Rehberiniz-Kadın-futbol-“her konu” üçgeninde yanan ateş

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Kadın-futbol-“her konu” üçgeninde yanan ateş” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Kadın-futbol-“her konu” üçgeninde yanan ateş

KADIN-FUTBOL-“HER KONU” ÜÇGENİNDE YANAN ATEŞ

Reşat çalışlar

Medyatava.net

Hıncal Uluç’a antipati duymak, Türkiye’de solcu olmanın, özellikle de solcu bir kadın olmanın birinci kuralı gibidir. Hıncal Uluç, ucuz popüler kültür eleştirilerinde de ilk akla gelen isimlerden biridir. Uluç, “Herkes her konuda ahkam kesmesin” gibi klişe eleştirilerde de en çok hedef alınan kişiler arasındadır. Uluç’a yaygın olarak yöneltilen bir suçlama da, aslında köşe yazarlarımızın geneline yöneltilmekte olan şu eleştiridir: Vasat olmak ve vasatın sözcülüğünü yapmak. Bu eleştirinin Hıncal Uluç açısından ne ölçüde geçerli olduğu tartışılabilir olsa da, tartışmasız bir şekilde açık olan nokta, eleştirinin kendisinin vasat olduğudur.

Türkiye’deki belki de şimdiye kadar üzerine en çok geyik çevirilmiş köşe yazarı olan(gerçi Ayşe Arman gibi zorlu bir rakibi de var bu konuda) ve en çok taklidi yapılan Türklerden biri olduğu da söylenen Hıncal Uluç, Türk popüler kültürü içerisinde kesinlikle kendine özgü bir konuma sahiptir. Türk popüler kültürü gibi özgün, şaşırtıcı, “akışkan”, anarşik, patlayıcı, tanımlar ve kalıplar içine sığdırılamayan bir fenomendir. Belki de Türk popüler kültürünün yarattığı starlar içinde Türk popüler kültürünün ruhuna en çok benzeyen Hıncal Uluç’tur.

Hıncal Uluç, bazı insanlara yönelik “sert” ve “uç” saptamalar ve eleştirilerde bulunur, ayrıca çok fazla konuda “karizmatik”, iddialı ve aykırı bir tonda yorum yapar. Hıncal Uluç’un bu yaklaşımında bir “haddini bilmezlik” olduğunu söylemek herhalde otoriter bir eleştiri olur. Hıncal Uluç’un bu özelliğinin bir akışkanlık, bir “pozitif anarşi” içerdiği bile söylenebilir. Uluç’un bu anarşikliğinin, özellikle siyasi çizgisinin büyük oranda statükocu olduğu göz önünde bulundurulduğunda daha büyük bir orijinalite kazandığını düşünüyorum. Hem siyasi açıdan hem “genel tarz” açısından anarşik olmak, sadece “genel tarz” olarak anarşik olmaktan daha tekboyutlu ve monoton bir durum bence. (Ama, Hıncal Uluç’un dünya görüşünün statükocu olarak tanımlanabilecek tek yönü siyasi görüşü değildir tabii.)

Uluç “yüksek bir entelektüel” olma iddiasını taşıyan birisi değil. Hayatımıza renk katmayı amaçlayan ve bunu bir şekilde başaran, ondan nefret edenlerin hayatlarına bile renk ve “içerik” katan birisi. Hıncal Uluç’un kamuoyunda birçok “yüksek” entelektüelden daha etkili olmasından rahatsız olanlar, sorunu Uluç’ta ya da “sistem”de değil, yeterince modern, renkli, canlı, orjinal ve “keyifli” olmayı başaramayan “yüksek” entelektüellerde aramalılar belki de.

Futbol ve kadınlar, Uluç’un adı anılınca akla en çok gelen sözcükler arasındalar. Bu iki temayı, erkeklerin, özellikle de Türk erkeklerinin hayatındaki en önemli iki keyif ve heyecan unsuru olarak görebiliriz. Birçok Türk erkeği televizyona (ve dünyaya) neredeyse sadece futbol ve kadın görmek için bakar. Hıncal Uluç, bu bağlamda, Türk erkeği ile televizyonun kesişim noktalarına yerleştirilmiş bir trafik polisi olarak görülebilir. (Hıncal Uluç’un isminin futbol ve kadınlar kadar özdeşleştiği bir tema daha var gerçi: “her konuda yorum yapmak”)

“İlginç” ve entelektüel Türk erkeklerinin birçoğu bile, içlerinde futbol ve kadın delisi bir yan barındırırlar. (Bunu erkeklerin bir seviyesizliği olarak görmenin de modası geçti tabii. Ayrıca, erkeklerin basit bir yanlarının olması, ilginç yanlarının varlığını engellemez.) Ama çoğu kadın, sol kültür ve feminist kültür, erkekleri oldukları gibi kabul etmek istemez. Onların en doğal ve temel keyiflerine karşı çıkar. Uluç’a bazı (entelektüel) kadınlar tarafından duyulan şiddetli antipati de bir bakıma bununla bağlantılı bir olgudur. Hıncal Uluç, hayatta “erkek” (ama burada erkek sözcüğüyle kastettiğim şey maçoluk değil) ve “keyifçi” bir duruşu simgeler. Solcuların ve entelektüellerin önemli bir bölümüne göre, erkeksi bir keyifçilik dünyadaki en tahammül edilmez şeydir. Solcuların Uluç’a olan antipatisi, bu açıdan muhafazakar bir antipati olarak görülebilir. Uluç, “kadın düşmanı” bir bakış açısına sahip olup olmadığı tartışılabilecek bir kişi olmasına rağmen, feminist kadınların antipatisini birçok “ağır maço” erkekten daha çok çeker. (Hıncal Uluç’un eşcinselliğin yaygınlaşmasının nedeninin feminizm olduğu yönündeki komplo teorisinin kadın düşmanlığı kapsamına girdiği kanısında değilim mesela) Benzer şekilde, belirgin bir “solculuk-karşıtı” tavra ya da aşırı bir züppeliğe sahip olmamasına rağmen, solcular üzerinde MHP’lilerin bile uyandırmadığı şiddette bir antipati uyandırır. Belki de solcuların ve feministlerin Hıncal Uluç’a sinir olmalarının esas nedeni, Hıncal Uluç antipatisi üzerinden Türk popüler kültürünün geneline duydukları antipatiyi dışa vurmalarıdır. Yani, solun Uluç’a olan antipatisi, Uluç’un siyasi görüşlerinden çok, hayata karşı takındığı keyifçi, pop ve “umursamaz” tavırdan kaynaklanır.

Uluç’un siyasi yelpaze içindeki konumunu tanımlamak kolay değil(ki bunu da olumsuz bir şey olarak söylemiyorum, belki de asıl “korkulması” gerekenler, yeri çok kolay tanımlanabilir olanlardır). Uluç’un bir bakıma siyasi yelpazenin merkezinde durduğu söylenebilir. Bunun yanında, kısmen statükocu bir siyasi görüşe ve kısmen elitist bir toplumsal görüşe sahiptir. Ayrıca, kısmen sosyal demokrat bir yanı olduğunu da söylemek mümkündür. Sonuç olarak baktığımızda Hıncal Uluç’un siyasi çizgisinin solcu olarak tanımlanması da sağcı olarak tanımlanması pek mümkün değildir.

Uluç’un hayata karşı olan tavrının birçok yönü ve sahip olduğu keyif adamı karakteri ise net bir şekilde yenilikçi olarak görülebilir. Türkiye’de “keyif adamları” ne yazık ki hala sadece elitizme eğilimli kişiler arasından çıkıyor. Hıncal Uluç, “güzel kadından anlayan adam” imajını da, “futboldan anlayan adam” imajını da kendine yakıştırır. Futbol konusundaki yorumları genelde beğenilir, diğer konulardaki yorumlarını ise beğenenler de beğenmeyenler de vardır. Ama “güzel kadın ve futbol uzmanı” imajı Uluç’un üzerinde o kadar şık durur ki, yaptığı yorumların kalitesi bir bakıma o kadar da büyük bir önem taşımaz. Eğer onu severseniz, tek tek söylediklerinin içeriğinden çok karizması, ısrarcılığı, keyifçiliği ve kendine özgü ateşi için seversiniz. O bir “keyif adamı”dır, bir “keyif entelektüeli”dir, bir “baba adam”dır. Bir erkeğin ergenlik yıllarında futbol ve kadınlar üzerine konuşması, akıl danışması, içini dökmesi, dert yanması için bir ağabey tasarlanacak olsaydı, herhalde Hıncal Uluç’tan daha iyi bir tip tasarlanamazdı.

Uluç’un Türk popüler kültürüyle olan bağları sıkıdır. Erkekçe’nin Türkiye’deki en önemli popüler kültür mecralarından birini oluşturduğu bir dönemde bu derginin genel yayın yönetmenliğini yapmış, daha sonra da Türk popüler kültürünün pınarlarından biri olarak görülebilecek Sabah gazetesinin gazeteyle özdeşleşmiş bir köşe yazarı olmuştur. Uluç’un ismi, güzel kadınlar, futbol ve “her konuda fikir beyan etme” gibi üç temel (ve bence son derece zararsız, hatta eğlenceli) Türk popüler kültürü kulvarı ile özdeşleşmiştir. Köşeleri kadın, futbol ve “her konu”dan oluşan üçgenin içinde yanan bu Türk tipi ateşin hiç sönmemesini diliyorum.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir