Rehberiniz-İki böbreğini kaybetti ama…

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “İki böbreğini kaybetti ama…” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
İki böbreğini kaybetti ama…

Leyla Akçağlılar’a baktığınızda, kendisine gurme denebilecek kadar mutfak kültürüyle ilgilendiğini, yemek pişirmekten büyük zevk aldığını tahmin etmek imkansız. 21 yıl boyunca sadece salata yiyerek anoreksiyayla, yani zayıflama hastalığıyla yaşayan, bu nedenle iki böbreğini kaybeden Tekfen Holding Yönetim Kurulu üyesi Akçağlılar, Fransa’da ekonomi okudu, ünlü şef okulu Le Cordon Bleu’de eğitim gördü, yemek ve tatlıyla ilgili dört kitaba imza attı. Ama anoreksiya onu neredeyse öldürüyordu. Altı ay önce böbrek nakliyle hayata döndü. Yeni misyonu, “böbrek nakillerini yaygınlaştırmak.” İlk adımı attı bile.

Leyla Akçağlılar (50) daha çocukken aile dostlarına ve arkadaşlarına özel yemekler pişirmekten, şık sofralar kurmaktan büyük keyif alırdı. İştahlı ama şişmanlık sorunu çekmeyen bir genç kızdı. Zayıflık arzusu, 18 yaşında ekonomi eğitimi için gittiği Paris’te gelişti. Dönemin ünlü mankeni Twiggy çok çok zayıftı, genç kızlar da onun kadar ince olmak istiyordu.

Akçağlılar da bu eğilimden çok etkilendi: Yemek yememek için kendini tutuyordu. Öğün sayısını teke düşürdü, kendini salatayla sınırladı. Etin, balığın, meyvenin yeri yoktu beslenmesinde. Şişkinlik yapar diye su dahi içmekten kaçınıyordu. Zayıflık arzusu, takıntıya dönüşmüştü: “Türkiye’deyken ailem tüm yaşamımı kontrol ediyordu. Taleplerini her zaman yerine getiriyor, hayır diyemiyordum. Çok düşkün olduğum babam (Tekfen Holding’in kurucularından Necati Akçağlılar) çok dominanttır. Hiçbir şeye kendim karar veremiyor, yalnız yapamıyordum. Paris’e tek başıma okumaya gidince, hiç olmazsa bedenimi kontrol edebilme şansım oldu. Ben de kendimi cezalandırmak istercesine vücudumdan acısını çıkarmaya çalıştım. Üzüldüm kendimi aç bıraktım… Kızdım yine aç bıraktım…”

Vücut imajıyla ilgili takıntısı peşini bırakmıyordu. Daha ince olmalıydı. İnatçı, kararlıydı. Açlığa teslim oldu. Zayıfladıkça, aynaya baktıkça, tartıda gördüğü kilolardan ve kendinden daha fazla hoşnuttu. Henüz farkında değildi ama o artık bir anoreksiya hastasıydı. Birkaç lokma fazla yese, ertesi günü acısını daha da az yiyerek çıkarıyordu. Ailesi ve arkadaşlarının uyarılarına da kulak vermiyordu. Anne-babası işin ciddiyetinin farkındaydı, Türkiye’de ve Fransa’da terapistler bulundu, kızları Leyla kliniklere yatırıldı. Ama tedaviler de işe yaramadı. Beslenme eksikliğine bağlı gelişen komplikasyon nedeniyle yoğun bakıma yatması bile yetmedi.

İlginçtir yemek yemekten böylesine kaçınan Akçağlılar’ın yemek pişirme merakı sürüyordu. Fransa’nın ünlü yemek okulu Le Cordon Bleu’ye gitti. Hatta orada öğrendiği sosları, yemekleri, tatlıları, pastaları anlattığı “Cordon Bleu, Fransız Mutfağı” adlı kitabını yazdı. Yüksek lisans yapmak için gittiği ABD’de de yeme sorununu tedavi edebilmek için kliniklere yattı. Ama tedavi yine sonuçsuzdu.

En sonunda 21 yıl boyunca sadece salatayla beslenen bedeni intikam almaya başladı. Yükselen kreatin ve üre değerleri, kronikleşen böbrek yetmezliği sorunun habercisiydi. Böbrekler yanlış beslenme, özellikle de protein eksikliği nedeniyle iflas etmişti. 5-6 yıl kronik böbrek hastalığıyla mücadele etti. İlaç tedavileri sonuç vermeyince de böbrekleri devre dışı kaldı. Nakil için böbrek bulmak kolay değildi. Doktorları “diyalize başlayacaksın” dediğinde şoke oldu. “Kafamı değiştirmem gerektiğini anladım. Yavaş yavaş toparlanmaya başladım, çok iyi bir terapist buldum…”

TÜBERKÜLOZ VE ZATÜRREE ATLATTI

Yaşayabilmesi için doktoru üç seçenek sundu: Periton diyalizi, hemodiyaliz veya böbrek nakli. Böbrek nakli için vericisi yoktu, hemodiyaliz uzun zaman alan ve güç bir tedaviydi. Sosyal hayattan kopmak istemiyordu, periton diyalizini tercih etti. Bunu gece evinde yapabiliyordu. Hiç olmazsa gündüzler ona kalıyordu. 12 saat sürüyordu periton diyalizi. Bu yüzden iki kez karın zarı iltihabı geçirdi.

Diğer organlarının zarar görmesinden endişe edildi, hemodiyalize geçildi. Yoğun çalışan bir işkadını olduğu için zor bir süreçti. Haftanın üç günü, dörder saati diyaliz merkezinde geçiyordu. Kucağında bilgisayarıyla işlerini takip etmeye çalışıyor, iş seyahatlerini diyalizine göre ayarlıyordu. “Bu bir merkeze bağlı yaşamak demek. Mecburen merkeze gitmek zorundasınız, özgürce seyahat edemiyorsunuz. Gittiğiniz yerde diyaliz merkezi bulmanız gerekiyor, o merkez temiz mi, enfeksiyon kapar mısınız diye düşünüyorsunuz. Sosyal hayatı tamamıyla bitiriyor…” Bu sırada yine yoğun bakım ünitesinde tedavi görmesi gerekti. Tüberküloz ve zatürree atlattı.

KUZENİNİ DOKTOR İKNA ETTİ

Hemodiyalize bağlı sıkıntıları arttıkça böbrek nakli daha kuvvetle gündeme geldi. Sonunda 46 yaşındaki bir yakını böbreğinin tekini ona vermeye razı oldu. Akçağlılar, kardeşinin yaşadığı ABD’nin Los Angeles kentinde ameliyat geçirdi. Altı ay önce böbrek nakli yapıldı. Sonrasında beş kez ameliyat daha geçirdi. Ciğerleri su topladı, tekrar yoğun bakıma yatırıldı: “Verici kuzenimdi. Doktorların uzun uzun anlatmasından sonra ikna oldu. Nakilden sonrası benim için yeni bir hayat. Sağlığına kavuşmuş biri olarak, diyalize mahkûm böbrek hastalarının da hayata bağlanabilmesi için payıma düşenin en iyisini yapmaya hazırım. İşime döndüm. Sosyal sorumluluklar üstlendim. Haftada iki kez aksatmadan doktor kontrolüne gidiyorum. Yine de her an böbreğimi kaybetme korkusunu yaşıyorum. Tekrar diyaliz günlerine dönmek, aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Yeni böbreğime çok iyi bakmak zorundayım.”

DOKTORLARI BULUŞTURDU

Leyla Akçağlılar, Türkiye’de böbrek nakillerinin önünü açmayı kendine bir misyon edindi. İlk adımını önceki hafta İstanbul Ortaköy’deki Esma Sultan Yalısı’nda düzenlediği bir toplantıda attı. Kendisine böbrek naklinin yapıldığı Los Angeles Cedars-Sinai Hastanesi Nefroloji ve Böbrek Nakli Bölümleri ile Organ Nakli İmünolojisi Laboratuvarı Direktörü ve klinik araştırmalar yapan Dr. Stanley Jordan (üstte) ile Türk doktorları bir araya getirdi. Bilgi alışverişi için zemin yarattı. Akçağlılar’ın bundan sonraki hedefi hemodiyalize girdiği Florence Nightingale Hastanesi’nde babası Necati Akçağlılar’ın adını vereceği bir bölümün açılması için bağış yapmak.

Tek böbrekle yaşanır bağışla hayat kurtarırsınız

Organ nakli ve bağışıyla ilgili faaliyetlerim kişisel ama Tefken Holding bu tip organizasyonlarda arkamda duruyor. Türkiye’de böbrek nakli için bekleyen çok sayıda hasta var, ancak kadavra çıkmıyor. Geriye canlıdan alınması kalıyor. Ama birçok kişi böbrek bağışını çok riskli sanıyor ve karar veremiyor. Tek böbreğimle nasıl yaşarım, diye düşünüyorlar. Halbuki gerçekleri anlatmak gerek. Tek böbreklerini bağışlayanlar hayat kurtarıyor.

Yemekle haşır neşir

Bir dönemin İstanbul’un ünlü Süreyya Lokantası’nın işletmesini üstlendi. Adını yaşatmak için “S”sini satın aldı, Fransız restoranı S ve S Cafe’yi açtı. Bir arkadaşıyla Butterfly Pastanesi ve Çikolatacısı’nı kurdu. Birlikte “Nerede, Nasıl, Ne Yiyelim”, “Butterfly’dan Özel Tatlar” kitaplarını yazdılar. Diyalizdeyken de “Böbrek Yetersizliğinde Doğru Beslenme” kitabını yayımladı. Bu kez kronik böbrek hastalarına doğru beslenmeyi anlatıyordu.

Yazar: Mesude Erşan

Kaynak: http://Hürriyet

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>