Rehberiniz-Lider olunur mu, doğulur mu?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Lider olunur mu, doğulur mu?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Lider olunur mu, doğulur mu?

Şarkıcı Gülşen “Siz de kendinizi seksi buluyor musunuz” diye soran televizyon muhabirine şöyle buyurdu: “Seksi olunmaz, doğulur!” Yani ya doğuştan seksisinizdir ya da geberseniz sonradan olamazsınız. Bu “doğma – sonradan olma” işini birkaç yerde daha duymuştum. Bir kere gazetecilik için söylenir. İkinci olarak da liderlik konusunda. Yani bir görüşe göre liderlik edinilmez, ancak doğuştan gelir. Lider olacak çocuk, yedisinde bellidir. Bu aralar bizde epey popüler olan bu görüşe göre ya doğuştan lidersinizdir ya da yönetilen; yani liderin ””tebaa””sı…

Geçenlerde bindiğim bir takside şoförle yaptığımız sohbete radyodan Gülşen””in şarkısı eşlik edince adam başladı anlatmaya. “Gülşen bizim mahallenin kızı; az taşımadım onu programa, bara, kuaföre. Ama siz bunu meşhur olmadan görseydiniz, tanıyamazdınız. Şimdi güzelleşti, estetikler yapıldı, üzerine bir seksapel geldi…” “Aha” dedim içimden, demek ki neymiş? Sonradan seksi olunabiliyormuş! Demek ki “lider doğulur”, “liderin kişiliği vardır” önermeleri doğru olmayabilir. Yani nasıl ki sonradan seksi olunabiliyor, belki sonradan lider de olunabiliyordur.

Liderlik konusu, bir süredir iş dünyasında epey tartışılır hale geldi. Bir yandan kaynağını psikoloji ve yönetim felsefelerinden alan ekoller liderliğin tanımlanabilir, saptanabilir, çalışılıp geliştirilebilir bir özellikler seti olduğunu savunup bunun üzerine çalışan şirketler kurarak makaleler yazıp sistemler geliştirerek sektör haline getirirken öteki taraftan, kaynağını uygulamadan aldığını iddia ederek tam bir teorik altyapısı olmadan yapıp ettiklerini liderlik özelliği olarak anlatan insanlar var. Liderliğin doğuştan gelen, sadece özel insanlara bahşedilen ve evrensel bir karma eşliğinde görev ””buyurulan”” bir karakter özelliği olduğunu hiç sanmıyorum. Ancak bu aralar hangi konferansa gitseniz, hangi toplantıya katılsanız karşınıza, emekli general Osman Pamukoğlu ve onun liderlik önermeleri çıkıyor. İş dünyasının bir kısmı tarafından büyük kabul gördüğünü, ayakta alkışlandığını, “ilham verici ve büyük stratejist” diye tanımlandığını biliyorum. Ama ben, büyük holdinglerimizden birinin İK direktörü beyefendinin “görüşlerinize katılmıyorum, savaş haliyle iş dünyasındaki liderliğin ne ilgisi var” sorusuna verdiği “verin bana 20 yöneticinizi 10 gün dağa götüreyim bakın nasıl liderlik özellikleriyle dönüyorlar” cevabını tatmin edici bulmuyorum. Çünkü ben bu 20 yöneticinin başına dağda ne geleceğini, bunun liderlik gelişiminde ne işe yarayacağını, günümüz iş dünyasına nasıl bir katkı sağlayacağını, konunun teorik altyapısını falan bilmek istiyorum doğrusu.

Nisan ayının başında, İngiltere””nin PERYÖN””ü diyebileceğimiz CIPD””nin her yıl düzenlediği ve dünyanın en önemli eğitim – gelişim konferanslarından biri olan HRD (Human Resources and Development) gerçekleşti. Konferansın en önemli konuşmacılarından biri, “Why Should Anyone Be Led By You” kitabının yazarlarından Rob Goffee””ydi. London Business School””un en önemli hocalarından olan Rob Goffee””in liderlik üzerine yaptığı sunum, bu liderlik gelişimi konusuna yıllarını vermiş pek çok uzman tarafından da “muhteşem” olarak değerlendirildi. Türkiye””de sapla samanın birbirine karışmaya başladığı şu günlerde, şu ana kadar lider, liderlik ve bunların gelişimi hakkında ortaya atılan en sağlam fikirlerin toplamından oluşan bu konuşmanın içeriğinden birkaç nokta aktarmayı çok önemli buluyorum. Başarılı liderlerin, etki altına alıcı bir amaç duygusu ve kendi potansiyelleriyle yetenekleri konusunda yeterli düzeyde bilgi sahibi olan insanlar olduklarını belirten Goffee””e göre bunlar, gerekli ama yeterli değil.

Liderliği evrensel ortak noktaları olmayan bir alan olarak tanımlayan Goffe””nin saptamalarından ilki, liderliğin “hiyerarşik olmayan (non-hierarchical)” bir kavram olduğu. Yani bir yöneticinin, şirketin en tepesinde oturuyor olması onu lider yapmaya yetmiyor. “Tepeye ulaşmış olmak hiyerarşik bir otorite sağlar ama sizi lider yapmaz” diyen Goffee””ye göre en başarılı organizasyonlar, her seviyede liderler yaratanlar. Liderliğin ikinci önemli özelliği “ilişkisel (relational)” oluşu. Yani takipçileri olmayan birinin etkisi, geçerli sayılmayacağından Goffee liderliği, “iki tarafın da aktif olarak katıldığı bir durum” olarak tanımlıyor. Bu ilişki de sürekli beslenmeli, gelişmeli ve form değiştirmelidir.

Bu önerme, liderle liderlik edilenin arasındaki ilişkinin her zaman uyum içinde olacağı anlamına gelmiyor elbette. Burada önemli olan liderin takipçilerinin yüksek performanslı hale gelebilmesi için onları nasıl heyecanlandıracağını bilmesi. Liderlerin ortak özellikleri olmasa da takipçilerinin ortak istekleri var: Heyecan, liderde kişisel farklılık arıyor, büyük bir sütunun parçası gibi hissetmek istiyor ve liderlerinin özgün olmasına ihtiyaç duyuyorlar. Goffee””ye göre liderliğin üçüncü özelliği de “durumsal (situational)” oluşu. Tarihin, doğru yer ve zamanı bulduklarında çok başarılı liderler gibi davranan ama durum değişince başarısız olan insanlarla dolu olduğunu söyleyen Geoff””a göre, Winston Churchill buna iyi bir örnek: İkinci dünya savaşında büyük başarı göstermesine rağmen savaş sonrası İngiltere””sindeki ””bulldog”” stili sert politikalarıyla başarısız oldu. Bu yüzden adapte olan, içinde bulunulan ve gelmekte olan durumu çok iyi koklayan, önlem alan, hatta durumu istediği yönde değiştirmeyi başaran kişiler, liderlik özelliği sahibi olanlar olarak gösteriliyor.

2000””li yılların başından beri yapılan araştırmalar ve çok sayıdaki yüz yüze görüşmelerle elde edilen verilere dayanılarak gerçekleşen çalışmalar sonucu Rob Goffee tarafından ortaya atılan liderlik kavramı, bana kişilikler ve karakter özellikleri analizleriyle yapılan tanımlara göre çok daha derin, anlamlı ve sağlam geldi. Çünkü bu tür analizler pek çok psikolojik yanlışı, tanım hatasını ve hastalıklı bakış açısını beraberinde getirerek iş dünyası için tehlikeler içeriyor. Liderliği “insan doğasından gelen” kaliteler olarak görmek bizi sadece çıkmaz sokaklara götürüyor. Bu yüzden liderliği, lider ve takipçileri arasındaki bir ilişki olarak görerek buna odaklanmak bizi hem başarıya daha hızla yaklaştırıyor hem de narsistik yaraları, patlak ya da şişik egoları liderlikle karıştırmamızı önlüyor.

Yazar: Burçak Güven

Kaynak: http://www.isteinsan.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir