Rehberiniz-İnsan kaynaklarına neler oluyor?

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “İnsan kaynaklarına neler oluyor?” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
İnsan kaynaklarına neler oluyor?

İNSAN KAYNAKLARINA NELER OLUYOR?

ULAŞ BIÇAKÇI

Söylemi ile eylemi arasındaki fark zaten kocamandı. Şimdi eylem meylem kalmadı. Ortalıkta sadece söylem dolaşıyor.

İnsan Kaynakları (İK), söylemi (teorisi) ile eylemi (uygulaması) arasındaki uçurumun en fazla olduğu alanlardan birisidir. Son krizlerden sonra ortada uçurum falan da kalmadı. Her taraf hemzemin. Söylem, bulutlar misali sadece havalarda uçuşuyor.

Şirketler, Türkiye’de kanunlarla yasak edilmiş olmasına rağmen insanların ücretlerini düşürüyor. Ücretleri geç ödüyor. Dev kuruluşlarda bile 12 aya kadar varan gecikmeler var. Bazıları hiç ödeyemiyor. Bazıları da en azından işe gidip gelebilsinler diye çalışanlarına sadece yol ve yemek parasını verebiliyor.

Çalışma süresini kısıyor. Ücretsiz izne çıkarıyor. İşten çıkarıyor. Üstelik bunlar, çalışanların mutabakatı ile yapılıyor. Bu krizlerle, “yönetici” takımı da işten çıkarmalardan ve diğer uygulamalardan etkilenenlerin arasına girdi hem de büyük bir oranda. Olanca deneyim ve eğitimli kimseler işsizlikten bunalıma girdiler.

Koskoca makam sahipleri bile bir gün yukarılardan birisi tarafından çağırılıp, “Teşekkür ederiz, yarından itibaren yollarımızı ayırmak zorundayız” diye işten çıkarılabiliyor. Bazen de sabah işe geldiğinizde şirket kartınızın şifresinin iptal edildiğinin görüyor ve içeri giremiyorsunuz. Telefon ettiğinizde işinize son verildiği söyleniyor. Masanızı toplamak için dahi içeri giremediğiniz zamanlara rastlanıyor. (Üstelik bu tür şeyler kriz zamanları dışında da yapılıyor.)

Çalışanlar da her an işini kaybetme korkusu ile bunalımda.

Japonya ekonomisi çoktandır yerlerde sürünüyor. Japonya’da insanlar işlerini kaybetmemek için öylesine çalışıyorlar ki, işbaşında ölümler artıyor ve buna da özel bir isim veriliyor: Karoşi.

Pentagon’un üzerinde uçan sinekleri bile takip edebilecek, Himalaya Dağları’ndaki karıncaları bile gözetleyebilecek güce ve teknolojiye sahip olduğu iddia edilen koskoca Amerika da bitiyor artık. Amerikan Rüyası (American Dream) giderek Amerikan Kabusu’na (American Nightmare) dönüşüyor.

Tüm dünyada işten çıkarmalar alabildiğine yayılıyor. Havayolları, medya, sigorta şirketleri iflas ediyor. Şirketler tek başlarına devam edemeyecekleri için birleşiyor ve bir çok insanı işten çıkarıyorlar. Bir çok kez de aynı şey küçülme sonucunda meydana geliyor.

Hal böyle iken İK alanındaki gerçeklerden kopuk söylemler ve yapay eylemler alabildiğince sürüyor. Bir zamanlar Fransa’yı yöneten Marie Antoinette’e yöneticileri, “Efendim, insanlar aç. Yemek için ekmek bulamıyorlar” dediklerinde Antoinette cevap vermiş: “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” Mesele bu hallere düştü. Bu durumun ciddi bir sonucu olabilir. O da İK’nın itibarını yitirmesi.

Biz, tablo berbat da olsa gerçekçi olarak onu, yaşanan değişimleri insanların önüne koymalıyız. Artık değişimlerin ve işyaşamının doğru algılanmasına ve insanların yaşadıkları adaptasyon bozuklukları nedeniyle çektikleri sıkıntılarının azalmasına yardım etmeliyiz.

Ancak upuzun yıllar üst düzey yönetici olarak çalıştığı bankadaki işinden çıkarılınca, “İş aramayı kendisine hâlâ yediremeyen”, hâlâ hıyararşi virüsünün etkisinde kalarak seviye, irtifa prestij kaybedeceğim diye eski işine göre, “daha alt seviye”deki işleri ya da küçük şirketleri beğenmeyen, kendisine çalışmakta olduğu işten bir başka bir iş teklif edildiğinde unvanı aynı da olsa organizasyon şemasındaki, “hizası, seviyesi, kademesi” daha aşağıda olduğu için o işi kabul etmeyen, “Biz bunun için mi bu kadar okuduk” diye aşırı seçici davranan, yeni ücret seviyelerini eski ücret seviyeleri ile kıyaslayarak teklif edilen ücretleri elinin tersi ile itiştiriveren, hâlâ iş aramasını hatta bir özgeçmiş (CV) yazmasını bilmeyen, çok çalışmayı enayilik sayan, krizlerin artık geçici değil sürekli hale geldiğini kavrayamayan algılayış biçimlerimiz (paradigmalarımız) değişmedikçe üstüne üstlük mevcut paradigmaların doğru olduğu körüklendikçe sıkıntıların önünü alamayacağız.

Herkes artık, “Bundan sonra…” diyor. Bundan önce ekmek aslanın ağzında idi. Sonra midesine indi. Şimdi de bir tarafından çıktı gitti, ortalıkta gözükmüyor bile.

İş yaşamı giderek zorlaşıyor. Şirketler insanlara, hâlâ peşinde koştukları, “meslekte emekliliğe dek ömürboyu kariyer” gibi günümüzde antik hale gelmiş vaatler yapamazlar. İnsanların bu yöndeki beklentileri de gerçekçi olmaz.

Kariyerimizi, tüm zorlu koşullara rağmen, diplomalarımızın hatta geçmişteki köklü mesleki deneyimlerimizin işe yaramamasına rağmen kişisel gelişim çağını yakalayıp kendimizi çok yönlü geliştirerek yeni şekli ile biz yapacağız.

İşyaşamını değiştiremiyorsak biz ona uyacağız. “Tanrım değiştirebileceğim şeyler ile değiştiremeyeceğim şeyleri ayırt etmek için akıl, değiştiremeyeceğim şeyler için sabır, değiştireceğim şeyler için güç ver” dememiş mi bir bilge kişi? Gücümüzü kullanma zamanıdır.

İşimizi, yaşamımızı zehir eder halden çıkaracak bir paradigma değişikliği yaparak daha çok ve daha zor koşullarda çalışacağız ki, kazandıklarımızdan ve özel yaşamımızdan daha büyük tatlar, daha büyük keyifler, daha büyük zevkler alalım.

Ya insanlık! Değişecek mi?

Daha dün çıkartılan savaşlara rağmen, bence, “Hâlâ vakit var, kardeşim.”

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir