Rehberiniz-Hepimizin bir misyona ihtiyacı var!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Hepimizin bir misyona ihtiyacı var!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Hepimizin bir misyona ihtiyacı var!

Bugün bir haftalık tatilimin son günü. Yarın sabah erkenden gene işimin başında olacağım.

Bugün bir haftalık tatilimin son günü. Yarın sabah erkenden gene işimin başında olacağım. Ofisime gelen insanları ve hikayelerini dinlemeye devam edeceğim. Pek çoğunun hayatındaki mücadelelere, sıkıntılara, anlaşmazlıklara şahitlik edecek, onlarla empati kurmaya çalışarak gizli gündemi veya gözden kaçanı yakalamalarına yardım etmeye çalışacağım. Benim tüm iş günlerim böyle geçer. Yüzlerce, binlerce farklı karakter ve onların arzuları, ulaşmak istedikleri ile içsel çatışmalarının günlük hayatlarına getirdiği bedeli çözmeye çalışırım.

Tatilde ise tüm bunların dışına çıkıp hiçbir şey düşünmemeye çalışıyorum. Dış dünya ve oradaki bireylerin arayışlarına kapılarımı kapatıp kendi sürecime kendimi bırakmaya gayret ediyorum.

Tatil haftamla ilgili yazıyı yazarken de çok daha “light” (hafif) bir konu seçmeyi, hatta tercihen tatilini yapan pek çok köşe yazarı gibi gittiğim, gördüğüm, yediğim, içtiğim şeylerle ilgili bir yazı yazmayı planlamıştım. Fakat ne yazık ki, galiba gene beceremeyeceğim bunu! Siz ister buna meslek zehirlenmesi deyin, isterseniz hayatın keyfini çıkarmaktan aciz deyin, ben gene insanları gözlemledim ve gene düşündüm.

Klinik pratiğimde, o kadar farklı kesimlerden o kadar çok insanla karşılaşıyorum ki:

KADINLAR, ADAMLAR…

Bir yanda tüm yıl boyunca hiçbir şey üretmeden oturup, yazın başında kendisini en “meşhur” tatil beldelerine atan, hayatının ana konusu tuttuğu futbol takımının son transferleri veya yeni aldığı arabasının üstün özelliklerinden öte gidemeyen genç adam… Diğer yanda hayatını servetine servet katmaya adamış, elde ettikleriyle yetinemeyen, kendisine koyduğu servet sınırını o sınıra her ulaştığında revize edip mücadeleye devam eden işkolik adamlar. Ya da yaşlanma sürecini genç kadınlara sahip olarak geciktirebileceği yanılsamasında olan erkekler.

Bir yanda kendisiyle ilgili yatırım yapmak deyince aklına kuaför ve güzellik salonu gelen, tüm yıl boyunca sahip olduğu bronz teni yazın perçinleyerek, varoluşunu birlikte olduğu erkeğe endeksleyen genç kadınlar… Diğer yanda statü kazanmak ve kazandığı statüyü kaybetmemek uğruna büyük enerji harcayarak kendisini ailesine veya işine adayan kadınlar… Ya da sahip olduğu isim veya şöhretin, zamanın acımasızlığı karşısındaki eriyişini kabullenemeyip hırçınlaştıkça, kendisine zarar veren hanımlar…

Aslında hepsi bir “anlamın” veya diğer bir deyişle “hayat gayesine” sahip olabilmenin arayışı içindeler ve hepsinin içindeki boşluk aynı.

Tüm bunları, plajdaki gölgede kitabımı okurken, köpeğiyle oynayan genç hanımı seyrederken düşündüm. Genç hanım elindeki sopayı denize doğru fırlatıyor. Köpeği gözlerini, sahibinden ve onun elindeki sopadan ayırmıyor. Sopa fırlatıldığı an koşarak denize giriyor, yüzmeye başlıyor, sopaya ulaşıyor ve ağzıyla yakalayıp tekrar sahile sahibinin yanına geliyor. Sopayı teslim ettiği andan itibaren tekrar beklemeye başlıyor. Israrla bekliyor, yeniden sopanın fırlatılması için. Onu mutlu edecek ve hayatın anlamını oluşturan şey, o sopanın tekrar fırlatılması. O köpeğin bir misyonu ve onun için o misyonu belirleyen birisi var. O köpek için hayatın tüm anlamını oluşturan işte bu durum. Sevimli hayvanın mutluluğunu ve sevincini izliyorum.

Basit gerçeğin farkına varıyorum. Hepimizin aslında bir misyona, bir gayeye ihtiyacımız yok mu? Birileri bu misyonu belirleyip bizim için sopayı fırlatmaya başladıkları zaman kendimizi birden bir koşuşturmaca ve mücadele içinde bulmuyor muyuz?

BOŞLUK DUYGUSU…

Hepimiz için hayatın anlamı bir amacı gerçekleştirerek varolmayı sağlamak. Tatmin ise belirlenen amaç gerçekleştirildiğinde ulaştığımız haz duygusunun getirdiği rahatlama hissi. Bu rahatlama hissinin ömrü, bir sonraki misyonumuzu belirleyeceğimiz süreye dek devam ediyor. Misyonlar belirlenirse mücadele, belirlenmezse boşluk duygusu yaşanıyor.

Kafamda; insanların misyonlarını belirleme sürecinin, kendi geçmiş travmalarından veya içselleştirdikleri yaşanmışlıkların etkisiyle nasıl şekillendiğini düşünürken, tatilimin bittiğinin farkına varıyorum. Yarın işe gideceğim ve artık düşünmek istemiyorum. Hepinize iyi haftalar…

Yazar: Dr. Ümit Yazman

Kaynak: http://www.vatanim.com.tr

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>