Rehberiniz-Köşenizden çıkın, istekli olun

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Köşenizden çıkın, istekli olun” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Köşenizden çıkın, istekli olun

İnsanın içinde bulunduğu durumu değiştirememesi, bir türlü harekete geçememesi üzerine düşünüyordum. İnsanın daha güzel bir yaşamı arzularken, yine kendi önüne çıkardığı engeller üzerine düşünüyordum. İnsanın kaybedeceği şeyleri düşünmekten, hiç bir şey kazanamaması üzerine düşünüyordum. İnsanın, geçici ve kısa vadeli mutluluklar için bazen tüm yaşamını hiç fark etmeden gözden çıkarması üzerine düşünüyordum. Bütün bunlar üzerine düşünüyordum ki aklıma yazar Arthur Koestler’in aktardığı bir anısı geldi. Şimdi bunu sizinle paylaşmak istiyorum.

Yazar Arthur Koestler, iç savaş yıllarında İspanya bulunuyordur. Koestler, bir gün Franco yanlısı askerlerin, kendisinin kaldığı villaya doğru ilerlediklerini öğrenir. Tahminlere göre gece yarısı askerler villanın bulunduğu bölgeye ulaşacaklardır. Yazar, askerlerin eline geçerse büyük olasılıkla öldürülecektir. Buna karşılık arkadaşının villasından dışarıya adım atma isteği duymaz. Çünkü dışarısı soğuk, karanlık ve yağışlıdır. Oysa kendisi şimdi sımsıcak ve üstelik hayli rahat bir evdedir. Baktığımızda zihnine ve ruhuna güçlü bir isteksizlik çöktüğünü görürüz. Koestler, harekete geçmeyi seçmek yerine işleri ve dahası yaşamını “oluruna” bırakmıştır.

Koestler’in aklından o anda neler geçtiğini tam olarak bilemeyiz. Bu konuda çok konuşmaz. Hatta belki Franco’nun askerlerinden kaçmamasının o anda kendisinin bile kavrayamadığı nedenleri olabilir. Ama bildiğimiz bir şey var. Askerler gerçekten eve ulaşır ve Koestler’i tutuklarlar. O, uzun zaman tutuklu olarak kalır. Haftalar sonra araya giren bazı arkadaşları, yazarlar ve gazeteciler sayesinde serbest bırakılır.

Şimdi düşünüyor ve Koestler’in ne hissettiğini anlamaya çalışıyorum. Hemen ardından aslında benim içimde de zaman zaman hortlayan bir Koestler olduğunu fark ediyorum. O, yokmuş gibi davranabilir, kafasını çıkarmaya çalıştığı an bir çekiç darbesiyle onu ezebilirim. Hayır, bunu yapmamalıyım diyorum kendi kendime. Daha derin bir kavrayışa ulaşmak için “nedeni, niçini” öğrenmeliyim bu işin. Kendime karşı “dürüst” olmalıyım ve “içtenlikle” hareket etmeliyim.

Bunun üzerine biraz daha düşünmeye karar veriyorum. Gün ışığına tutuyorum huyumu, suyumu. Bazı sorular soruyorum kendime “Neden” diyorum “bazen sadece bekliyor, ileriye doğru bir adım atmıyoruz?”, “Neden” diyorum “bazen sadece düşünüyor, düşünüyor, bir türlü harekete geçmiyoruz?”, “Neden” diyorum “istekli olduğumuzu söylerken bile sesimiz bir ölü gibi çıkıyor ve ayaklarımızı yere süre süre dolaşıyoruz?”

1. Köşenizden Çıkın, İstekli Olun.

Aklıma küçükken oynadığımız bir oyun geliyor. Doğrusu birçoğunuzunda bu oyunu oynamış olabileceğini düşünüyorum. Bu oyunun adı köşe kapmacaydı. Sizlere bu oyunu genelde oynadığımız şekliyle kısaca anımsatacağım.

Ben köşe kapmacayı daha çok ilkokuldayken oynadım. Okul merdivenlerimizin hemen dipi bu oyun için biçilmiş kaftandı. Beş arkadaş teneffüs ziliyle buraya koşar ve yerlerimizi alırdık. Kare ya da dikdörtgen şeklindeki bu yerde herkes bir köşeyi tutardı. Arkadaşlarımızdan birisi ise dışarıda kalır, bu karenin ya da dikdörtgenin ortasına geçerdi. Oyun sırasında bizlerin amacı kendi köşemizi bırakıp, başka bir köşeye doğru koşmaktı. Ben bir başkasının köşesine doğru koşarken uzaktan uzağa anlaştığım arkadaşımda benim köşeme koşmalıydı. Böylece yerlerimizi değiştirmiş olurduk.

Tahmin edeceğiniz gibi (ya da bildiğiniz gibi diyelim) ortadaki arkadaşımızın amacıda kendine bir köşe edinmekti. Biz yerlerimizi değiştirirken hızla öne atılmalı ve bir köşeyi kapmalıydı. Bunu becerirse yine açıkta bir kişi kalacak ve ortaya o geçecekti.

Bu oyunda başarı ölçüsünün ne olduğunu söyleyeyim. Gerçi bu oyunda hiçbir zaman bir birinci ya da kazanan olmazdı. Amaç bütün oyuncuların eğlenmesiydi ama yine de oyuncular arasında en çok takdir edilenler, köşeler arasında hızla ve çok dolaşanlardı. Tabii bunu yaparken yerini diğer oyunculara olabildiğince az kaptırmış olmalıydı.

Oyun sırasında uzun süre ortada kalmak ne kadar kötü görülsede daha çok yadırganan şuydu: Başta kazandığı köşeyi bir türlü bırakmayan, cesaret edip ileri atılmayan oyuncular…

Bu arkadaşlarımızın bir daha ki sefere aramıza katılması pek olanaklı olmazdı. Çünkü onlar kolay olanı seçmiş, bir köşeyi kendilerine yer tutmuşlardı.

Onlar, pozisyonlarını, durumlarını kaybetmemek için oyun oynamaktan vazgeçiyorlardı. Böylece fazlaca eğlenmiyor, değişik köşelere gidip oyunu farklı açılardan görmüyor, uzaktan uzağa başka oyuncularla anlaşıp, yer değiştirmiyor, diğerleriyle işbirliğine girmiyorlardı. Onlar, sahip oldukları köşenin kendilerini kontrol etmesine, dünyalarını sınırlamasına izin veriyorlardı. Tıpkı Arthur Koestler’in evin sıcağını tercih etmesi gibi, köşelerinin güvenliğini tercih ediyorlar, ileriye atılmıyorlardı.

Yaşamda da böyle davranan insanlar belki bir süre durumlarını koruyacak ve kendilerini güvende hissedeceklerdir. Ama çoğumuzun bildiği gibi sadece beklemek, gerilemektir. Çünkü zaman akar, yeni insanlar ve fikirler doğar. Eskiyi korumaya, geçmişin ömrünü gereğinden fazla uzatmaya kalkmak boşunadır. İnsan yeni yetenekler, beceriler kazanmalı. Eskisinin üzerine yenisini, kötüsünün yerine iyisini koymalıdır.

2. Kafanızda Kurmayın

Yazar Robert Pirsig bir keresinde şöyle demişti “Düşününce çok zor, ama yapınca çok kolay.” Elbette söylemek istediği düşünmenin önemsiz olduğu değildi. Elbette o, hesapsız, plansız bir biçimde hareket etmeyi göklere çıkarmıyordu. Söylediği ve bizi uyardığı şey tek başına düşünmenin bir sonuç getiremeyeceği, harekete geçmenin ise birçok kez işleri basitleştirdiğiydi.

Oturduğumuz yerde bir işin risklerini düşünürken işin olumsuz yanlarına fazla odaklanırsak bir yerden sonra o işi yapmaya kalkışmayacağımız kesindir. Hukuk fakültesinde okuduğum yıllarda hocalarımdan birisi şakayla karışık “Hukukçu ile ticaret olmaz.” demişti. Sonra da sözünün devamını getirmiş “Bazen işi garanti altına almaya çalışmaktan, kötü sonuçlardan kendimizi korumaya çabalamaktan önümüzdeki fırsatları göremeyiz.” demişti.

Hareket geçmenin önündeki engellerden belki de en büyüğü ve sık rastlananı, her şeyi zihnimizde zorlaştırmaktır. Bir konuyu kafamızda kurar, kurar ve kurarız. Artık her şey ilk halinden uzaklaşmış ve üstesinden gelemeyeceğimiz kadar karışmıştır. Kendimizi tebrik edebiliriz, günün sonunda o işi neden yapamayacağımıza dair bir sayfa dolusu nedenimiz olmuştur.

Ne diyordu Koestler “Dışarısı soğuk, karanlık ve yağışlıydı.”

3. Şimdiye Odaklanın

Gelin biraz Abraham Maslow’un “Yaratıcılıkla” ilgili düşüncelerine bakalım. Maslow’a göre yaratıcılık, “yapı yokluğuna, gelecek yokluğuna, öngörülebilirlik ve kontrol yokluğuna katlanma, belirsizliğe ve plansızlığa tahammül gösterme yeteneğiyle bağlantılıdır.” Bu sahip olduğunuz köşeyi gerektiğinde gözden çıkarma, sıcak ve rahat bir evi terketme, kariyerinizin zirvesinde görülürken yeni bir işe atılarak riske girmeyi göze almakla ilgilidir.

Maslow, yaratıcı olmamız için “şimdiye” odaklanmamız gerektiğini söyler. Çünkü çoğu kez soruların yanıtları küçük adımlar atılarak bulunur, işler de böyle gelişir. Sürekli geçmişi düşünmek kadar, geleceği düşünmekte tehlikelidir. Öte yandan sürekli kazançları ve kayıplarımızı hesaplayarak yaratıcı olmamız olanaklı değildir. Yoksa tıpkı Koestler gibi “evinizin sıcağını” düşlerken, Franco’nun askerleri kolunuzdan tutup sizi önlerine katar ya da biz köşe kapmaca oynarken bir sonraki “oyunu” sadece izlersiniz.

Emil Michel Cioran bir keresinde “özgürlüğün” yolunun “vazgeçebilme” yeteneğinden geçtiğini söylemişti. Ben ekleyeyim, “köşe kapmaca” oyununda iyi bir oyuncu olmanın yolu da bundan geçer.

Yazar: Onur Hınçer

Kaynak: http://turkey90.com

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir