Rehberiniz-Hız, her zaman başarı getirmez

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Hız, her zaman başarı getirmez” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Hız, her zaman başarı getirmez

Başarı için bekleyin

Partnoy yeni kitabı Bekle’yi Capital’e anlattı:

Zamanla yarışıyoruz. Aynı anda birden fazla işle uğraşmak, hızlı karar almak zorundayız. Ertelemeden, bugünün işini yarına bırakmadan çalışmalıyız. Beklemek vakit kaybıdır, fırsatları kaçırır rekabette geri kalırız… Çoğumuza öğretilen bu. Peki gerçekten öyle mi? Hukuk profesörü, yönetim bilimci FRANK PARTNOY, yeni kitabı “Bekle” ( Wait)’de “Hayır” diyor. “Beklemenin bir değeri var, mümkün olan son dakikaya kadar bekleyip harekete geçmek gerekir” diye konuşuyor. Hızlı olmanın sanıldığının aksine her zaman iyi olmadığına, öncelikleri doğru belirleyip zamanı iyi kullanmanın kritik olduğuna işaret ediyor. Günümüzde iş dünyası, hiç olmadığı kadar hız, üretkenlik ve etkinlik odaklı hale gelmiş durumda. Yüzyıllardı i’ öğretildiği gibi “Bugünün işini yarına bırakma” anlayışıyla hareket ediyoruz. Ertelemenin kötü, mevcut rekabet ortamında beklemenin fırsatları kaçımıak olduğunu düşünüyoruz. San Diego Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Frank Partnoy ise aksini söylüyor. Alışılmış değer yargılarını bir kenara bırakıp karar alma mekanizmalarına, yönetime, yenilikçiliğe farklı bir bakış açısı getiriyor. Hızlı karar almanın sanıldığı gibi bir erdem olmadığına işaret eden Partnoy, “Bu anglosakson kültürünün getirdiği katı bir anlayış bence. 70’li yıllarda endüstrileşti. Oysa eski Mısır ve Roma’da, işi geciktirmenin, ertelemenin faydalı ve akıllıca olduğu düşünülürdü. Bu düşünce biçimini yeniden benimsemeliyiz” diyor. Frank Partnoy’un kısa süre önce yayınlanan kitabı “Bekle” (Wait) iş hayatında beklemenin önemine vurgu yapıyor, zaman yönetiminin inceliklerini bilimsel araştırmalarla desteklenmiş geniş bir perspektifte ele alıyor. Karar almadan önce ne kadar beklemek, bu süreci nasıl yönetmek gerektiğini örneklerle anlatıyor. Partnoy yeni kitabı Bekle’yi Capital’e anlattı:

LEHMAN BROTHERS İLHAM VERDİ

Finansal krizle birlikte düşünmeye başladım. Bankaların nasıl battığına, nasıl kötü kararlar aldıklarına baktım. Sonra düzenleyicilerin devreye girip onların nasıl daha da kötü karalar aldıklarını gördüm. Bir adım geriye çekilip bir kez daha bakmaya, anlamaya çalıştım. Sadece krizin detaylarını değil, karar almada değişenin ne olduğunu inceledim. Yaptığım araştırmalar sırasında karşıma Lehman Brothers ile ilgili ilginç bir hikaye çıktı. Lehman krizden kısa bir süre önce, 2005 yılında, çalışanlarına bir karar alma eğitimi tasarlamak istiyor. Kendi karar alma süreçlerini anlamaya çalışmayı amaçlayan bir eğitim için ünlü psikologlar davet ediliyor. Önyargılarının neler olduğunu tespit etmek için kuruma özel tasarlanmış, tam katılımlı testler hazırlanıyor. Hatta Outliers kitabının yazarı Malcolm Gladwell’i de çağırıyorlar. O sıralar Gladwell’in çok ses getiren kitabı Blink’in yeni yayınlandığı zamanlar. Lehman Brothers Yönetim Kurulu Başkanı Joe Gregory, Blink’in kopyalarını trading katında bizzat kendi dağıtıyor. Eğitim hazırlandıktan sonra Lehman, tüm dünyada 4 düzine üst yöneticisini Madison Avenue’daki Palace Hotel’de topluyor. Hepsi bu eğitimi alıp uygun adım Times Square’deki genel merkezlerine geri gidiyorlar. Finansal piyasalar tarihindeki en kötü kararı alabilmek için!

TEKNOLOJİ NASIL ETKİLEDİ?

Bugüne kadar nasıl karar aldığımızla ilgili muazzam miktarda kitap yazıldı, araştırmalar yapıldı. Bu kararların ne olması, nasıl olması gerektiği bol bol anlatıldı. Ne zaman karar almak gerektiği konusunda da çok düşünüldü. Oysa beklemek ya da ertelemek konusuna pek odaklanılmadı. Ben Bekle’de karar alma konusuna bir de bu açıdan bakmak istedim. Teknolojinin kuşatması altındayız. Elektronik postalar, sosyal medya bizi sürekli karar almaya yönlendiriyor, bu konuda müthiş bir baskı altındayız. 24 saatlik bir medya çemberindeyiz. Kararlarımız son yıllarda giderek daha da hızlı olmaya başladı. Erteleme, geciktirme içinde yaşadığımız dünyada olumsuz algılanıyor. Bir şeyleri geciktirdiğimizde suçlu hissediyoruz. Diyelim harekete geçmek için sadece saniyenin 500 binde biri kadar vaktimiz var. İnsan beyni kısa süre içinde inanılmaz şeyler yapıyor. Ama aynı zamanda her türlü önyargıya da sahiptir. Toronto Universitesi’nde Sanford DeVoe adlı bir araştırmacı var. Benim gibi, çocuklar gibi tam bir fast food delisi… Fast food logolarının bilinçaltında karar almamıza anlık etkisi üzerine bir araştırma yapmış. Günümüzde bir fast food logosunu sadece saniyenin milyonda birinde gerçekleşen, insanların gördüklerinin farkına bile varmadığı türden flaşla algılıyoruz. DeVoe yaptığı araştırmada bu durumun davranış biçimlerimize deyansıdığını ortaya koymuş. Söz konusu algıya haiz olduktan sonra örneğin okuma hızımızın yüzde 20 arttığını tespit etmiş. Yani hız aslında zaman içerisinde kazandığımız bir güdüm.

HIZ, HER ZAMAN İYİ DEĞİL

İnsanlar daha hızlı olmanın daha iyi olduğunu düşünüyor. Bu, her zaman doğru değil. Amerikalı UNX adlı şirket anlık finansal işlemler yapıyor. Bu şirket, pazarda son sıralarda yer alırken yeni bir CEO atadı. Yeni CEO yeni bir ticari algoritmayı hayata geçirdi. Yapılan bilgisayarları Burbank’deki merkezden borsamn bulunduğu New York’a taşımaktı. Burbank’te saniyenin 65 bininde bir hızda işlem yapılıyordu. New York’ta bu rakam saniyenin 35 binde birine indi. Anlayış şuydu: Hızlı olmak iyidir, daha hızlı olsak daha iyi olur. İşlem hızı arttı ama işlem kalitesinde gerileme yaşandı. UNX yeniden kan kaybetmeye başladı. Yeni bir grup mühendis devreye girdi, bilgisayarlar yavaşlatıldı. Yeniden saniyenin 65 binde biri hıza geri döndüler. Telekom, anlık finansal işlemler gibi alanlarda ışık hızıyla çakşılıyor. Kritik olansa optimum gecikme süresi. Şu anda telefonda birbirimizin sesini anında duyuyoruz, saniyenin 150 binde birinden az bir süredeki gecikmeleri anlamıyoruz. O zaman telefon şirketlerinin daha hızlı olmak için yatırım yapmalarına neden gerek olsun? Tıpkı Federal Express’le gelen bir paketin saat 8:59 yerine saat 9:00’da elimize ulaşması gibi. Kimin umurunda ki biz sadece ertesi sabah elimizde olsun istiyoruz. Özetle daha hızlı olmak her zaman gerekli değil. Ama elbette bazı işlerde hız kritik. Dolayısıyla tolerans gösterilebilecek gecikme süresi ne iş yaptığınıza göre değişiyor. Önemli olansa bu süreci nasıl yönettiğiniz. Elektronik postalarınıza ne kadar sürede yanıt veriyorsunuz? Her e-postaya anında mı yanıt veriyorsunuz yoksa 1 saat ya da 1 hafta bekliyor musunuz? Satış ekibinizi nasıl yönetiyorsunuz? Onları akşamları da müşteri görüşmelerine mi yolluyorsunuz? Bu durumda otel ücreti ve akşam yemeklerini de ödemek zorundasınız. Sonuç olarak gecikmeyi nasıl yöneteceğinizin stratejisi ve karar almada ne kadar önemli olduğu, gözden kaçırılmış çok önemli bir faktör ve işte üzerinde düşünülmesi gereken asıl konu bu.

TENİS OYUNCUSU NASIL YAPIYOR?

Karar almadan önce sahip olduğunuz zamanı sonuna kadar kullanmak çok önemli. Örneğin tenis oyununu düşünün. Dünyanın en iyi tenisçileri, topu en hızlı sürede karşılayanlar değildir. Profesyonel bir sporcuysanız, beyzbol ya da kriket gibi hızlı olmanız gereken bir daldaysanız topu karşılamak için yaklaşık saniyenin yarısı kadar süreniz var. Bu süre içerisinde hızlı olursanız, örneğin topa saniyenin binde birinde titiz bir karşılık verirseniz, saniyenin 200’de birinde cevap verenden daha avantajlı olursunuz. Toplamda saniyenin 500’de biri kadar vaktiniz var. Farkı, bu zamanı nasıl kullanacağınız yaratıyor. Daha hızlı cevap vermeniz hızı gözlemlemek, topu tespit etmek, yörüngesini tahmin etmek için daha fazla zaman yaratmanız anlamına

İNOVASYON ANİDEN OLMAZ

EN İYİ BİLİNEN ÖRNEK

İş dünyasında uzunca bir süredir pek çok alanda inovasyon öne çıkıyor. Ve konuda iyi olanlara baktığınızda, öngörüldüğünden çok daha uzun süredir inovasyoncu olduklarını görüyorsunuz. Postit’ı ele alalım mesela. İş dünyasında en çok anlatılan hikayelerden biridir. Çok sık örnek gösterilir. Her yerde anlatılır. Biz okuduk, işletme okullarında anlatılıyor, 6’ncı sınıftaki kızımın test kitaplarında bile var.

NEWTON’UN ELMASI

Ancak genellikle aniden ortaya çıkmış bir başarı hikayesi gibi anlatılıyor. Bir gün biri kilisede koroda söylerken nota defterinin arasında yapışkan bir ayraç olabileceği fikrini buldu. İnovasyon böyle çalışmaz. Böyle aniden olmaz. Isaac Newton’un kafasına bir elma düştüğü hikayesini düşünün. Newton’un biyografisinde bundan söz edilmez. Thomas Edison ampulü aniden bulmadı. Bekle’de yapmak istediğim şeylerden biri de bazı hikayeleri yeniden anlatmaktı. Post-it bu hikayelerden biri.

FARK NEREDE?

Her yere hızla yayılan bir ürünün geliştirilemesi bir dakikada ya da birkaç saniyede olacak anlık bir iş değil, yıllar gerektiriyor. Mühendislik gerektiriyor, üstelik sadece şirket tarafından değil. 3M toplumca desteklenmiş bir şirket. Kurucusu olan iki adam, son derece açık eğitim almış kişiler. Çocuklar gibi düşünmeye cesaretlendirilmişler. Zamanlarının yüzde 15’ini sevdikleri şeye harcamalarına imkan verilmiş. Ürünleri başarısızlığa uğradığında, patronları “Çalışmaya devam” edin demiş. Ve bu yıllar, yıllar, yıllar almış. İşte inovasyonun çıkış noktası burası. İnovasyon ertelemeyi gerektirir. Önce bekler sonra karar verirsiniz, tıpkı anlık finansal işlemlerde ya da teniste olduğu gibi.

Yazar: Hande Demirel

Kaynak: http://www.capital.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>