Rehberiniz-Kendini gerçekleştiren kehanetler…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Kendini gerçekleştiren kehanetler…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Kendini gerçekleştiren kehanetler…

Kendini gerçekleştiren kehanetler

Geçen hafta David Rosenhan”ın bir araştırmasını özetlemiştim. Sekiz sahte hasta, yani normal kişi, akıl hastanesine sanki hastaymış gibi baş vuruyorlardı. Şikayet olarak; “bir ses duyduklarını” söylüyorlardı. Başka her şey “normaldi”. Tamamı “şizofren” tanısıyla yatırıldı. İçerde kaldıkları süre içinde hiçbir “anormal” davranışta bulunmadılar. Klinikte gösterdikleri tüm normal davranışlar ve geçmişlerinde olan biten her şey “şizofreni” açısından yorumlandı. Ortalama 19 gün hastanede kaldılar. Biri çıkartılmak için 53 gün bekledi.

Çıkışlarında “hastalıklarında gerilemeler olduğu” rapor edildi, ama “şizofren” olarak kaldılar. Bu araştırma ve daha sonra tekrarlanan diğerleri, zaman içinde “normal-anormal”, “deli-akıllı” kavramlarının ciddi biçimde sorgulanmasına yol açtı. Bu sorgulamanın dışında, bana göre daha da önemlisi, insan zihninin temel işleyişiyle ilgili bir özelliğinin ve daha da derinde felsefi bir pozisyonun altı çiziliyordu.

Teori ve gerçek

Tıp adamı teşhisini koyarken verilerden hareket eder. Yani hastasını muayene eder, tahlillere ve diğer bulgulara bakar ve teşhisini koyar. Dikkat edersek, uzmanlar “sahte hastaları” klinikte gözlerken yaptıkları yorumlarda bulgulardan hareket etmediler. Hastalar “normal” davranıyorlardı. Tersine, “şizofreni” teşhisinin kendisi hastaların davranışlarını “anormal” olarak yorumlamaya götürüyordu. Aslında zihnim bunu yalnızca hastalıklara teşhis koyarken değil, her türlü “teşhisi” koyarken de yapıyor. Doğru, yanlış, iyi, kötü, güzel, çirkin, var, yok derken de “gerçekliğe”, dünyaya köklü bir biçimde filtrelenmiş bir dünya görüşü, teori, paradigma içinden bakıyorum. Ve hayat dayatmadıkça dünya görüşümü, teorimi değiştirmiyorum. Ancak hayat fena halde bastırdığında örneğin, “Kürt gerçeğine” farklı bir yorum getirmeye çalışıyorum. Yani paradigmalarımla oynamak zorunda kalıyorum.

Şu anda bütün Türkiye bu konuda yeni paradigmasını oluşturmaya çalışıyor. Paradigmaların bir zaman sonra değişmek zorunda kalacağını görüp harekete geçen insanlara da “vizyoner” diyorlar. Yani ileriyi gören anlamında. “Gerçeği” hiçbir zaman “olduğu şekliyle” bilemeyeceğim. “Gerçek” hep benim yorumum olarak kalacak. Yorum gerçeğin aynısı olmayacak ama uyumlu olacak. Yani birlikte iyi oynayacaklar. Gerçeklikle ilgili yorumumda anlaştığım insanlar varsa ne ala. Yoksa ya “kötü” ya da “deli” olacağım. Einstein “Neyi gözlemleyebileceğimizi teorimiz belirler” derken aynı şeyi kast ediyordu.

Pygmalion etkisi

Yazıyı Robert Rosenthal”ın bir araştırmasıyla bitireyim. Rosenthal literatüre “Pygmalion Etkisi” kavramını getiren kişi. Mitolojiye göre, Pygmalion bir kadın heykeli yarattı ve ona öylesine bir sevgi gösterdi ki, Afrodit”in müdahalesi ile heykel bir canlıya dönüştü ve onun sevgisine yanıt verdi. Kendini gerçekleştirme kehanetine göre de neyi beklersek onun gerçekleşme olasılığı daha yüksektir Teorinin gerçek hayattaki karşılığına bakarsak, kendisine saygı duyulmadığını düşünen bir kişi, gerçekte böyle bir durum söz konusu olmasa da, bu algısı nedeniyle çevresindeki insanların tavırlarını düşmanca algılayacak, pek çok durumda aşırı hassas davranacak ve çevresine karşı şüpheci yaklaşacaktır. Bu durumda çevresi de ona düşmanca davranacaktır. Yani kehanet gerçekleşir.

Rosenthal”in 18 öğretmen ve 650 çocuk olan bir ilkokulda yaptıkları çalışmada, her sınıftan eşit sayıda öğrenci iki gruba ayrılır. Rosenthal, gruplardan birine “zeki grup” der. Öğretmenlere “zeki grubun” içinde yer alan öğrencilerin adını vererek, bu öğrencilerin öyle olmadığı halde “ileri zekalı” olduğunu ve yüksek potansiyelleri olduğunu söyler. Bir yılın sonunda bu çocukların diğerlerine oranla akademik açıdan çok daha fazla geliştikleri görülür. Üstelik zeka puanları bile anlamlı derecede artar. Rosenthal”a göre, öğretmenlerin yüksek performans beklentisi, öğrencilere söyledikleri şeyler, yüz ifadeleri, gibi sözel ve sözel olmayan çeşitli şekillerde iletilmiş olabilir. Bu deneyde her iki grup arasında öğretmenlerin öğrencilerle geçirdiği süre açısından bir fark bulunmamaktadır, ancak öğrencileri ile kurdukları ilişkinin niteliği daha farklıdır. Bu şekilde gruba hissettirilen olumlu beklentinin öğrencilerin benlik kavramları üzerinde etki etmiş ve motivasyonlarını, kavrama becerilerini yükseltmiş olduğu düşünülmektedir. Yani bir hastaya uzmanından aile bireylerine kadar herkes “sen şizofreniksin ve de iyileşemezsin” derse, o hasta hayat boyu şizofren gibi davranmaya devam eder.

Bir çocuğa başarabileceğine inandığınızı belli ederseniz başarılı olma ihtimali artar. Yani kehanet gerçekleşir.

Kaynaklar

Rosenhan, David L. (1973). On Being Sane in Insane Places. Science, Vol.179, 250-258. Rosenthal, Robert, and Jacobson, Leonore. Pygmalion in the Classroom. Holt, Rinehart, and Winston, New York, 1968

Yazar: Emre Konuk

Kaynak: http://www.isteinsan.com.tr

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir