Rehberiniz-“hayır” ve “bana ne” demeyi öğrenin

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “”hayır” ve “bana ne” demeyi öğrenin” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
hayır ve “bana ne” demeyi öğrenin

Sağlıklı vücut kadar sağlıklı bir kafa da gerekiyor uzun yaşamak için. Prof. Dr. Nevrez Koylan’ın ’stressavar’ bazı önerileri var. Öncelikle ’Bana ne?’ ve ’Hayır’ demeyi öğrenin ve asla ’mış gibi’ yapmayın!

Uzun yaşamanın üçlü ayağından beslenme ve egzersizi konuştuktan sonra şimdi sıra psikososyal faktörlerde.

Bu, temelde hayata nasıl baktığınızla ilgili. Bazı şeyleri birbirinden ayırmayı öğrenmek gerekiyor. Anksiyete yani gerginlik ve stres özellikle büyük şehirde yaşayan herkeste fazlasıyla var.

Hep stresten kurtulun deniyor, bu mümkün mü? Neden doktorlar hep bu mümkün olmayan ‘Stresinizi azaltın!’ önerisinde bulunuyor?

Bu dünyanın en saçma lafı. İnsana stres isteyerek gelmiyor. İsteyerek ‘şimdi git’ demeniz de mümkün değil!

Stres nedir? Neler yapar?

Esas olan sizin strese hangi gözlükle baktığınız. Stres toplumsal anlamda maruz kaldığımız sorunlardır. Vücut bu süreç içinde alarm koşullarında çalışır. Sürekli bir yorgunluk, bitkinlik, gerginlik hissi başlar. Bu gerginlik zaman içinde kas krampları ve kas hastalıklarına yol açar. Bunun sonucu olarak fibromiyalji dediğimiz hastalık oluşur. Fibromiyalji aslında stresin yol açtığı kas spazmlarından başka bir şey değildir. Onun dışında kas spazmları uzun sürdüğü zaman kişinin kemiklerinin eklemlerinin garip pozisyonlarda durmasına yol açacağı için zaman içinde kireçlenmelere neden olabilir.

Ne yapacağız kurtulmak için?

Anksiyete yani uzun süren gerginliğin yarattığı bezginlik görüntüsü, çöküntü ve depresyon. Bu üç aşamadan depresyon hastalıktır. Genetik temelleri vardır. Bu temellerin üzerine uygun çevre koşulları da eklendiğinde ortaya çıkar. Psikiyatrik tedavi gerektirir. Bizim çoğu zaman rastladığımız bezginliktir. Gerginliği gidermenin yolları var. İlki gerginlik kaynaklarını azaltmak, ikincisi tahammülünüzü yükseltmek.

Stresten kaçmak mümkün mü?

Hayır; stresten kurtulmak için dağlara çıkacak, köye yerleşecek, büyük şehri terk edecek halimiz yok. Bu şartlarda yaşamak zorundayız. Ama gerginlik kaynaklarından korunmamız mümkün. Bunun en temel kuralı da ‘Hayır’ demeyi bilmektir. İnsanlar hayır demeyi bilmedikleri için üzerlerine hiç vazife olmayan birtakım yükler alırlar. Ayrıca insanların ‘bana ne’, ‘sana ne’ demeyi de öğrenmesi gerekiyor. Kimseyi eğer üstüne vazife değilse işinize karıştırmayın, siz de üzerinize vazife olmayan işlere atlamayın!

Ama toplum kuralları içinde bize öğretilenlerle bu durum tamamen çelişiyor. Biz sosyal yapı itibarıyla ‘bana ne’ ve ‘sana ne’ye alışkın değiliz!

Evet, maalesef öyle. Zaten önemli olan da o toplumsal kalıpların dışına çıkabilmeyi becermek. İnsanlar iki arada bir derede kalmış olmanın bedelini ağır öder. Tam bir tarafta, tam öbür tarafta olmak bu ikilemi ve ikilemin verdiği stresi yaşamamak için çok önemli. ‘Mış gibi’ yapmaktan vazgeçmek de başlı başına stresi azaltmaya yarayan yollardan biridir. Mutlu olmuş gibi, üzülmüş gibi, hayret etmiş gibi yapmak insanı strese sokar. Kendinize vazife çıkarmayın. Örneğin oğlunuzla gelininiz arasında problem varsa onları barıştırmak için kendinizi görevli hissetmeyin. Bu sizin değil, onların problemidir. Halledemeyecekleri aşamaya gelirlerse söylerler ama siz ilk andan aralarını düzeltmeye kalkmayın. Ya da arkadaşlarınızdan birisi onaylamadığınız biriyle çıkıyorsa o kızı ya da çocuğu diğerinden vazgeçirmek için harcadığınız çaba sonunda başarısızlıkla sonuçlanır ve üstüne üstlük siz de kötü kişi olursunuz. Bunun gibi yüz tane örnek vermek mümkün. Sorumluluk sınırlarınızı kendiniz ve yakın aileniz olarak çizin; dışındakilere ancak sizden çok özel bir yardım isterlerse eğilin!

Kendimizle ilgili neler yapabiliriz?

Kendinize zaman ayırın. Hastalarıma da dışarıda karşılaştığım kişilere de bazen soruyorum, “En son ne zaman sinemaya gittiniz?”, çoğu hatırlamıyor bile… Bu insanların sinemaya verecek parası var ama kendilerine zaman ayırmaktan çekiniyorlar. Her insanın kariyere ihtiyacı vardır, illa mesleki kariyer olması gerekmez. Ama her insanın ‘Ben şunu yaptım’ diye kendisiyle övüneceği bir kaynağı bulunması gerekir. Hiçbir koca eve gelince ‘Ah karıcım ne güzel camları silmişsin, evi temizlemişsin’ demez. Zaten işten bunalıp eve gelmiş, karşısında temizlik yapmaktan turşusu çıkmış bir kadın görmek istemez. Bırakın evi pislik götürsün ama siz kendinize bakın! Bir örnek anlatabilirim… Bursalı bir ev hanımının mutfağında iki tane bulaşık makinesi vardır. Yemek yedikten sonra bulaşıkları bir makineye dizer, diğer yemekte temizleri kullanıp kirlileri diğer makineye dizer! İnsanlar öyle görevler edinmiş ki ben yağmur yağarken cam silen biliyorum. Evde tencere kaynamasın, pislik götürsün demek istemiyorum. Ama her şeyin dört dörtlük olması gerekmiyor. Dört çeşit yemek şart değil, iki de yeterli.

Hayata bağlı olmak, kendimize zaman ayırmak önemli o zaman!

92 yaşında bir hastam var. Tabii ki turp gibi değil, bana gelmesinin de belli nedenleri var ama hâlâ rujunu sürer, manikür-pedikür yaptırır, broşunu takar, öyle gelir. Bunların hiçbirini kendini başkalarına beğendirmek için yapmıyor. Aynada kendini kendine beğendirmek için yapıyor. Esas olan insanın önceliklerini belirleyip ona göre hareket etmesi. Kimi makyajla motive olur, kimi resim yapmakla! Amaç bir şey yapmak ve ondan zevk almaktır.

Her anımızı dolduracak mıyız?

Her insanın içine dönük bir zamana ihtiyacı vardır. Doğu felsefesinde meditasyon, İslami felsefede tefekkür denir buna. Bunların hiçbiriyle bağlantınız yoksa evinizin dışında bir yere çıkıp boş bir şekilde oturabilirsiniz. Bu denize karşı bir bank da olabilir, bir duvar da! Aslında bu kolay gibi gözükse de son derece zor bir iştir. O arada kafanızın içindekilerle hesaplaşmaya vakit bulursunuz. Böylece sorunlar hiç o kadar büyümez. Ama siz hesaplaşmadan beklerseniz o sorunlar sizin en zayıf olduğunuz bir anda ortaya çıkıp hesap sormaya başlarlar. Bunun sonucunda da çarpıntı atakları, gece korkulu rüyalar, anlamsız sıkıntılar, tansiyon yükselmeleri ortaya çıkar.

Başka neler var yapabileceğimiz?

İhtiyacınızdan fazlası için uğraşmayın. Bunun bedelini ödemek için ekstradan çalışmanız gerekecek, bu da strese gereksiz stres ekleyecek. Pekala 300 TL’lik bir cep telefonu da işinizi görecekken niye 1500 TL’lik telefon alarak kendinizi sıkıntıya ve onca takside sokuyorsunuz? Hep daha fazlasını, iyisini, yenisini istemek yerine ihtiyaçlarınız doğrultusunda yaşamak çok daha kolay ve stressiz olacaktır.

Ev hayatı ile ilgili ne söyleyebilirsiniz, evliler mi uzun yaşar bekarlar mı?

Eşinizle iyiyseniz evde ‘mış gibi’ yapmak zorunda kalmazsınız. Stres kaynaklarından ev faktörünü çıkarmış olursunuz. Hayatınız daha düzenli ve dengelidir. Bu da insanın ömrünü uzatır. Araştırmalar düzenli hayat sürdükleri için evlilerin daha uzun yaşadığını gösteriyor ama bu, evliliğin içinde yaşananlara da bağlı tabii…

Yazar: Ferhan Kaya Poroy,aut

Kaynak: http://www.radikal.com.tr,au

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>