Rehberiniz-İnsanı düşünmek “incelik” ister!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “İnsanı düşünmek “incelik” ister!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
İnsanı düşünmek “incelik” ister!

Haşmet Babaoğlu

Vatan

Lokantadan çıkmış, dudaklarının arasına sıkıştırdığı kürdanla orada burada dolaşan biri…

Memleketimizde sık rastlanan bir manzaradır bu.

Özünde nahoştur, görgüsüzlük sayılır ama yine de yapılır.

Çünkü…

Delikanlılık stiline uygun bulanlar vardır.

Lokantanın kapısından çıktığı halde hâlâ dişini karıştırma ihtiyacı hissettiği için böyle yapanlar vardır.

Kürdanın tadını bir tür sakız gibi sevenler vardır.

Tabii ki, “diş karıştırma”yla olan ilgisi yüzünden bile bu davranış münasebetsizdir, hoş değildir.

Ya da daha antropolojik açıdan şöyle yorumlayabiliriz: Kürdan, ağızlarımızın aynı zamanda “karışık, karanlık ve kirli bir delik” olduğunu hatırlatır.

E, vücudumuzdaki bütün delikleri ortalık yerde karıştırmak nasıl ayıp oluyorsa, bu “deliği” karıştırmak da ayıptır, hatta duruma ve kültürel farklılıklara göre “iğrenç” olarak değerlendirilir.

Peki olayın münasebetsizliği sadece bundan mı ibaret?

Çoğumuz, bu soruya “evet” deriz, değil mi?

Oysa ağızda kürdanla dolaşıp durmayı “çirkin” yapan başka kültürel nedenler ve hassasiyetler de söz konusu.

Ama Gülten Akın o güzelim şiirinde der ya hani; “Ah kimselerin vakti yok/durup ince şeyleri anlamaya.”

Şu modern hayatta yazık ki, kimselerin durup incelikli algılamaya, incelikli düşünüp davranmaya ne vakti kalmıştır, ne de görgüsü!..

Ne anlatmak istiyorum?

En iyisi geçenlerde Ahmet Selim”in köşesinde (Zaman. 17. 10. 04) aktardığı bir anısını burada alıntılamak olacak.

Öylece derdimi daha iyi anlatmış olacağım, sanırım.

Şöyle diyordu Ahmet Selim: “Semtimizde gayet temiz ve titiz bir lokanta vardı. Ucuz olduğu için, öğrenci olduğumuz halde biz de giderdik. Özcan kardeşle beraber yemeğimizi yedik, bir de çay içelim diye kahveye uğradık. Ağabeylerden biri bizim Özcan”in kulağına eğilip gülerek bir şeyler söyleyince meraklandım ve sordum.

Söylediği şuymuş: ”Dudağına iliştirdiğin kürdanı at! Yiyemiyen vardır; bakın görün, biz lokantadan geliyoruz görüntüsü vermenin alemi yok!”

Yazar bu sözlerinin devamını şöyle getirmişti: “Eski Ramazanları anlatırken merasim ve eğlence kısmı üzerinde dururlar, bir de yeme içme hazırlıklarından söz ederler. Onların hiç önemi yok. Önemli olan dekor değil, içindeki insan ve insanın içinden dışarıya yansıyanlar…”

***

Benim de diyeceğim o ki, insanı düşünmek ve sevmek “incelik” ister.

Fakat her kesimi “kalın”laşan bir toplumda zor iş!

İç bayıcı sızlanmalar, mızıldanmalar ve hayattan köşe bucak kaçmalar “incelik” sanılıyor…

Geriye herkesin kullanımına açık içi kof sloganlar ve hoyrat algılayışlar kalıyor.

Muhafazakârlar kaba, yenilikçililer çiğ…

Zenginler zücaciye dükkânında fil, orta sınıf kendinden ötesine kayıtsız, yoksullar ise hırçın…

Bu “sert iklim”de İNSAN”ın hatırını soran var mı?

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir