de ertesi gün okurdunuz gazetelerde. Bunun iki sonucu olabilir: A) Çapkınlık piyasasında prim B) İtibar piyasasında eksi prim…

– A şıkkına katılmıyorum. Ama B şıkkı olabilir. Zaten Hülyanın en büyük hatalarından biri bu. ‘‘Kendimi savunmak için böyle yapmak zorundayım’’ dedi, dedi, sonunda da beni, eli bilmem neresinde bir erkek konumuna itti. Oysa, benim de bir iş hayatım var,

Ama siz de sütten çıkmış ak kaşık değilsiniz…



İnsanın uzun yıllar bir kadınla evli kalması, dünya güzeli bile olsa, monotonluk yaratıp, insanda sorunlar yaratıyor mu?

– E ‘‘aşk zamanı’’ bitiyor. Ama ne yapacaksın? Başka bir kadına da aşık olsan, bir sene sonra, o da bitecek. Yaşım olmuş 38. Anlatabildim mi? Ona da aşık ol, ondan da ayrıl, böyle mi yaşayacağız?

‘‘Aşk zamanı’’nın bitmesi paylaşılan şeylerin de azalması anlamına mı geliyor?



KONUŞAMIYORUZ BİLE

Bu tür şeyler insanı kırmaz mı?



İyi de ‘‘Yaptığın şey beni yaralıyor’’ neden demiyorsunuz?



Nasıl oluyor böyle bir şey?

– Oluyor işte böyle bir şey. Benim sosyal hayatım, sporum var, eve geliyorum saat 7.5. Çocuğun yoğunluğu var, Hülyanın yoğunluğu var. Hababam bir hareket var evde, vakit yok.

Siz bir evlilik, aile değil, şirket tanımlıyorsunuz?



Yoğunluğu-moğunluğu her şeyi anlıyorum da, sizin iki çift laf edememenizi anlamıyorum. Bunun her şeyden önemli olması gerekmez mi?



EGOİST BİR ADAMIM

E bir yılbaşı da para kazanmasa ne olur?



Ama yine de beraber çıktığınızda eğleniyorsunuz değil mi?



KARIMI KAFA OLARAK HİÇ ALDATMADIM

İlk gençliğinizden beri kadınlarla haşır neşir bir adamsınız. Herhangi bir kadını aldatmakla Hülya Avşarı aldatmak arasında bir fark var mı?



Nasıl yani?

– Çeşit çeşit aldatma var. Gecelik ilişkiler var, ben onları aldatmaktan saymıyorum. Ben kadınları sevmem diye bir şey yok ki. Normal bir erkeğim, tabii ki seveceğim. Ama ben eşimi aldattığımı söyleyemem. Şimdi biz bu aldatma konusuna fazla girersek Pazar

İyi de ‘‘Bugüne kadar karımı hiç aldatmadım’’ derseniz buna civcivler bile güler…

– Yoo. Bu benim düşüncem. Ben aldatmadım karımı. Kafa olarak aldatmadım yani. Satmadım onu. Hem kime neye göre aldatma? Benim için izafi bir kavram. Benim düşünceme göre aldatmak, benim sana verdiğim bir sözden geri dönmem. Yalan söylemem. Seni satmam. Be

Evlilik de bir tür ‘‘söz’’ vermektir ya. Ve o ‘‘söz’’ün belli kuralları vardır…



Başka biriyle yatmayacağına dair de söz veriyor insan…

– Valla nikah memuru bana böyle bir şey sormadı!

Tamamen masumsunuz yani!

– Kötü bir repütasyonum olabilir. Ama kadınlarda şöyle bir şey oluştu: ‘‘Kaya aldatır. Bana bakıyorsa, yatmak içindir.’’ Yok artık daha neler! Durup dururken telefon açtığım ilk kadın Hülyadır. Hiçbir evli kadına dönüp bakmadım. Hayatımda hiçbir kadına a

BEN UYANIK GEÇİNEN ENAYİLERDENİM

Aynı ev içinde yabancı iki insan gibi yaşamanız nasıl mümkün oluyor. Sonunda iş, bir satranç oyununa dayanan bir yaşam tarzına mı geliyor?

– Satranç zeka ve sabır gerektirir. Bence bizimki satrançtan çok golfe benziyor. Stratejik bir oyun. Ve çok uzun. 18 delik oynanıyor.

Siz kaçıncı deliktesiniz?

– Valla bilmiyorum ama ilk 9u bitirdik. Hataların arttıkça oyunu daha fazla kaybedersin. İki taraf için de söylüyorum ama tabii ki medya açısından hatalı olan hep benim.

Ama karınızla yaptığım röportajda ‘‘İlişkimizde yüzde 60 hatalı benim’’ demişti. Sizce kim kime daha çok tahammül ediyor?



En son ne zaman sadece ikiniz bir tatile gittiniz?



Neden?

– Son beş senedir biz ikimiz birlikte yemeğe bile gitmedik!

İlişkiniz için evlilik danışmanına gitmeyi düşündünüz mü?

– Hayır. Ama Hülyanın bir danışmandan yardım alması gerektiğini düşünüyorum. İleriye yönelik hayatı için de. Yaptığı iş çok zor. Ve yolun başında değil. Bu işlerin çıkışı gibi inişi de var. En fazla o zarar görecek. Bir önlem alması lazım…

Peki eşiniz dışında adınızın anıldığı kadınlara güvenmeniz nereden kaynaklanıyor? Saflığınızdan mı?



KARIMIN BENİ ALDATMASI MÜMKÜN DEĞİL

Berbere ne zaman gitsem, eşinizin yanına bir takım isimler ilave edip olmayacak şeyler anlatıyorlar. Bunlar sizin de kulağınıza geliyordur herhalde…

– Bana gelmiyor. Hakkında dedikodu yapılıyordur ama karımın beni aldatması mümkün değil. Günahı boynuna tabii. Bu konuda hayatta yüzde yüz inanacağım tek insan annem. Ama yine de, hayatta inanmam. Hülya, çok rahat bir insan. Herkesle görüşür. İnsanlar da

İŞ HAYATINDA ÇOK BAŞARILI OLABİLMEK İSTERDİM

Hayatta istediğiniz her şeyi elde etmiş biri misiniz?

– Yok canım. Nerde? Daha mutlu ve huzurlu bir adam olmak isterdim. Aile hayatımda bazı şeyler iyi gitsin. Ama zamanla farkediyorsun ki, olmuyor. İsterdim ki, babam 10 sene daha başımda kalsın. Çünkü en sıkıştığım zamanlarda mesela bu son olaylarda, babamı

TERSİ OLABİLİR AMA BEN BİR KADINA TECAVÜZ EDEMEM

Ortada bir tecavüz olmaması sizi sevindirdi neden…



Tecavüz olmaması ‘‘suç’’u azaltıyor mu?



Sizce ortada bir ‘‘suç’’ var mı?

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>