Rehberiniz-Kaygılarınız için ne zaman kaygılanmalısınız?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Kaygılarınız için ne zaman kaygılanmalısınız?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Kaygılarınız için ne zaman kaygılanmalısınız?

KAYGI BOZUKLUKLARI ve TEDAVİSİ

Herkes kendini zaman zaman kaygılı hisseder. Ailevi sorumluluklar, işteki yükümlülükler veya acil durumlar kişinin stres, endişe veya korku yaşamasına sebep olabilirir. Hafif düzeyde kaygı yaşamak, insanın daha uyanık ve dikkatli olmasını sağlar. Ancak uzun süredir yoğun düzeyde kaygı yaşayan kişide ‘kaygı bozukluğu’ olabilir. Bu durum, kişinin günlük hayatını sekteye uğratır.

Kaygı Bozuklukları

Aşırı korku, nefes daralması, kalp atışının hızlanması, uykusuzluk, bulantı, titreme ve baş dönmesi anksiyete bozukluklarında yaşanabilen tipik belirtilerdir. Anksiyete bozukluğu çoğunlukla ergenlik veya genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkar. Bünyesel faktörler ve geçmiş deneyimler bu rahatsızlığın ortaya çıkmasında rol oynar.

Anksiyete bozukluklarının farklı tipleri vardır:

Genel Kaygı Bozukluğu: Kişi, hastalık veya ekonomik durum gibi günlük konular üzerine tekrar eden korku ve endişeler, sürekli olarak kötü bir şey olacakmış hissi yaşar. Sürekli yaşanan anksiyete kişinin konsantrasyonunu, içinde bulunduğu duygusal hali ve gündelik hayatını etkiler.

Panik Bozukluk: Kişi, panik atak adı verilen ani ve yoğun korku nöbetleri yaşar. Panik rahatsızlığı olan kişiler tekrar panik nöbeti yaşamaktan korkarlar. Panik nöbeti geçirmemek için, paniği tetikleyeceğine inandıkları bazı faaliyetlerden kaçınmaya başlarlar. Kaçınma davranışı, iş ve aile yükümlülüklerinin yerine getirilmemesine ve gündelik hayattaki basit faaliyetlerin yapılamamasına sebep olur.

Fobi: Fobiler bazı nesnelere veya durumlara yönelik gelişen yoğun korkulardır. Hayvanlar, uçakla uçmak, sosyalleşmek, evden dışarı çıkmak ve açık alanlarda bulunmak bazı fobilere örnektir. Bu korkularla karşılaşan kişi kaçmaya eğilimlidir. Fobiler, gündelik hayatta birtakım faaliyetlere engel olmaya başlar ve kişinin hayat kalitesini bozar.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk: İstenmeyen ve kişiye saçma gelen fakat kontrol edilemeyen, duygu, düşünce (takıntı) ve ritüel davranışların (kompulsiyon) görüldüğü bir rahatsızlıktır. Kişi bu duygu, düşünce ve davranışlardan kurtulmaya çalışır, ancak kaçtıkça bunların içine daha da gömülür. El yıkama, temizlik, tekrar tekrar kontrol etmek en tipik örneklerdir.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu: Doğal felaket veya kaza gibi ciddi fiziksel ve duygusal yükü olan deneyimlerin ardından oluşabilen bir rahatsızlıktır. Düşünceler, duygular ve davranışlar bu olayın etkisi altında kalır; rahatsızlığın belirtileri travmatik deneyimin aylar veya yıllar sonrasına kadar devam edebilir.

Tedavi neden önemli?

Anksiyete bozuklukları tedavi edilmediğinde ciddi olumsuz sonuçlara neden olmaktadır. Kişilerin anksiyetenin yanı sıra depresyon, alkol kötüye kullanımı gibi başka psikiyatrik rahatsızlıklar yaşama riski artar. Aile üyeleri, arkadaşlar ve iş arkadaşları ile ilişkileri bozulabilir, iş performansı düşebilir.

Kaygı Bozuklukları için Etkin bir Tedavi Yöntemi var mı?

Kesinlikle var. Yardım isteyen kişi, alanında uzman bir klinik psikolog ve psikiyatr ile işbirliği içinde tedavi görebilir. Araştırmalar bilişsel-davranışçı terapi yöntemlerinin bu rahatsızlıkta özellikle etkin olduğunu göstermektedir.

Davranışçı terapi’de rahatsızlığa bağlı istenmeyen davranışları azaltmaya veya ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yapılır. Tedavinin diğer bir amacı, kişinin kendi kendini sakinleştirebilme becerisini geliştirmesidir.

Bilişsel terapi, düşüncelerin rahatsızlık üzerindeki etkisine odaklanır. Rahatsızlığı ‘besleyen’ düşünce alışkanlıkları fark edilip değiştirildiğinde, sonuç olarak anksiyete azalır.

Kaygı bozukluğu tedavisinde psikoterapiye paralel olarak ilaç tedavisi de önemli bir yer tutar. Psikoterapi ve ilaç tedavisinin bir arada uygulandığı durumlarda, hasta hem bir psikiyatr hem de bir klinik psikolog tarafından izlenebilir. Pskiyatr, doğru ilacı doğru dozda vermekle yükümlüdür. İlaçların yan etkilerinin olması doğaldır, yakından takip edilmelidir.

Klinik Psikologlar Nasıl Yardımcı Olur?

Klinik psikologlar psikoterapi alanında uzmanlaşmış ve psikiyatrik rahatsızlıkların tedavisinde psikoterapi uygulayan kişilerdir. Kaygı bozukluğu olan kişilerle çalışırken etkinliği kanıtlanmış terapi yöntemlerinden yararlanılır. Bireysel psikoterapinin yanısıra grup psikoterapisinden de destek alınabilir. Grup terapisinde benzer kaygıları olan ve ilişkilerinde sıkıntı yaşayan kişiler terapinin güvenli ortamında bir araya gelir. Bu kişiler grup desteğini hissederler, yalnız olmadıklarını görürler, diğer kişilerin başa çıkma yöntemlerinden cesaret alırlar. Aile görüşmesi ise alanda uygulanabilecek bir diğer yöntemdir. Aile üyelerinin, rahatsızlık yaşayan kişinin kaygı ve endişesini daha derin bir şekilde anlamaları önemlidir. Hastalığın daha kötüye gitmemesi için aile üyelerinin her zamankinden daha farklı şekilde ilişki kurmaları desteklenir.

Psikilojik Tedavi Ne Kadar Sürer?

Kaygı bozukluğu yaşayan kişilerin çoğu, uygun bir psikoterapi desteği ile birkaç ay içinde sıkıntılarını arkada bırakır ve normal hayatlarına geri dönerler. Bazen sıkıntılar bir kaç görüşme sonrasında hafiflemeye başlar.

Hastanın terapistini benimsemesi önemlidir. Tedavinin başarılı olması için terapist ile hasta bir ekip gibi işbirliği içinde olmalıdır. Her hasta için ideal olacak ‘tek’ bir terapi reçetesi yoktur! Nasıl iyi bir terzi elbiseyi müşterisinin beden hatlarına en uygun şekilde dikiyorsa, terapist de tedaviyi hastanın rahatsızlığına ve ihtiyaçlarına göre hastayla birlikte oluşturur.

Kaynak: www.psikolojimagazin.com

Yazar: Klinik Psikolog Beril Yardımcı

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir