Kendinizi 10 yıl sonra nerede görüyorsunuz?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

Mesleki anlamda geleceğe ne kadar hazırlıklısınız? Acaba geleceğin ekonomisinde size hala yer olacak mı? İşte gelecekte işsiz kalmamak için yapılması gerekenler…

Geleceğin ekonomisinde işsiz kalmamak için…

İşsizlik Türkiye`nin en kritik problemlerinden biri. Özellikle ekonomik büyümenin yavaşlamasıyla ve küresel trendlerle bu sorun şiddetini artırarak gündemde daha da ön sıralara çıkacak.

Meselenin makroekonomi ile ilgili olduğu kadar küresel iş-ekonomi ve teknoloji trendlerinin ortaya çıkardığı yapısal bir boyutu da var. Teknoloji ve küreselleşme emek arzı ve talebini temelden şekillendiriyor. Yüksek emek niteliği gerektiren işlerle düşük emek niteliği gerektiren işler arasındaki makas günden güne daha da açılıyor. Küreselleşme ile eşgüdümlü olarak yaşanan emek mobilizasyonu yani çalışanın bir ülkeden diğerine gidebilme esnekliği bu kutuplaşmayı pekiştiriyor.

Makasın açılması sadece emek piyasasını da etkilemiyor. Toplumdaki gelir adaletsizliğini artırıyor ve sosyal dokuyu bozuyor. Çalışanlar sermaye ve teknolojiye karşı sürekli güç kaybediyorlar. Bu sosyal riskin önüne geçebilmek için sistemin mevcut trendleriyle uyumlu iktisat, eğitim, sosyal güvenlik, finans, teknoloji ve istihdam politikalarını birbiriyle bütünleşik olarak inşa etmek gerekiyor. Bu da ancak meseleye çok-disiplinli ve analitik bir pencereden bakmakla mümkün.

En görünür trend son yüzyılda teknoloji ve iletişim teknolojilerinin emek piyasasında rutin ve düşük nitelik gerektiren iş gücüne olan ihtiyacı azaltması oldu. Skalanın gerekli nitelik bakımından en aşağısında görülen hizmet sektöründeki işler piyasada hem azalıyor hem de bu işlerin maaşları düşüyor. Örneğin bir fabrikada üretim bandından geçen ürünü alıp üzerine bir parçayı monte eden bir çalışanın işi artık robotlarla yapılabiliyor. Bu bilinen bir olgu. Ama yeni bir şey var ki artık yapay zeka (artificial intelligence) ve büyük veri analitiği (big data analytics) gibi teknolojiler daha üst nitelik gerektiren işlerdeki istihdamı da etkiliyor. Artık veri girişini sisteme girecek memurlara, bu verileri analiz edecek teknik uzmanlara, yabancı dilden çeviriler yapacak çevirmenlere ve hatta şoförlere ihtiyaç kalmıyor. Büyük araba şirketleri ve Google trafikte diğer arabalarla ve sinyalizasyon sistemiyle iletişim halinde kendi kendine şoförsüz gidebilen arabalar üzerinde çalışıyor.

Gelecek bugünden ona hazırlananlara ait olacak
Dijital devrim ve yeni ekonomi tehditler sunduğu kadar trendlere hazırlıklı olan birey ve ülkelere fırsatlar da sunuyor. Hala insan faktörünün önemli olduğu işler var olmaya devam edecek. Skalanın en üzerindeki komplike beceriler, eğitim ve mesleki vasıflar gerektiren işler hayatta kalmaya devam edecek. Yöneticiler, mühendisler, biliminsanları, hukukçular ve eğiticiler bu trendlerden olumsuz değil belki de olumlu etkilenecekler.

Apple şirketinin açtığı Uygulama Mağazası (Application Store) dünyadaki birçok yazılımcıyı IOS ve Android işletim sistemleri için kod yazma sektörüne yöneltti. Birçok yazılımcı ve girişimci bu sektörde ciddi paralar kazandı. Piyasaya betası çıkan ama henüz yaygınlaşmayan Google Glass (Google Gözlük) için de uygulama fikirleri geliştirilmeye başlandı.

Şoför gerektirmeyen yeni arabaların trafikte hukuki regülasyonunu sağlamayı, yeni aplikasyonlar üretmeyi, yeni pazarlara satmayı bu donanımlı, yaratıcı ve girişken sınıf gerçekleştirecek. Google Glass teknolojisi belki bazı işlerin sonunu getirecek ama yeni fırsatlar da yaratacak.

Bu küresel trendlerin etkisinin oldukça çok hissedildiği ABD`de STEM (Bilim, Teknoloji, Mühendislik, Matematik) alanlarındaki işgücü ihtiyacı 1974-2014 arasında yüzde 60 arttı. STEM istihdamı diğer alanlardaki istihdama göre tam üç kat daha fazla büyüdü. Çünkü bir işletmeyi yönetmek, inovatif teknolojiler ve yeni patentler çıkarmak insan faktörünün önemli olduğu girişimciliği ve analitik düşünmeyi gerektiriyor.

21.yüzyıl çalışanlar ve hükümetler için zor bir dönem olacak. Peki neler yapmak gerekiyor?

Çalışanlar ne yapmalı? Bilgi ekonomisinde rekabet eden her çalışanın kendi eğitimini ve mesleki gelişimini okul yıllarıyla sınırlandırmaması, hayat boyu gelişim prensibini kendisine şiar edinmesi şart. Profesyonel yaşamın gereklilikleri hızlı şekilde değişiyor. İçinde yaşadığımız dönemin teknolojik gereksinimlerine sahip olmadan sektörde yer edinmek imkansız.

Donanımlı, uyumlu, girişimci ve belki de şanslı bir azınlık nitelik skalasının yukarılarındaki yüksek maaşlardan faydalanmaya devam edecek. Kendilerini bu değişen şartlarda “vazgeçilmez” kılacak, yabancı dil bilen, sektöründeki küresel trendleri takip edebilen, artı değer yaratacak ve sıfırdan bire gidebilecek birey ve kurumlar hep bir adım önde olacaklar.

Hükümetler ne yapmalı? Her ulusun ekonomik kalkınmasındaki ana öğe emek yani insan. ABD`nin 1939-2000 döneminde yakaladığı ekonomik kalkınma ile oluşturduğu liderlik pozisyonunu eğitim sektörüne yaptığı yatırımların sanayi devrimine yol vermesiyle oluşturduğunu unutmamak gerekiyor. Bu süreçte insan sermayesi en önemli tetikleyici unsurdu. Bu yüzden insana yapılan yatırımın en önemli yatırım olduğunun bilinciyle ülkeler çalışanlarınım 21. yüzyıl iş dünyasının ve teknolojik gelişmelerinin gereksinimiyle donatacak kurumların oluşturulması gerekiyor.

Yukarıda bahsettiğimiz yapısal trendlerin olumsuz sonuçlarıyla dünyadaki bütün ülkeler mücadele etmek zorunda fakat Türkiye`nin durumu daha kritik. Henüz küresel ve teknolojik trendler Türkiye`ye etkisini tam olarak hissettirmeye başlamadı. Bilgi ekonomisine tam geçişi gerçekleştiremedik. Hala göreceli olarak ucuz işgücüne sahip olduğumuz için ülkemizde ekseriyetle düşük ve orta düzey teknoloji üreten üretim tesisleri mevcut. Bu pozisyonunu Türkiye yavaş yavaş kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu trendler henüz etkilemeden bile Türkiye`de hayati bir işsizlik sorunu var. TUİK rakamlarına göre Türkiye genelinde işsizlik oranı ise %9,8 seviyesinde. Bu diğer gelişmekte olan ülkelere göre yüksek. Ekonomik büyümesini devam ettirebilmesi ve orta-gelir tuzağından çıkabilmesi için ülkenin insana yatırım yapması gerekiyor.

Hükümetin eğitim kurumlarının sadece niceliklerini değil niteliklerini yükseltmesi, gelecekte de istihdam alanı yaratacak alanlara şirketleri yönlendirmesi, bu şirketlere stratejik finansman kanalları açması ve küresel rekabette öne çıkmalarını sağlayacak koşullar sağlaması önemli. Bu bağlamda istihdam, finans, teknoloji ve eğitim bütünleşik bir şekilde ele alınmalı. Konunun özellikle finansman ayağında yeni fikirler, becerikli yöneticiler ve sermayeyi bir araya getirebilecek mekanizmalar kurulması gerekiyor.

Göçmen politikaları, jeopolitik riskler ve istihdam

Bölgedeki bölgesel çatışmalar nedeniyle göçmen politikaları da istihdam meselesinde Türkiye`nin denkleme dahil etmesi gereken bir faktör. Ülkemizde misafir değil kalıcı olan Suriyeli mültecilerin çoğunun düşük seviye eğitime ve niteliklere sahip olduğunu ve az beceri gerektiren işlerdeki rekabeti özellikle göçün yoğun olduğu şehirlerde artıracağını iddia edebiliriz. Türkiye`nin kapısını zorda olan insanlara açması gayet insani bir duruş ama burada da planlı ve yaratıcı hareket etmek zorundayız.

Göçmenlik politikalarına akılcı bakabilmeliyiz. Bölgedeki yatırımcı ve yaratıcı kesimi ülkeye çekecek oturma izni yahut vatandaşlık programları geliştirmek akıllıca bir hamle olacaktır. Bölgedeki jeopolitik sıkıntılardan ötürü ülkemizde yaşamayı tercih edecek biliminsanları, mühendisler ve yatırımcılar istihdam politikalarımıza katkıda bulunabilir. Bu ülkedeki düşük nitelikli çalışan gücünü de dengeleyici bir formül olabilir.

Sosyal devlet yeni ekonomide daha önemli

Emek piyasasındaki makasın açılmasıyla devletin sosyal devlet olması daha önemli bir hale geliyor. Her birey kendi ve devletin sunduğu imkanlarla niteliklerini ve becerilerini geliştirip emek piyasasına dahil olmaya çaba gösterecektir ama sistemin dışında kalanlar da mutlaka olacaktır. Nitelikleri nedeniyle iş bulmakta zorlanan bireylere devletin yol göstermesi, gelişim olanakları sunması ve zorluk çeken vatandaşlarının barınma, sağlık, eğitim, ısınma, gıda gibi temel hizmetlere erişiminin kesintiye uğramamasını sağlaması gerekiyor.

Thomas Piketty`nin geçtiğimiz sene çok konuşulan kitabında vurguladığı gibi ekonominin tekrar yeniden dağıtım meselesine odaklanması lazım. Bu büyümeden uzaklaşma anlamına gelmemekte. Keza daha fazla büyüyerek daha fazla paylaşmak da mümkün olacaktır. Önemli olan büyümenin niteliğidir. Sermayenin aslan payını aldığı, emeğin güç kaybettiği bir büyümede sosyal, adil ve sürdürülebilir toplum düzeni kurulamaz. Ekonomi de demokrasi de gelişmez. Hem ulusların kendi içerisinde hem de uluslar arasında gelir dağılımı adaletsizliği artar. Bu yüzden istihdam meselesine makroekonomik dengelerin yanı sıra yapısal parametreler açısından da bakmak, küresel trendlerin ülkelere yapacağı etkileri peşinen iyi analiz edip, buna uygun bağdaşık politikalar üretmek gerekiyor.

Yazar: Cenk Sidar
Kaynak: http://www.radikal.com.tr

Incoming search terms:

  • 10 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz (1)
Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>