Rehberiniz-İşte o tartışma: köşe yazarları pozitif mi olmalı negatif mi?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “İşte o tartışma: köşe yazarları pozitif mi olmalı negatif mi?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
İşte o tartışma: köşe yazarları pozitif mi olmalı negatif mi?

İŞTE O TARTIŞMA: KÖŞE YAZARLARI POZİTİF Mİ OLMALI NEGATİF Mİ?

Kentili, kariyerli ve otuzlu yaşlardaki kadınları anlatan “30 Mumlu Pasta” medyayı birbirine düşürdü. Radikal””in röportajcısı Ayça Şen, kitabın yazarı Banu Özdemir ile bir röportaj yaptı. Röportajdaki sivri üsluptan rahatsız olan Ayşe Arman “geçirme yazısı” diye bir yazsıda Ayça Şen””i haşladı. Perihan Mağden de Ayşe Arman””ı eleştiren bir yazı yazdı. Tartışma “gazeteciler ve köşe yazarları insanları yerin dibine geçirme hakkına sahip midir” diye başladı ama yavaş yavaş “tanga giyen kadınlar” ile giymeyen kadınlar eksenine doğru kayıyor!

Konuyla ilgili çıkan yazılar aşağıda…

OTUZ MUMUN IŞIĞI

AYÇA ŞEN /22. Ağustos

/Radikal

Banu Özdemir””inkinde en az 30 mum var. ””Dolu”” vakitlerinde yöneticilik yapan genç kadınla, 30””unu aşmış kentli kadınların hayatı ve beklentilerinden söz ettik

Sizin doğum günü pastanız kaç mumlu?

Banu Özdemir””in Otuz Mumlu Pasta kitabını radyoya geldiğim bir sabah masalardan birinin üzerinde buldum. Sanki bir sektör kitabı hissi vermişti bana; herhalde “reklam pastası” lafını çağrıştırmış olacağından…

Bu kitap, kentli, kariyer sahibi, bekâr kadınların otuzlu yaş hallerini anlatıyormuş. Açar açmaz “Bizler g-string giyeriz” lafını okuyunca, banka ve benzeri kurumlarda çalışan arkadaşların ve “Forvırd”la birbirine birbirinden klişe espri yollayan iyimser ve koca bulamadığı için feministimtrak görüşler edinmeye başlamış ama bu “feminist” lafını duyar duymaz şeytan görmüşe dönenlerin kitabı.

Hemen tüylerim tiken tiken oldu ve kitabı yanıma aldım. Çünkü çocukluğumdan beri beni çok gıcık eden şeylerden büyük zevk alırım. Zaten Nazo Gelin””in yeni versiyonu Sado-Mazo Gelin bendeniz için yazıldı.

En büyük derdi pazar gününü hangi brançta geçireceğini düşünmekmiş bu kentli, kariyerli kadınların. Ayrıyeten kitabın yazdığına göre otuzlu yaşlardaki kadınların hepsi beyaz dizi okuyarak büyümüş. Holivud filmlerinde Riçırd Ciyır””ın yaşadığı aşklara heves etmiş. Daha neler canım; anlat anlat bitmez.

Kitabı tahammül sınırlarım elverdiğince okuyabildiğim kadarıyla çıkardığım sonuç şuydu: Ya kabullenmek istemediğim gerçekler olup da bilinçaltımla kavga ettiğimden bu kitap ve röportajdan kaçıyordum ya da, hatta ya da””sı yok, muhakkak, bu kentli ve kariyer sahibi kadınlar için bir sivil toplum örgütü kurulmalıydı. Onların bu kültür yozlaşması yaşadıkları hayatlarında, bunalımları, isimlendiremedikleri, içinden çıkamadıkları ve üzerine toprak saçtıkları çocuklukları, üstünü örttükleri ve “Bricit Cons”vâri hayatla kimliklendirdikleri tacize uğramış kimlikleri için kadın sığınma evleri yapılmalıydı.

Banu Özdemir gayet güzel, uzun boylu, okyanus mavisi gözlü, spor ve abiye karışımı tarzı giyimli. Tütsülü evinde, ””yalnız yaşarım, kimseye ihtiyacım yoktur”” cinsi çalışıp da kazanıldığı belli olan tertemiz eşyalarıyla, kendine saygı duyan her insanın evinde bulunan o sessiz sedaya sahip güler yüzlü biri.

Evde yemek yapmıyormuş. Bu çok ayıpmış biliyormuş; eskiden yaparmış ama son yıllarda hep dışarıda yediği için yemek yapmayı unutmuş.

Annelerin ””örnek kız””ı Banu Özdemir, Saint Benoit””yı bitirmiş. Hiç öyle serserilerle arkadaşlık yapmamış. Uyuşturucu kullanan arkadaşları olmamış, geceleri o bar senin bu kulüp benim gezmemiş, hiç sigara içmemiş, her akşam iş çıkışı yogaya, aerobiğe, ahşap boyama kurslarına gitmiş, skuba dayving yapmış, geçenlerde kaptan ehliyetini almış ve üç bin parçalık bir pazıla başlamış.

Erkek arkadaşınla kesin tangoya da gitmişsindir, deyince “Hayır, salsaya gittik,” dedi. Ama erkek arkadaşı değilmiş. Âşık olduğu çocukmuş. Zaten büfenin üzerinde bir şarap şişesi vardı ve üzerinde âşık olduğu çocuğun ve kendisinin resmi vardı. “Ama o resimde çirkin çıkmış. Kendisi ona âşık olduğumu biliyor; kitapta okuyunca anladı ama çıkmıyoruz,” dedi.

Otuzlu yaşlardan çok teenager gibisin, deyince sevindi.

Aslında Banu, annelerin hep olmasını istediği kız. İ.Ü İktisat””ı bitirip Işık Üniversitesi””nde işletme mastırı yapmış. Altı yıldır Eczacıbaşı””nda orta düzeyde yöneticilik yapıyor ve ciddi bir işte çalışıp bu tip “zıpır” kitaplar yazmak hoşuna gidiyor. İş yerinde üst düzey yöneticilerden güvenlik görevlilerine kadar herkes “Banu Hanım, geçen sizi gastede, televizyonda gördük,” deyince çok hoşuna gitmiş.

Feng Şui, yoga, meditasyon yaptığında depresyondan çıkıyormuş. 18 yaşındayken annesi birdenbire beyin kanamasından ölünce bütün evin sorumluluğu üstüne kalmış. Babasına ve erkek kardeşine kısa da olsa bir dönem o bakmış. Sonra babası yeniden evlenmiş. “Anneme çok bağlıydım,” dediğinde “Ama ruhu rahattır; böyle temiz bir yaşantın var; hayatında uğurlu uğursuz kimse yok; brançlar mrançlar,” deyince “Evet, ben de öyle düşünüyorum; fakat annem çok genç öldü. 37 yaşındaydı, düşünsene benden sadece dört yaş daha büyükmüş; bunu düşününce bir fena oluyorum,” dedi.

Çocuk sahibi olmayı arzuluyor ama çıktığı çocuk yok. Belki bir gün evlenebilirmiş ama “doğru” insanı bulmalıymış!

Ofis kadın prototipi Banu Özdemir “ortaya karışık kültür” kumpanyasının gerçek prototipi.

Hatta Muhsin””e “Muhsin””ciğim bak, şu anda bir prototiple birlikteyiz,” dediğimde Banu samimi ve ışıklı bir gülümsemeyle “Evet, biz ofis kadınları hep böyleyiz,” dedi.

Ona kadınların sosyal durumu ve Türkiye””de kadın sorunlarıyla ilgili soru sorunca “O konu beni aşar. Ben kendi çevremden başladım. Belirli bir kariyer, yüksek tahsil ve master yapmış, birkaç dil bilen, hobi yapan, yalnız ve kentte yaşayan kadınların yaşadıklarını ve sorunlarını yazdım, belki ben örnek olurum ve herkes kendi çevresiyle ilgili yazarsa bir yerlere gidilebilinir,” dedi.

Bu arada tütsü burnuma tütüm tütüm tütüyor ve ben de ona kenarları geniş don giydiğimi söylüyorum, yüzünü buruşturuyor, uzun süre inanmıyor ve ikna olunca da hiç şansımın olmadığını söylüyor.

Banu, bir dönem radyo programı da yapmış. Şarap ve puro kültüründen, dalış kulüplerinden, yatçılıktan katçılıktan ve bilumum standart yükseltici durumlardan bahsetmiş. Gülse Birsel birçok kişinin örnek alması gereken biriymiş; çok beğenip takdir edermiş. Ve televizyon programı yapmayı da tabii, neden olmasın, kabul edebilirmiş.

Otuz mumlu dersler

1) Dün kemoterapi gören anne yarım sayılan Ruhan Teyzem: “Yahu, dedi, baksanıza 17 Ağustos depreminden bu yana beş yıl geçmiş. Hep aynı şeyleri yaptık. Ha beş yıl önce ha beş yıl sonra; onkoloji bölümleri iki yıl daha fazla yaşayayım diyenlerle dolup taşıyor. Halbuki bak işte beş yıl geçivermiş, değişen ne var? Beş yıl fazla yaşasan ne olacak ki!”

2) Banu, çok efendi bir kız. Tipik evlenmek istenilecek kız. Ama sonra kocasının kasetleri yakalanır mı bilemiyorum. Gerçi çok bakımlı, g-stringli, kendine saygılı, temiz ve hırslı bir kız ama… Ayrıyeten ölene kadar mutlu ve aşk dolu beraberliğe inanacak kadar da genç ve umut dolu.

3) Savulun! Banu Özdemir ikinci kitabına başlamış!

4) Ay ben şiştim; size iyi haftalar.

NASIL DA GEÇİRDİM YAZISI!

AYŞE ARMAN/ HÜRRİYET

23. Ağustos 2004

BANA ne aslında…

Değil mi?

Değil işte.

Beni ilgilendiriyor.

‘Dalga dediğin böyle geçilir, karşındaki insan da inceden inceye şöyle küçümsenir’ tarzı yazılar, portreler beni fena halde rahatsız ediyor.

Bir iki laf edesim geliyor.

Geldi…

Ediyorum.

*

Hayatta en kolay şey elinde kalem varsa, karşındaki insanı harcamak.

Lime lime doğramak.

Onu tiye almak.

Alay etmek.

Zekásını küçümsemek.

Hele varsa yazıyla bir aşinalığın, bileğin de oynaksa, zekan da ortalamadan fazlaysa, kendi tribünün de sana destek çıkıyorsa, el alemi itin münasip bir yerine sokmanı alkışlıyorsa, ona buna geçirdikten sonra, yelelerini okşayıp sana ‘Afferin be koçum! Ne güzel de geçirmişsin! Benim dilimin ucuna gelip söyleyemediklerimi söylemişsin’ diyorsa…

Bu artık senin üslubun olur.

Dilinden zehir damlar.

Kendini sarkastik zannedersin ama gittikçe kötülük kuyularından su çekersin.

Karşındakine bok atmadan yapamazsın.

‘Daha da fazla nasıl geçirebilirim, açığını yakalayabilirim, onu komik duruma düşürebilirim?’ diye kafa yormaya başlarsın.

Bu da bir trük neticede.

Senin de var olma biçimin budur.

Kim ne derse desin, kabul etsek de etmesek de hepimiz tribüne oynuyoruz, bir şekilde daha fazla okunmanın yollarını arıyoruz.

Bu da bir yol işte.

Kişilik-mişilik değil yani sadece.

Ama biliyor musunuz, sürekli birilerine kafa atarak yazı yazmak bana sevimsiz geliyor.

Demode geliyor.

Dahası ucuz geliyor.

*

Cumartesi günü Radikal 2’de Ayça Şen imzalı bir Banu Özdemir portresi okudum.

Üzüldüm.

Ayça adına.

Karşısındakini o kadar küçümseyen bir yazı yazmıştı ki, ben onun adına utandım.

O kadar tapon buluyorsan, yazma daha iyi kardeşim!

Özdemir’i ve yazdığı ‘Otuz Mumlu Pasta’ kitabını beğenmeyebilirsin ama nasıl olur da, senin karşına oturup sorularına cevap verme samimiyeti göstermiş biriyle, bu kadar açık alay edebilirsin?

Şu cümlelere bakar mısınız:

‘… Banu Özdemir, Saint Benoit’i bitirmiş. Hiç öyle serserilerle arkadaşlık yapmamış. Uyuşturucu kullanan arkadaşları olmamış, geceleri o bar senin bu kulüp benim gezmemiş, hiç sigara içmemiş, her akşam iş çıkışı yogaya, aerobiğe, ahşap boyama kurslarına gitmiş, skuba dayving yapmış, geçenlerde kaptan ehliyeti almış ve üç bin parçalık bir pazıla başlamış. ‘Erkek arkadaşınla kesin tangoya da gitmişsindir’ deyince, ‘Hayır, salsaya gittik!’ dedi…

… Aslında Banu, annelerin hep olmasını istediği kız, İÜ İktisat’ı bitirip Işık Üniversitesi’nde işletme master’ı yapmış. Altı yıldır Eczacıbaşı’nda orta düzeyde yöneticilik yapıyor ve ciddi bir işte çalışıp bu tür ‘zıpır’ kitaplar yazmak hoşuna gidiyor… Feng Şui, yoga, meditasyon yaptığında depresyondan çıkıyor…

… Banu Özdemir ‘ortaya karışık’ kumpanyasının gerçek prototipi. Hatta Muhsin’e (Şen’in fotoğrafçı arkadaşı) ‘Muhsinciğim bak şu anda bir prototiple birlikteyiz’ dediğimde, Banu samimi ve ışıltılı bir gülümsemeyle ‘Evet, biz ofis kadınları hep böyleyiz’ dedi.

… Bu arada tütsü burnuma tütüm tümüm tütüyor ve ben de ona kenarları geniş don giydiğimi söylüyorum, yüzünü buruşturuyor, uzun süre inanamıyor ve ikna olunca da hiç şansım olmadığını söylüyor.’

Biliyor musunuz…

Ben de Ayça Şen’in şansının olmadığını düşünüyorum ama g-string don giymediği için değil, hayata karşı bu kadar öfkeli olduğu, kendine benzemeyenleri küçümsediği ve kendini herkesten zeki zannettiği için!

HAMİŞ: Yetmemiş! Yazıdan çıkarılacak dersler olarak da Ayça Şen şöyle inciler sarf etmiş: ‘Banu çok efendi kız. Tipik evlenmek istenilecek kız. Ama sonra kocasının kasetleri yakalanır mı bilemiyorum. Gerçi çok bakımlı, g-stringli, kendine saygılı, temiz ve hırslı bir kız ama… Ayrıyeten ölene kadar mutlu ve ayak dolu beraberliğe inanacak kadar da genç ve umut dolu… Ay ben şiştim, size iyi haftalar!’

HAMİŞ 2: Birilerinin birilerini bu kadar acımasızca tiye alması karşında ben de şiştim!

2.GEÇİRME YAZISI!

AYŞE ARMAN/ HÜRRİYET

25.ağustos 2004

Bir yazı yazdım, insanların fikileri bu. Ben kalemimi bile oynatmıyorum, sizi gelen tepkilerle baş başa bırakıyorum.

Herkes kendine göre değerlendiriyor. Ve ortaya şöyle okuyucu kategorileri çıkıyor: 1) Kendisi gibi düşünen yazarları okumak isteyenler. 2) Kendisi gibi düşünmeyen yazarları -sadece küfretmek için- okumak isteyenler. 3) Hakaretin, küçümsemenin ve geçirmenin kötü bir şey olduğunu söylerken, kendileri hakaret edenler. 4) Yazı ve konu ne olursa olsun, bana kafa atmayı fırsat bilenler. 5) Hedef şaşırtmaya, dolduruşa getirmeye, kışkırtmaya uğraşanlar. 6) Hiç bir şekilde okuduğunu anlamayanlar!

Her yazara gelen mail””lerde bu çeşitliliği ve renkliliği görebilirsiniz. Bu tabii aynı zamanda dar görüşlülük anlamına da geliyor. Bu ülkede herkes her konuda uzman anasını satayım. Dikkat edin, aşağıda okuyacağınız bütün mail””ler işin doğrusunu biliyor, talimat yağdırıyor ve ne yapılması gerektiği açıklıyor. Ama aslında hiç kimsenin bir bok bildiği yok! Ben dahil. Ben sadece şunu söylüyorum kardeşim: Hiç kimsenin kimseyi aşağılamaya hakkı yok. Eğer yaparsan, birilerinin de o aşağıladığın kişi adına sana ses çıkarmaya hakkı doğar. Bu kadar.

AYÇA ŞEN SAÇMALIYOR

Banu Özdemir””in hayatının dalga geçilecek en ufak bir yanını göremiyorum. Hatta, hayatı bu ülkede milyonlarca insanın isteyip de sahip olamadığı bir hayat. Ayça Şen farklı olacağım derken tamamen saçmalıyor. Mutsuz, sıkıcı bir kadın velhasıl. (Esin)

KOLAYSA MAĞDEN””E BULAŞ

İyi niyetten söz edene bak! Senin yaptığın işin gazetecilik olduğu bile şüpheli! Oysa Ayça Şen, kafasının inandığı doğrultuda giden, geleneksel kurallara kulak asmayan, alaycı, ironik, ağzı laf yapan biri. Röportaj yaptığı insanı allayıp pullamak, senin defterinde yazıyor! Onunkinde değil şekerim. Dahası o sözünü ettiğin küçümseme meselesinde, bu işlerin primadonnası Perihan Mağden””dir. Her yazısında birilerini yerin dibine sokmazsa rahat edemez. Kolaysa ona bulaşsana! (Güneş.)

KOMPLEKSLİ İNSANLAR

Ama çok normal değil mi? Kompleksli insanlar böyle davranırlar. Belki saçma gelecek ama Ayçe Şen kilolu ve yıllardır kariyerinde istediği ilerlemeyi gösteremiyor. E haliyle birden bire parlayan ve kitabı çok satan bir kadına sinir oluyor. Bir de bu kadın kendisinden güzelse! Banu Özdemir””den neden hazetmediğini anlamak güç değil aslında. (Nurdan)

PEKİ YA EBRU ÇAPA

Yanılmıyorsam siz sadece Ayça Şen hakkında yazmamışsınız. Basında örneklerine sık sık rastladığımız ‘‘geçirme yazıları’’nı eleştirmişsiniz. Ama o kadar uzağa gitmeyin. Sizin gazetede de nefret saçan kalemler var. Bazen Ebru Çapa””nın kaleminden çıkan yazılar mesela. Tamam onun saldırdığı kişiler çoğunlukla bunu hak ediyor ama bir İzmir kızında bu nefret… Ona yazık! Eğer görürseniz, biraz yavaşlamasını, hatta durup nefes almasını söyler misiniz? (Patrick B.)

ALTAYLI, ÇÖLAŞAN

‘‘Geçirmek’’ deyince, senin yazar arkadaşların geliyor asıl insanın aklına: Altaylı, Çölaşan… (Şakir Y.)

KOCA POPOLU AYŞE

Ayça Hanım aslında sana söylenemeyen ama söylenmesi gereken bir çok şeyi bir yazıda özetlemiş. Ben sana acıyorum çünkü sen tam da Ayça Hanım””ın bahsettiği o zavallı modern kadın tipinin prototipisin. Ayça Hanım öyle güzel analizlerde bulunmuş ki, sana önemli bir fırsat tanımış: Kendini tanıma fırsatı. Koca ayaklarınla, koca poponla ve popondaki o g-string””le büyük modern evinde, parmak arası terliklerin ve modern kurnaz zekanla sana mutluluklar dilemeden, şu önemli hatırlatmayı yapayım: Ayça Hanım hayattan nefret etmiyor. Sadece senin gibi soytarılardan midesi bulandığı için ironi ile kusmaya karşı önlem alıyor. Tıpkı bizler gibi. (Berrak B.)

ZIPIR AMA TERBİYESİZ

Ayça komik, zıpır, sivridilli ve sistemdışı olabilir. Ama o yazıda terbiyesizlik vardı. Sorun ne biliyor musun: O yazdıklarını yazması için Banu Özdemir””in onun karşısına oturması gerekmiyordu. Ayça zaten bakımlı, g-string giyen, tango kursuna giden herkesi tapon buluyor, Banu özdemir””i dinlemesine bile gerek yok, onun nezdinde hepsine kusuyor. (Ebru G.)

BEN BANU ÖZDEMİR

Kayıt cihazı kullanmadan ve hatta not bile tutmadan yapılan bir röportajdı. Doğrusu ben de ‘‘Ortaya ne çıkacak?’’ diye merak ediyordum. Endişem yersiz değilmiş. Bir gazeteci olarak konuya göstermiş olduğunuz hassasiyet çok güzel. Benim için de Ayşe Arman””ın desteğini yanımda hissetmek çok güzel. Sonsuz teşekkür ve sevgilerimle. (Banu Özdemir)

ÇOK HAŞİNSİN, RİCA EDERİM!

Perihan Mağden/Radikal

26. ağustos 2004

Boş günlerimiz iki basın hadiselemesiyle, sarsıldı.

””Her şey algılama ve yorum,”” oldum ben bir kez daha. Belki de sadece algılama kifayet eder. Zira neyi nasıl algılamışsan, öyle yorumluyorsun. Yorumun, algılama kapını takip ediyor, ordan giriyor. Bu esnada kendini hazır hisseden algıcılara ””Doors”” dinlemelerini önerebiliriz. Hop diye.

Diyelim ””Doors”” dinleyebilenlerin Jim Morrison””un Paris””te mahv u perişan edilen sürekli mezarında bir sigara içip de gömmek gibi tuhaf ””Ben CHP””yi solcu sanırdım”” aile gelenekleri yoktur. Huxley okumak ve Morrison dinlemek, böyle bir ailenin gelenekçi solcu kızı sanrısını başından dışlayan tercihler diyelim. Geçelim.

Fakat tabii her şey birbirine bağlı. Çorap söküğü.

Bütün gazete ilavelemelerinden en çok okunacak şeyi Radikal Cumartesi””de bulan bir okur olaraktan, ben de mesela Ayça Şen””in her türlü mana ve ehemmiyetten azade bir hanım kızımızla yaptığı görüşme(me)yi okumuştum. Görüşmeden ziyade görüşmemeydi hakikaten; zira aşırı ayrı dünyaların insanları olarak ””30 Mumlu Pasta”” isimli g-stringli hanımların başucu kitabı olmuşmuş galiba, eseri yaratıklandıran bu hobici kişiyle görüşmeyi bir türlü başaramamış Ayça Şen: Öyle bir çakışamama haliydi.

Ama heyhat işte hiçbir şekilde saldırganca bulmadığım gibi, ””oğlunun doğumundan sonra Allah bu kızcağıza post-natal depresyon ve Hz. Eyüp sabrı ihsan etti,”” hissiyatıyla okumuştum. Hiçbir koca donunda sallamaca durumu algılamamıştım ve (bana kalırsa) yoktu hakikaten.

Ve fakat kakılan g-string””lilerin alabildiğine hassas koruyucu meleği mi ne kesilen Ayşe Arman, öylesine acımasız bir eleştiri döşeniverdi ki köşesinde Ayça Şen””e. ””Haydaaa, acımasızlık isnat etmenin bu denli acımasız olduğu vakvakalara ne demeli? Kuyruk acısı mı?”” demeden de edemez oldu insankızı. Nasıl haşin ve hakaretamiz bir şekilde yükleniyor tek kusuru Türkler için aşırı cool ve satirikon olmak olan (üstelik edinilmişden ziyade doğuştan) Ayça Şen””e.

Ben mesela, cumartesi günkü röportajda sıkıcılık ve sıkılmışlıktan başka hiçbir şeycikler algılayamamışken, Sn. Arman””ın ””Bayram değil seyran değil, yengemin bu intikamcılığını neye borçluyuz”” metninin haşinliği karşısında, epeyce sarsıldım. Kadın düşmanlığı sınırlarının yüzde yüz ihlal edilip muhtemelen Şen””in tüylerini diken diken edecek bir Entegre Sanayii Baskını””ydı söz konusu olan.

Bu piyasa (artık dank””lamış bulunuyorum) yüzde bin beş yüz bir kuyruk acısı piyasası ve de en iyi ihtimalle sıkıcı ve varolamayan bir mülakatımsıdan, Türkiye Cumhuriyeti mülakatçılarının en acımasızı (bu yüzden de en iyilerinden biri) bu haşırt huşurt, aşırı sesli ve gaddar sonuçları ansızın çıkarabiliyor ise-Zamanında Süreyya Ayhan””ın hayatını karartan, Sibel Can””a ””Sizin para karşılığı erkeklerle birlikte olduğunuz söyleniyor”” vari sorular sorabilen, röportajları esasında yaptığı bungee jumping””lerin yanında Ayça Şen””in ””Yaa abla, sıktın hani hijyen/salsanla yaaa””larının esamesi okunmayacak bir röportörden söz ediyoruz! Yani insan ””Tencere dibin kara, seninki ayrıyetten delik”” denmesinden, korkmaz mı?

Bu piyasada kardeşim, korkulmuyor.

Bugün Sn. Arman””ın mail köşesinde biri de ””Sıkıysa Mağden””e sataş. Kendisi saldırcanlığın primadonnasıdır”” filan buyurmuş. Ben de takılmayacaktım hakikaten mevzuya. Ama tabii hamilelik koşullarında Dubai””lerde filan Arman, süper bir polemik çıkartlıktırdık, köpürtelim üstadı olduğumuz üzre olmuş- anlaşılan.

Bu arada mailkâr okurlar tabii dingoların Türkiye şubelemesi kıvamında olduklarından ””Saldır Kurt! Ebru Çaba””ya! En ağırından, en kadın düşmanından geçir Ayşe Arman””a!”” tarzı nasıl atılacaklarını el âlemin mevzuuna bilememişler. Arada yurdumuz basınının namlı hitmenlerinden Altaylı ve Çölaşan””ın adını da cılızca geçiyorlar. Ama her zaman olması farz olduğu üzre kadın köşecilere saldırırken sapılan üslubun çirkinliği ve nefretgazlığının binde birini natürel olarak göremiyoruz ağbilerimizin hürmetler sizden isimleri söz konusu olduğunda.

Her zaman söylemişimdir: Bu topraklar kadın düşmanlığı toprakları. Kadınıyla erkeğiyle Türklerin kadınlara duyduğu kinin başı sonu yok. Ve her fırsatta bir töre cinayeti işleniyor. Öbür hadiseyle devam ederiz belki. ””Hıncal Sezen””i artık sevmiyoo””yla da yani.Boş günlerimiz iki basın hadiselemesiyle, sarsıldı.

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>