Rehberiniz-Kırmızı agresif yapar peki ofisiniz ne renk olmalı ?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Kırmızı agresif yapar peki ofisiniz ne renk olmalı ?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Kırmızı agresif yapar peki ofisiniz ne renk olmalı ?

Şirketlerde kullanılacak renkler seçilirken yapılan işe göre karar verilmesi gerekiyor. Mesela kırmızı iştah açarken aynı zamanda öfkeyi de çağrıştırıyor.

Ofislerde artık alışılmışın dışında renkler kullanılmaya, değişik dekorasyonlar uygulanmaya başladı. Hepsi de önce çalışanın daha verimli olmasını sağlamak, sonra da müşterilerin gözüne hitap edebilmek için. Fakat bütün bunlar yapılırken renk seçimine dikkat edilmesi gerekiyor. Yanlış ortamda kullanılan yanlış renkler çalışanın konsantrasyonunu bozabiliyor, iş yapmasına engel olabiliyor.

Dr. Mimar Lerzan Aras çok fazla renk ve tonun bir arada kullanılmaması ve ofis ortamındaki işlevlere, yaratılmak istenen imaja göre renklerin belirlenmesi gerektiğini söylüyor. “Ofis ortamları sadece ciddiyetin ve resmiyetin hüküm sürdüğü mekanlar olarak görülmemeli; paylaşımın, üretkenliğin ve başarının gerçekleştiği alanlar olarak her renge açık olmalıdır.” Çok fazla siyah kullanmamak, kontrastlara çok yer vermemek, çok fazla rengi bir arada kullanmamak ve rengin hangi mekan parçası ile kullanılması gerektiğini iyi analiz etmek ofis ortamında önemli.

Türkiye’de sakinleştirici renkleri çok kullanıyoruz

Çalışma yerinde kullanılan malzeme, seçilen eşyaların biçimi ve dokusu, bu eşyaların yerleşimi bile çalışanın yaratıcılığı üzerinde etki edebiliyor. Aras çok parlak ve sıcak renklerin her yerde kullanılmadığı sürece yaratıcılık üzerine etkisinin daha çok olduğunu söylüyor. Beyaz, enerjinin dağılımını sağlıyor, ana renklerle (sarı, kırmızı, mavi) birlikte kullanıldığında, bu dağılım daha rahat gerçekleşiyor ve çalışanı özgür kılıyor. Pastel tonların sakinleştirici etkisi fazla, konsantrasyon yükselmesine de olumlu etki ediyor.

Aras çalışma ortamında kullanılan renkler hakkında şunları söylüyor: “Kendi çalıştığınız ortamı düşünün. Hangi renkleri daha fazla görüyorsunuz? Genelde Türkiye’de ana renklerin ve onların beyaz ile kombinasyonunun ofislerde çok kullanılmadığını görürüz; ama açık kahve, açık sarı, açık yeşil başta olmak üzere sakinleştirici tonlar tercih ediliyor. Bu, doğru bir yaklaşım olmakla birlikte, devamlı aynı ton ve renklerin kullanılması, algıda seçiciliği çok azaltmakta, yaratıcılığı da doğal olarak olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla ofislerin belli köşelerinde parlak ve özellikle kırmızı ya da sarının hatta siyahın parlak olarak kullanılmasını her zaman öneririm.”

Ofiste kullanılacak rengin seçiminde ne iş yapıldığı da önemli. Bir reklamcılık şirketinde bir duvar siyaha boyanabilir; kırmız, beyaz, istenilen renkte parlak mobilyalar da seçilebilir. Fakat bir danışmanlık şirketi için ofis tasarlanacaksa o zaman seçilecek renklerin ikincil tonlarda olması gerekiyor. Beyaz ile yumuşatılmış ya da birbiri ile karıştırılmış ana renkler bu durumda daha geçerli olabilir. Aras sonuç olarak ofis ortamında çalışanlardan beklenen, şirketin hedeflediği beklentilere ve doğru kitleye ulaşmayı da içerdiğine göre, yapılan iş kendini mekanda renkte gösterir diyor. Parlak renkler yaratıcılık, mat ve sakin tonlar güvenilirlik ve süreklilik duygusunu artırır; seçilen eşyanın biçimi ve yerleşimi de renk kadar önemli.

Çalışanlara renk özgürlüğü tanınmalı

Peki renkler çalışanı etkiliyor mu? Bu soruya Aras şöyle cevap veriyor: “Aslında zannedildiğinin aksine ofisin rengi çalışanları çok fazla etkilemez. Çalışanların hepsinin kendi yaratıcılığını arttıracak başka renk ve tonlara ihtiyacı vardır ve içgüdüsel olarak kendi çalıştıkları bölgede bunu bir şekilde uygularlar.” Bu uygulama masasının üstünde devamlı kırmız kalemler tutulması, masada sürekli beyaz eşyaların olması olarak görülebiliyor. Eğer bir ofis kendi kurumsal kimliğini kendi seçtiği renklerle doğru ifade edebiliyorsa ve çalışanlarına kendi çalışma alanlarında belli bir renk özgürlüğü tanıyorsa, çok yaratıcı ortamlar oluşabiliyor. Aksi halde çalışanlarda verimsizlik ve mutsuzluk başlayabiliyor. Aras şirketin kişiye göre renk seçimi yapılabilmesi için olanak sağlamasının önemli olduğunu belirtiyor.

Herkesin farklı renklerle kendini daha üretken, daha rahat, hatta daha yaratıcı hissettiği gerçeği kaçınılmaz. Aras, en rahat çözüm yolunun kurumların kendi kurumsal renklerini çalışanlardan bağımsız kullanabilmesinden geçeceğini söylüyor. “Çalışanların sevdikleri renkler ve dokular analiz edilip, onların kurum renkleri ile bir arada kullanılır hale gelmesi sağlanmalıdır. Örneğin kurumsal kimliğinde lacivert ve beyaz renkleri seçen ve tüm ofisi bu tonda boyatan bir kurumu ve laciverti hiç sevmeyen çalışanı düşünün… Evet, şimdi ne olacak?”

Çözüm çalışanların küçük analizlerle sevdikleri ve yaratıcılıklarını geliştirecek renklerin bulunmasında ve bunun şirketin rengine entegre edilmesinde yatıyor.

Rengarenk ortam dikkat dağıtıyor

İşin psikolojik boyutu da var. Bütün renkler insan üstünde aynı etkiyi yaratmıyor. İş psikoloğu Selin Uçal, iş yerinde renk kullanımına karar vermeden önce söz konusu olan mekanda ne gibi aktivitelerin yapılacağına, ne kadar ışık aldığına, dikkat çekici ya da sakin bir yer mi istenildiğine de dikkat etmek gerektiğini söylüyor: “Unutmamalıyız ki renkler görerek algılamanın önemli unsurudur; önemli bilgiler verir, duygusal ve düşünsel etkileşime sebep olur.”

Rengarenk çalışma ortamları dikkat dağınıklığına sebep olması nedeniyle psikologlar tarafından tavsiye edilmiyor. Meslek gruplarına göre renk kullanımları değişiyor. Resmi yerler daha çok griyi tercih ediyor, ama beyaz, yeşil ve mavi de iş yerinde kullanılan en yaygın renklerden.

Renkler mesleğe göre de değişiyor… Yemek sektöründe kırmızı rengin çok kullanılması gibi. Otorite çağrıştırmak isteniyorsa, lacivert kullanılıyor. Yeşil ise hem yaratıcılık hem de huzur sağladığı için tavsiye ediliyor.

Uçal, iç mekan tasarımının çalışanlar için önemli olduğunu belirtiyor, özellikle de ofis ortamının. “Yurt dışındaki kurumsal firmalar her zaman çalışan odaklıdır. Öyle olmaya gayret ederler. Ergonomi gerçekten çok önem taşımakta. Bazen iş ortamında yaptığın minicik değişiklikler bile çalışanları motive etmeyi, verimlerini arttırmayı sağlayabiliyor.”

İç mekanda özellikle çok fazla kırmızı renk kullanılması çalışanların odaklanmasına engel olabiliyor. Ayrıca uzun vadede çalışanı agresif de yapabiliyor. Bunun nedeni de kırmızı rengin fiziksel olarak kişiler üzerindeki etkisinin büyük olması. Kan basıncını hızlandırıp tansiyon yükseltebiliyor. Mavi ise bunun tam tersi.

Renklerle ilgili kesin yargıya varmak zor

Renk kullanımda bir diğer önemli konu da insanlara vermek istenilen imaj, bir tarz oluşturma. Tabii bunda sadece şirket içindeki renkler değil logo ve dış mekan tasarımı da önemli. Uçal şirket sahiplerinin, özellikle iç mekan tasarımında ’çalışan odaklı’ olmasının şirketin geleceği adına önem taşıdığını söylüyor.

Şirketler çalışanlara sadece dekorasyon, duvar ve kurum rengi olarak hitap etmiyor. Çok önemli bir başka konu ise şirketin, kurumun logosu. Önemsiz gibi görünen logo aslında şirket hakkında fikir veriyor.

Grafik tasarımcı Ali Tekin Çam bu konuda Paul Rand’in bir sözünü aktarıyor: “Logoyu üreten tasarımcıdır, ancak oluşturan firmanın kendisidir.” Logo tasarım aşamasında, kurumun kendini nasıl tanımladığı ve kurumu yansıtan kavramların ne olduğunu bilmek önemli. Çam, konuya Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun logoyla örtüşen bir tanımıyla giriyor: “Üç küheylan çeker arabamızı, biri çizgi, biri leke, biri renk!” Logonun görsel anlatımında önemli bir rol oynayan renk, kimliği çarpıcı hale getiriyor. Çam, yöneticilerin bir marka ya da bir logo için renk seçerken genellikle yaratmak istedikleri farklı kimliği değil, oluşturmak istedikleri ruh halini gözettiklerini belirtiyor.

Tek renk, bir marka için neredeyse her zaman en iyi renk stratejisiyse de, bazen birden fazla renk kullanmak gerekebiliyor. Çam bu konuyla ilgili şu örneği veriyor: “Paket teslim şirketi Federal Express paket tasarımlarının göz alıcı olmasını istedi. Bu nedenle, bulabildiği en etkili iki rengi, turuncu ve moru birleştirdi. Bir FedEx paketi geldiğinde herkes o FedEx paketinin geldiğini görebilir. Tamamen mavi bir denizde, turuncu-mor bir kanat gibidir.”

Parlak renkler çabuk bıktırıyor

Renk seçiminde müşteri kategorisi ve yaş grubu da çok önemli. Aynı ürünü 40 yaş grubuna küçük yeşil şişelerde satan (maden suyu markası) Perrier, mavi plastik şişesiyle 18-25 yaş grubunda başarılı olabiliyor. ABD’de yapılan bir araştırma en yüksek gelir grubunun siyah, gri ve laciverti tercih ettiğini, en düşük gelir grubunun ise canlı renkleri seçtiğini gösteriyor. Uzmanlar parlak renklerin yorduğunu ve çabuk bıktırdığını ve ancak sık değiştirilen ürünlere uygun olduğunu belirtiyor. Bu durumda beyaz eşyalara neden bu rengin verildiği de belli oluyor.

Renk istikrarı uzun vadede bir markanın zihinde elde etmek istediği yere ulaşmasını sağlayabilir. Çam, buna örnek olarak, sarının Caterpillar’a, kahverenginin United Parcel Services’e, kırmızının Coca-Cola’ya ve mavinin IBM’e sağladıklarını gösteriyor.

Renkler bulunulan coğrafyaya, içinde bulunulan kültüre göre de farklı anlamlar ifade edebiliyor. Bu nedenle renklerle ilgili kesin yargılara varmak zor. Tabii renk seçimi hataları da yok değil. Buna bir örnek, NestlŽ’nin 1994’te Avrupa’da çıkardığı LC1 marka yoğurt. Kullanılan gri ambalaj, ilaca benzetildiği için, ürün tutmamıştı.

Çam, bilimsel tanımlardan uzaklaşıp, logolarda kullanılan renklere bir göz atarsak, ’Bu rengi neden kullanmış acaba’nın cevabını kolayca veremeyebiliriz, diyor. Bunun pek çok sebebi var. “Bir gün ofisinizin kapısından biri girip bir logo yaptırmak istediğini ve izlediği tüm ciddi firmaların logolarının lacivert olduğunu, yaptıracağı logonun da illa lacivert olmasını istediğini söyleyebilir. Ya da İslami yönü ağır basan bir firma, ürettiğine uygun düşsün düşmesin benim logom illa ki yeşil olacak diyebilir. Başka örnek, İtalyan mutfak kültüründe önemli bir yeri olan pizza veya makarnayı üretecek bir firma, kullanacağı logoların, bu kültürün aidiyeti açısından İtalyan bayrağındaki (kırmızı, beyaz, yeşil) renklerden oluşmasını isteyebilir.”

Tabii her şirket renk tercihine böyle amatörce yaklaşmıyor. Ama tasarımcılar da bu tür talepleri kolay reddedemiyorlar. Aklında bir fikirle gelmiş müşteriyi ikna etmek zordur, diyen Çam “Fazla ısrar ederseniz, başka bir tasarımcıya gitmesi ihtimali yüksektir” diyor.

KIRMIZI: İştah açıcıdır. Bu yüzden de çoğu fast food markaları kırmızı rengi kullanır. Bu rengin fiziksel etkisi ise kişilerde tansiyonu yükseltmesi ve kan akışını hızlandırmasıdır. Kırmızı aynı zamanda agresyon ve öfkeyi çağrıştırabilir.

YEŞİL: Güven ve telkin duygusu verir. Huzur sağlar, kişiyi sakinleştirir. Bu yüzden hastabakıcıların ve ameliyata giren doktorların önlük rengi yeşildir. Bankalar da aynı sebeple logolarında bu rengi sık kullanır. Yeşil aynı zamanda yaratıcılığı da canlandırır. Bugün yeşil (İslam ülkelerindeki özel anlamı dışında) tazeliği, sağlıklı ürünü, yeniden doğuşu da temsil ediyor.

SİYAH: Asil renktir. Gücü, lüksü ve hırsı temsil eder. Aynı zamanda matemi de çağrıştırır. Konsantrasyonu dağıtmaz. Coca Cola, “erkeksi ve güçlü” Zero’yu satmak için siyah şişeyi seçmiş. Tabii siyahı kaldıramayan ürünler de var. Fransa’da piyasaya çıkan siyah tuvalet kağıdı satmamıştı.

MAVİ: Huzur ve dinginlik verir. Kan akışını yavaşlatır. Bu yüzden iştah kestirir. Diyette olan kişilere mavi tabakta yemeleri tavsiye edilir. Şayet ofisin uzaktan da fark edilmesini istiyorsanız mavi bunun için idealdir. Sakinleştirici bir özelliği vardır. Yükleme sırasında erkan mavi olursa, internet kullanıcılarının daha kolay sabrettiği biliniyor. Bu rengin “serinlik” intibaı verdiği de unutulmamalı: Bir araştırma mavi, yeşil, kırmızı ve sarı bardaklarda servis yapılan aynı ısıdaki aynı içeceğin, mavi bardakta daha soğuk algılanma oranının yüzde 48 olduğunu ortaya koydu.

GRİ: Ciddiyet rengidir. Diplomatik renktir.

SARI: Geçiciliğin rengidir. Trafik ışıklarındaki sarı renk bu yüzden kullanılır. Bankalar ise bu nedenle sarı rengi kullanmak istemez çünkü paranın geçici değil kalıcı olmasını tercih eder. İş yerinde çalışanların çok zaman kaybetmeden geçmelerini istediğiniz yerlerde kullanılır. Dikkat çekici bir renktir.

BEYAZ: Temizlik ferahlık ve hijyen, saflık çağrıştırır. İççamaşırda, buzdolabı ve çamaşır makinasında ve temizlik ürünlerinde en yaygın renktir. İş ortamında istikrarı sağlar. Gözü dinlendirir. Politikacılar temiz, dürüst izlenimini vermek için bu rengi kullanır.

KAHVERENGİ: İnsanlar bu renkte tasarlanmış mağaza ve işyerlerinde çok vakit geçirmeyi istemezken beyaz tonlarıyla teşrif edilmiş mağaza ve iş yerlerinde bu sorun ortadan kalkıyor. Kahverengi aynı zamanda iş görüşmelerine giderken pek tercih edilmeyen bir renk.

MOR: İç bilinci temsil eder. Bilinçaltı rengidir. Terapi odalarında da kullanılır bu yüzden. Fizyolojik olarak uykusuzluğa da iyi gelir.

LACİVERT: Kozmik renk olarak kabul edilir. Sonsuzluğu, otoriteyi, verimi simgeler. Bu yüzden firmaların büyük çoğunluğu bu rengi kullanır.

Yazar: Zeynep Mengi

Kaynak: http://Hürriyet İK

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir