Rehberiniz-“kızıma söz verdim düğününde yürüyeceğim”

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “”kızıma söz verdim düğününde yürüyeceğim”” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
kızıma söz verdim düğününde yürüyeceğim

Clup Flipper’ın sahibi Ahmet Bayer, 1 Eylül 2006’da Bodrum’da vurgun yedi, boynundan altı felç oldu. Önce elleri iyileşti, sonra cinselliği geri geldi, şimdi de sol ayağında iyileşme var. “Kızıma söz verdim, düğününde yürüyeceğim” diyen Bayer yaşadıklarını ve iyileşme sürecini anlattı.

Hayat bir anda değişebiliyor. Küt diye bir duvara çarpıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz hiçbir şey eskisi gibi değil.

İşadamı, turizmci, aynı zamanda ağız cerrahı Ahmet Bayer yıllardır dalıyordu.

Yakın arkadaşlarıyla, eşiyle, çocuklarıyla elele tutuşup derinliklerde keşfe çıkıyordu. Dünyanın her yerinde derinliklere dalmış biriydi.

1 Eylül 2006’da teknesiyle sahibi olduğu Club Flipper’dan açıldı, ‘derinlik sarhoşluğu’ yaşadı, vurgun yedi ve boynundan altı tamamen hissiz kaldı.

Kendisini bundan 3 yıl önce Turizm Yatırımcıları Derneği’nin yemeğinde görmüştüm son olarak. Neşeli, hoş sohbet, işini çok seven, dimdik bir adam olarak hafızamda yeri vardı.

Doğrusu Bodrum’daki sohbet öncesinde tedirgindim. Ruh halinin ne kadar değiştiğini merak ediyordum, karşılaşma anında elimi uzatsam sıkabilecek miydi, emin değildim.

Başından bunca şey geçmiş birini bir sözüm ve bir hareketimle kırmaktan korkuyordum. Sohbet öncesi de içimden onlarca kez ‘Elif empati, empati’ dedim.

Ahmet Bayer tekerlekli sandalyesiyle geldi yanımıza. Güler yüzlüydü. İlk anda tekerlekli sandalyesinin yüksekliği şaşırttı beni.

“Göz göze gelebilmek için” dedi, şaşkınlığımı görünce. Elini uzattı ve elimi sıktı. Ben oturdum, o da sandalyesini indirdi. Sohbete başladığımız anda mimiklerini takip eden el hareketleri dikkatimi çekti. Sonra birlikte kahve içtik.

“Bu eller zaman içinde böyle oldu” dedi. Bana hızla iyileşmiş gibi geldi, Bayer ise, “Bana çok yavaş geliyor” diye devam etti konuşmasına.

Alınyazısı… İster inanın ister inanmayın. Ben bir kez daha buna inandım. Ahmet Bayer de sık sık kaderden kaçılmıyor, “Benim bunu yaşamam gerekiyormuş” dedi.

Sohbetin ardından Club Flipper’ın yenilenen odalarını gezdik. Yeni suitler yaptırmış Ahmet Bayer, işlerini hiç ihmal etmiyor. Devremülkler dışında, otel kısmında da uzun süreli ailelerin kalabileceği çok şık suitler hazırlanmış.

Sonra sahile indik, yağmur sonrası deniz çarşaf gibiydi. İskeleden o tekneye baktık. Ben de denizden çıkan her şeyi yemeyi sevdiğimi, teknede yaşamaya bayıldığımı, denizde süratten korkmadığımı ve daldığı anlattım.

“O zaman, gel seninle Zodiac’a binelim, hem belki ayağa kalkarım” dedi. Ben yine şaşırdım ama korkmadım. Nedense bana o kazadan sonra deniz korkusu yaşar gibi geliyordu, yanılmışım.

Zodiac’a bindik, eşimde de aynı bottan var, biz o botlara “oyuncak” diyoruz. Ahmet Bayer de oyuncağıyla oynuyor gibiydi. Tilkicik Koyu’nda gezdik. Motoru iskeleye yanaştırmaya geldiğimizde Barış’a “Çek bakalım” diye seslendi ve ayağa kalktı. Sol ayağında iyileşme var, sağ ayağı ise sol ayağını altı ay geriden takip ediyor. Bir gün yine yüreyecek Ahmet Bayer, ben buna inandım.

Basınç odasına 4 saat daha geç girsem ölecektim

Her insanın yaşamı bir yolculuktur, sert virajlara gelinir, inişler çıkışlar, kayıplar, mutluluklar, sevinçler olur. “Her şey yaşama dair” der geçeriz çoğu zaman. Hayatın ne getireceği belirsizdir. Siz beklenmedik bir durakta, bir kazaya uğradınız…

Kimse beklemez ama yaşamam gerekiyormuş…

Hiç isyan etmediniz mi? “Neden ben” demediniz mi? “Ah keşke yapmasaydım, yalnız dalınmaz kuralına dikkat etseydim” demediniz mi?

Hayır. Bunları düşünsem, mücadele edemem. İnsanın bir kaderi varsa oluyor. Alınyazısı. Hayatta başlangıç ve bitiş belli aslında, bundan da kaçılmıyor. Ben 4 saat daha gecikseydim basınç odasına zaten yaşamayacaktım. Ama o gün her şey farklı seyretti, şimdi düşününce bunu görüyorum, demek ki bu benim kaderimde yazılmış.

Neydi farklı olan o kaza günü?

Benim dalışımda o gün başka bir şeyler oldu. 25 yaşından beri dalıyorum, şimdi 50 yaşındayım. Dünyanın her yerinde daldım. Maldivler’de, Karayipler’de, Kızıldeniz’de, Afrika’da ve her zaman her fırsatta Bodrum’da daldım. Beraber daldığım arkadaşım 20 yıldır dalıyor, SAT komandosu yetiştiren çok tecrübeli biri. Beraber dalıyorduk, dalmak günlük hayatımın bir parçasıydı.

Belki de bu kadar kendinizden emin olduğunuz için önlem almadınız…

Sanırım bir yanılsama oldu, kendimi hep denize ait hissettim ama oraya ait değilim, değiliz. Arkadaşımla ikimiz de birbirimizi kollamazdık, birbirimize güveniyorduk. Bu bir hataymış, dik duvarda dalıyorduk, orada 53 metreye düşmüşüm.

“Derinlik sarhoşluğu” denilen şey…

53 metre düşmüş olduğum saatin grafiğinden çıkıyor, sonra kendim yukarı çıkıyorum. Hava az kalmış, yukarı doğru, su yüzüne çıkıyorum. Bir buçuk saat teknedekiler beni görmüyor.

Uzak mıydı tekne?

Hayır. Orada kaptanla arkadaşın yüzünü görüyorum, beni görmüyorlar, düdük çalıyorum duymuyorlar. O gün benle gelen benim kaptanım değildi. O gün gemicim yoktu. Yedek tüpüm 12 metrede duruyordu, o gün gemicim olmadığı için o da yoktu. Bunlar hep olan ama o gün olmayan şeyler. Hastaneye geldik, basınç kabini çalışmadı. 8 saat sonra Aksaz’da girdim basınç odasına. 4 saat daha girmeseydim ölecektim. Dalmak tehlikeli diyorlar ya, bence kader.

Hayatımda böyle bir durak olacakmış diyorsunuz…

Almanya’da klinikte ve daha sonra Türkiye’de çok ağır kaderler gördüm. Herkes bana dalmak çok tehlikeli diyor. Adamcağız bahçesinde hamağında yatıyor, cola’yı almak için uzanıyor, dengesi bozuluyor, düşüyor boyun kemiği kırılıyor. Hayatının sonuna kadar vücudunu kullanamayacak hale geliyor. Basınç kabininde bir kızcağız anlattı. İspanya’ya dalışa gitmiş, otelin 3’üncü katından balkondan düşmüş, beli kırılmış, omurilik felci olmuş. Mutfakta yağa basıyor ayağı kayıyor, kafasını buzdolabına çarpıyor, boyun kemiği kırılıyor. Olacaksa her yerde oluyor.

Hiçbir şey yapamıyordum tam bir çuval gibiydim

Psikolojik destek aldınız mı?

Hastane psikoloğuna git dediler. Gittim, “Benim sizi bir yılda getireceğim noktadasınız” dedi doktor, diğer hastalara yardımcı olmamı istedi. Ben “Olamam” dedim. Çünkü ben 4 çocuk sahibi, işinde başarılı olmuş, dünyayı gezmiş bir adamım, 27 yaşında hiçbir şeyi olmamış ve iyileşme ümidi olmayan bir hastayla durumum aynı değil.

İnançlı biri miydiniz?

Tanrı’ya inancım büyüktür. Hep konuşurum, dua ederim. Hoşuma giden camiler vardır, ibadet saatleri dışında gider dua ederdim, seyahatlerde kiliselere gidince de dua ederdim.

Boynunuzdan altı hissizdi. Bu size ilk söylendiğinde ne hissettiniz?

Çuval gibiydim. Basınç kabinine her gün girdim ve hep bir gelişme olacağına inandım. Yemeğimi onlar yediriyor, dişlerimi onlar fırçalıyor, her şeyi onlar yapıyorlardı, tam bir çuval gibiydim, başlarda nefes alırken de zorluk çekiyordum. Doktorları, meslektaşlarımı da buradan kınıyorum, tam olarak bilmiyorsan söyleme, bana “Artık böylesin, kendini alıştır” dediler, 4 hafta sonra sol elimi oynattım.

Her gün 4-5 saat fizyoterapi görüyorum

Nasıl bir tedavi gördünüz?

Murnau diye bir kliniğe gittim Münih’in güneyinde. Orada 2.5 ay kaldım. Bu bir klinik zinciri. Almanya’da 12 tane var bu kliniklerden, omurilik felci ve beyin felci üzerine. Her gün basınç odasına girdim. Bir ay sonra da sağ elim oynadı, ama hâlâ yemeğimi yiyecek kadar kuvvet yoktu. Daha sonra Bonn şehrinde günlük tedaviye başladım, orada bir rezidans tuttum. Mayıs’ta 2-3 aylığına Türkiye’ye çocuklarımı görmeye geldim. Almanya’da her gün fizyoterapi görüyordum. Türkiye’de de devam etmem gerekiyordu. Halamın oğlunun eşi doktor fizyoterapistti, emekli olmuştu. Onla çalışmaya başladık. Almanya’ya dönmeme gerek olmadığını gördüm. O tarihten itibaren tamamen birlikteyiz. Kahvaltıyı birlikte yapıyor, günde 4-5 saat çalışıyoruz. Her gün elektrotlar koyuluyor, azimle çalışıyorum, bunun da karşılığını görüyorum yavaş da olsa. Haftada bir gün de dinleniyorum. Durum çok ağırdı, inanılmaz hızlı iyileştiğim söyleniyor.

Doktorlar ne diyor durumunuzla ilgili?

Almanya’da, Amerika’da ve Türkiye’de farklı doktorlara gittim. Gelişme, tekrar ayağa kalkma yürüme ihtimalim var. Ben hep iyileşeceğime çok inandım. Beyinden alınan emirlerle vücudun kendini tamir etme ihtimali var.

Hastalığa teslim olanların hızla kötüleştiği görülüyor birçok hastalıkta…

Kanser sadece tek başına değil ama bir mutsuzluk hastalığı örneğin. Omurilik felcinin iyileşme ihtimali yok. Benim durumum farklı bunlardan.

Günde 1100 euro ödedim

Maddi gücümün olması bu kazadan sonra hayatımdaki birçok şeyi kolaylaştırdı. Almanya’da Murnau diye bir kliniğe gittim. 63 gün kaldım. Günlük 1100 Euro ödedim tedavi için. Bunu da sigorta karşılamadı.

Kumlarda yürümeyi çok özledim

Bu kaza size ne öğretti?

Geri dönüp bakınca bundan öğreneceklerimi biliyordum, hayat her an bitebilir. Bu kadar net. İyilik yapmak ve mutlu olmak lazım. Ben hiçbir zaman işkolik olmadım. Liseyi, üniversiteyi pekiyi derecelerle bitirdim, ama inek öğrencilerden değildim. Tıpta çok severek okudum, mesleğimi sevdim, deniz tutkum beni Bodrum’a sürükledi. İşimi hep çok sevdim.

Tıp okumuş olmanızın size bir yararı oldu mu bu kazadan sonra?

Tıp okumamış olsam bir sürü kitap okurdum. Ancak nörolojinin bu kadar az şey bildiğini tıp okurken bilmiyordum. Doktorlar bilgisiz değil ama nöroloji biliminde bilinmeyen çok şey var. Benim ana lezyonum toraks bölgesinde, nasıl oldu da ilk önce kollarım ve ellerim iyileşti bu bilinmiyor.

Ellerinizi çok rahat hareket ettiriyorsunuz…

Yemeğimi yiyor, yazı yazıyorum. Sol ayağım da iyileşme var, sağ ayak onun altı ay gerisinde.

Böyle giderse ayaklarınızın iyileşme süreci nasıl olacak, bu biliniyor mu?

Sinir sistemi en iyi şartlarda günde 1 milimetre kendini tamir ediyor. Yani çok yavaş.

İlaç kullanıyor musunuz?

Hayır. İlaç da yok zaten.

En çok neyi özlediniz?

Her dönemde farklı şeyleri özledim. Hastanede yatarken yakınlarım 22.30’a kadar yanımda kalıp sonra “Hadi bir şeyler yemeğe” gidelim diye gidiyorlardı. Onlara o zaman çok imreniyordum, sonra gitmeye başladım. Her şeyi özlüyorsunuz ama ben bardağın dolu tarafına bakıyorum. “2 yıl önce 1 Eylül’de çuvaldın, nefes bile alamıyordun, şimdi neler yapıyorum. Teknemi kullanıyorum, yüzüyorum” diyorum. Kumlara basmayı, sahilde yürümeyi çok özledim.

Denizden korkmadınız mı? İlk ne zaman girdiniz denize?

Deniz korkusu olmadı, yüzüyorum. Türkiye’ye döndüğümde hemen girdim denize, zaten Almanya’da terapide havuza sokuyorlardı.

Bir daha dalar mısınız?

Eski halime dönsem dalarım ama bir daha yalnız dalmam.

Çocuklarınıza dalış izni veriyor musunuz?

Onlar artık başlarına neler gelebileceğini biliyor, yalnız olmamak şartıyla dalabilirler. Dedim ya kader, beni denizde yakaladı.

Siz uçak da kullanıyordunuz. Adrenalini seviyorsunuz…

Evet ama 2.5 yıldır uçak kullanmıyorum, çok özledim. Tüpsüz dalış da yapıyorum. 20 metreye kadar küçük oğlum da dalıyor.

Neyi hayal ediyorsunuz?

Her şeyi… Eski halime döneceğime inanıyorum.

Engelliler için yapmak istediğiniz şeyler var mı?

Çok. Rehabilitasyon merkezi yok, var denilenler de tam değil. Olanlar çok pahalı. Bir engellinin evinden çıkması çok zor. Hangi taşıta binecek, hangi kaldırımda gidecek? Engelliler moral çöküntüsü içinde. Ve bir de kanatsız melekler var, tüm hayatlarını bu insanlara adamış insanlar. Örneğin Yavuz Kocaömer, Türkiye Engelliler Spor Eğitim Vakfı (TESYEV) başkanı. Beylikdüzü’nde bir arsa gösterdi devlet, TESYEV’le birlikte oraya Rehabilitasyon Merkezi yapacağız. 15 milyon dolarlık bir proje bu.

Cinsellik geri geldi şükrediyorum

Bir daha cinsel hayatınızın olmayacağını düşünmek sizi nasıl etkiledi?

Başlarda yüzümü bile kaşıyamıyordum. Beyin çalışıyor, hareket sıfır. Çuval gibiydim ama her şeyin zaman içinde geri geleceğine inandım. Ellerden sonra cinsellik de geri geldi. Şükrediyorum.

Eşinizle yolları ayırdınız. Siz Almanya’dayken yanınızdaydı eşiniz. Çıkan haberlerde, eşine kötü günlerinde destek olan bir kadın görüyorduk, ne oldu da bir anda ayrılma noktasına geldiniz?

Magazin basınında çıkan her habere inanmayın. Haftaya İstanbul’a gideceğim. Yeni düzenlemeler yapıyorum, çocuklarımı daha çok görebileceğim bir ortam hazırlayacağım.

Çocuklarınızla ilişkilerinizde değişiklik oldu mu?

Her şeyi konuşuyoruz. Bir tramva yaşadıklarını sanmıyorum. Her şeyi onlarla paylaşıyorum.

Kızlarla babalar aşk yaşar derler. Kızlarınızla bu kazadan sonra aranızdaki ilişkide neler yaşandı?

Her şeyi konuştuğum için sorun yaşamadık. Bu yaz küçük kızım Hera burada restoranda yanıma geldi, çok güzel müzik çalıyordu. “Baba senle dans etmek istiyorum’”dedi. Kızımı kucağıma aldım, tekerlekli sandalyemde döne döne dans ettik. Kızım sonra bana, “Baba sen hiç yürümeyecek misin?” dedi. O gece kızıma söz verdim, kızımın düğününde yürüyeceğim. İnanılmaz bir andı benim için.

Hep daha önce yaptığınız kazadan sonra yapamadıklarınızı konuşuyoruz, yaptığınız ne var?

Bir şeyi kesin yapmaya başladım. Ölmüş olsaydım neyi yapmak isterdim diye düşündüğümde, çocuklarımla daha çok vakit geçirmek isterdim. 4 çocuğum var. Şimdi onlarla daha çok birlikte oluyorum.

Yazar: Elif Ergu

Kaynak: http://VATAN

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>