Rehberiniz-Her şey seninle başlar felsefesi sempozyuma konu oldu!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Her şey seninle başlar felsefesi sempozyuma konu oldu!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Her şey seninle başlar felsefesi sempozyuma konu oldu!

Ayakta durmak!

Öğrenme yoluyla ayakta durmak… Beyaz Nokta Gelişim Vakfı’nın İstanbul’da düzenlediği sempozyum, bu adı taşıyor.

Dün İstanbul’da biraraya gelen insanlar, insanın en temel becerisi olan ancak zaman içinde unutturduğumuz öğrenme becerisini, yeniden hatırlatabileceğimizi savunuyor. Ve bir kez hatırlayınca da kendi mucizemizi gerçekleştirebileceğimizi…

Vakfın Başkanı Tınaz Titiz, ezbersiz eğitim kavramıyla anılan bir isim. Dünkü sempozyum vesilesiyle biraradayız ve anlatıyor: ‘Aslında bir şey icat ettiğimiz yok. Yaptığımız bir tür sosyal antopoloji gibi. İnsanların üzerindeki ölü toprağını aralamak ve onların ayağa kalmasını sağlamak.’

İnsanın kaybettiğini bulması, bana çok eski bir bilgelik sözünü hatırlatıyor: Kendi hayatının dilencisi olmak veya darı ambarı üzerinde açlıktan ölen tavuğun dramı…

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı işte bu noktada, ‘sorun üreten, işsizliği yenemeyen, sürekli kurtarılmayı bekleyen, başkasına bağımlı, eğitilmeyi kaderi sayan’ kalabalıkları bu tavuğun dramından kurtarabileceğini söylüyor.

Geliştirdikleri ‘Öğrenme Devrimi’ yaklaşımıyla, özellikle gençlerimizin kendi geleceklerini belirlemede başkasına bağlılık zincirini kıracaklarını iddia ediyorlar. Bundan önceki kişisel gelişim projeleri ve ezbersiz eğitim denemeleriyle, böyle bir iddianın ardında duracaklarını da gösteriyorlar.

Dünkü sempozyumun ana teması, ‘gençlerin öğrenebilirliklerini harekete geçirmek’ olarak belirlenmiş.

Nişantaşı Fevziye Mektepleri Vakfı’ndaki salonda sivilden ziyade askerler ve askeri öğrenciler var. Tınaz Titiz, özellikle terörle mücadelede, gençlerin terör örgütlerine muhtaç hale gelmemesi için de bu gençlerin eğitilmesinin önemine vurgu yapıyor.

Öğrenme yoluyla ayakta durma konusunda verilen örnekler, askerlikten iş hayatına dek her alanda çarpıcı sonuçlar taşıyor. İnsanın öğrenmeye son verdiği andan itibaren başına gelen belaları görebilmek için tarihe bakmaya gerek yok. Kendi hayatımız içinde de pek çok sorunumuzu, bir ‘öğrenememe beceriksizliği’ olarak tanımlayabildiğimizi farkediyoruz.

Şimdi Vakıf, pek çok küçük çaplı ve yöresel deneme sonucunda oluşturulan bu yaklaşımı, tüm Türkiye’ye yaymak gerektiğini toplumun dikkatine sunuyor. Yapılacak olan, yörelerinden seçilmiş, öğrenmeyi öğrenmiş moderatörler yaratarak bunlarla birlikte yerel yönetimler veya benzeri sivil toplum örgütleri yada eğitim kurumları aracılığıyla daha fazla genç insana ‘ayakta durma’ becerisi kazandırabilmek.

İlk adımı atan bazı cesur okul örneklerine baktığımızda aslında sorunlarını çözmede kendi öğrenme becerisi harekete geçirilmiş ve mevcut eğitim sisteminin unutturduğu bu ‘nükleer gücü’ tetiklenmiş insanların, iş bulmada, sorunlarını çözmede veya daha fazla katma değer üretmedeki başarıları göz kamaştırıyor.

İnsan aslında, öğrenmeyi kesince hasta oluyor. Buna ‘sürekli öğrenen hücrelerimiz’ de dahil. Kimsenin yardımı olmadan öğrenebilme kavramı ise yeni bir bakış açısını temsil ediyor. İşte bu noktada Beyaz Nokta Gelişim Vakfı’nın katma değeri ortaya çıkıyor.

İnsanı bu alanda yüreklendiren yaklaşımları, verdikleri örnekler, yaptıkları pilot uygulamalar ve elde ettikleri sonuçlar gözönüne alındığında insan doğal olarak soruyor; neden olmasın!

Dünyaya baktığımızda hiçbir ulusun ‘muhtaç insanlara ihtiyaç duymadığını’ görüyoruz. Dünya, bir şekilde bu muhtaç insanlardan kurtulmak istiyor. Hiçbir ulus, böylesi muhtaçlıkların yükünü almak istemiyor. Öğrenme yeteneği harekete geçirilmiş ulusların ise muhtaç olmaktan hızla kurtulduğu da küredeki örneklerden anlaşılıyor.

Bir kez ‘doğuştan öğrenme makinesi’ olduğumuzu keşfedince de hayata sorulmuş doğru sorular sayesinde hayatın çok dar bir alanına sıkıştığımızı farkediyor ve ihtiyaçlarımız doğrultusunda bu alanı genişletebileceğimizi farkediyoruz.

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı’nın ne yapmaya çalıştığını, kendi web sitelerinden incelemeyi öneriyorum. Belki de şimdiye dek kendimize ve hayata soramadığmız doğru sorumuzu, bu sayede keşfedebileceğiz.

Dün bu sempozyumdan çıkarken dinlediğim insanların sözlerinden ve izlediğim sunumlardan sonra zihnimde oluşan cümle şu oldu: Çaresizseniz; çare, sizsiniz!

Öğrenmeyi öğrenme

Okulu ile başı dertte olanların yardım taleplerine karşı getirilen en yaygın öneri şuydu; ‘daha çok çalış!’ Son 20 yılda bu söylem değişti. Moda haline getirilmiş yeni slogan ise şu; ‘öğrenmeyi öğren!’

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı Başkanı Tınaz Titiz, bu her iki önerinin de ‘ne yazık ki’ altının boş olduğunu, ‘doğru fakat işe yaramaz’lığını savunuyor. Bilginin, diğer üretim faktörleri yanında ‘tamamlayıcı’ vasfının ötesine taşarak bizzat kendi başına üretim faktörü haline gelmesi, bilgi edinme ve öğrenme gibi kavramları, yeni baştan düşünmemize yol açtı.

Daha fazla bilgi üretip daha fazlasını tüketir hale gelince, yeni ekonomik düzenin çarklarını çevirebilmek adına, öğrenme becerisini geliştirme, iddialı ulusların derdi halini aldı.

Bu noktada ülkemizin saygın sivil toplum örgütlerinden Beyaz Nokta Gelişim Vakfı, yayınları ve etkinlikleriyle bu işi kendine görev edinmiş durumda. İstanbul’da düzenledikleri sempozyumu dün yazmıştım. Bugün de hayati önem taşıdığına inandığım bazı noktaları aktaracağım:

Düşünün kişiler dünyaya -kalıtsal mirasları nedeniyle-, kendi ayakları üzerinde durabilmeye programlı olarak gelirler; duramayanlar yok olur ve yine durabilenler kalır. Bunu da ‘öğrenme’ yoluyla yaparlar. Bu onların o denli hücrelerine işlemiştir ki, yaşadıkları her saniye bedenleriyle, tek tek organlarıyla, akıllarıyla ve ruhlarıyla öğrenirler. Bu o denli doğaldır ki hiç kimse bunun ‘öğrenme’ olduğunu düşünmez bile.

Bu doğallığın ardındaki güçlü neden, varlığını sürdürebilmek için duyduğu ‘ihtiyaç’tır.

Eğitim kurumları ise -tarih boyunca- egemen kılınmış doğruları benimsetmek amacına sahiptir. Bunu ‘öğretme’ yoluyla yaparlar, çünkü ardındaki neden ‘bireysel ihtiyaç’ değildir. Bunun yapılabilmesi, genetik mirasın (öğrenme) bastırılıp kontrol altına alınabilmesine bağlıdır. Bu -bir ölçüde- anlaşılabilirdir. Ama ya ölçü kaçarsa! O durumda zamanla, öğrenebilme yeteneğinin donması, onun yerini ‘öğretilme bağımlılığı’nın alması kaçınılmazdır.

İşte, bize olmuş olan budur! Buna ‘öğrenilmiş çaresizlik’ deniliyor!

Öğrenilmiş çaresizliğe düşmüş: Lise ve üniversite mezunları, kadın ve erkekler, kentililer ve köylüler, şirketler ve grup şirketleri, sektörler, ve bütün bir toplum. Okul-aile-toplum etkileşerek bağımlı, zayıf, muhtaç insan yetiştiriyor.

Beyaz Nokta Gelişim Vakfı’nın bu aşamada bir iddiası var: Bütün bunlar karşısındaki iddiamız, donmuş genetik mirasımız olan öğrenebilirlik yeteneğimizin tekrar harekete geçirilebileceğidir. Ancak böylelikle, ayakta durabilmek için: Torpil aramayan gençler, eğri yollara sapmak durumunda kalmayan bireyler, kendisine istisna yapılmasını beklemeyen şirketler mümkün olabilir. Ya da daha kısacası: Ayakta duramayan bireylerden oluşmuş, ayakta durabilen bir toplum olamaz. Türkiye medeni toplumlarla arasındaki açıkları, kendi doğrularını ‘öğreterek’ değil, bireylerin kendi ihtiyaçlarını ‘öğrenmeleri’ne ortam hazırlayarak kapayabilir. ‘Bugün gençlerin 1 numaralı sorunu nedir?’ denilse cevap şu olmalıydı: Kendi ayakları üzerinde duramamak, çeşitli ‘protezler’ peşinde koşmak/belki de koşmaya mecbur kalmak! Ayakta duramamanın pek çok türü var: İşsizlik, bu ‘kendi ayakları üzerinde duramamak’ hastalığının semptomlarından yalnızca birisidir. Gençlik yıllarında işsizlik olarak ortaya çıkan bu hastalık, başka alanlarda, mesela: Eğitim yaşamı sırasında kopya çekmek, çalışma hayatında yardımla yükselmek, iş hayatında teşvikle ayakta durabilmek, toplum olarak sürekli kurtarıcı beklemek gibi formlarda ortaya çıkıyor. Ama hastalık hep aynı: Kendi ayakları üzerinde duramamak! Terör örgütlerine tetikçilik yapanların çoğu da, ayakları üzerinde duramayanlar arasından yerli-yabancı profesyonellerce aldatılan kişilerdir. Buradan basitçe şu 2 sonuç çıkarılabilir: Nüfusumuzun önemli bir bölümü protez kullanıcısı ya da en azından arayıcısıdır. Bu eğrilikle başa çıkabilmek Için öncelikli önlem, insanımızın kendi ayakları üzerinde durabilme becerisinin geliştirilmesidir.

Tınaz Titiz, ‘Türkiye’nin terör mücadelesinin silahsız ayaklarından birisi bu olsun’ diyor. Türkiye’nin işsizlikle mücadele politikasının ayaklarından birisi de bu vizyon olsun.

Eğer yüksek öğrenebilirliğimize ve her sorunun öğrenmekle bağlantılı olduğuna ikna oldu isek: Kim nerede uygulayacak ise, orada bir eğitim merkezi bulunup yerel imkanlarla bu işe uygun hale getirilebilir. Merkezi fonksiyonlar için küçük meblağlar da bir şekilde bulunur. Böylelikle tüm Türkiye’yi ayağa kaldıramaz mıyız?

Mevcut insan yetiştirme sistemimiz ‘eğitim’, ‘eğmek’ eylemine dayanıyor.

Yeni paradigma ise: dik durdurmak (kendi ayakları üzerinde dik durdurmak)

Zaten yabancı dildeki eğitim sözcüğü karşılığı olarak, ‘Education (ëdücere) dik durdurma’ kullanılması ilginç değil mi?

25.09.2006

Yazar: Şeref Oğuz

Kaynak: http://www.stargazete.com

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir