Rehberiniz-Hayatta ve sporda doping mecburiyeti

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest

isvemeslekdanismani.net ailesi olarak “Hayatta ve sporda doping mecburiyeti” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Hayatta ve sporda doping mecburiyeti

turkey90.COM NOTU: Doping, yeteneklerinin üzerinde sonuçlar elde etmek isteyenlerin başvurduğu bir yoldur. Yüksek başarı hırsı ile düşük başarı kapasitesi arasındaki fark doping yoluyla kapatılmaya çalışılır. İrade gücü, sıkı disiplin, yoğun antrenmanla kapasitesini artıramayan ama başarılı olmaktan da vazgeçemeyen sporcular bu yola başvurur.

Aşağıda sosyal hayatla doping arasında ilişki kuran iki yazıya yer verdik. Başarılı olma isteğiyle dolu insanları eleştirmek buldukları fırsatı sonuna kadar kullanan bu iki yazarın makalesini okuyun, üzerine düşünün ama asla başarı yarışından kopmayın. Tabi eğer büyük işler başarmak için doğanlardansanız!

VATAN YAZARI ZÜLFÜ LİVANELİDEN “DOPİNG İHTİYACI” KONULU MAKALE

Bir sporcu niçin doping yapar? Başarılı olmak için. Türk sporcularında bu eğilimin giderek arttığına tanık oluyoruz.

Son olarak bir haltercimiz daha doping aldığı için Atina Olimpiyatları”nda yarışma şansını kaçırdı, evine gönderildi.

Demek ki Türk sporcular akıllarını başlarından alacak, her türlü tedbiri unutturacak kadar büyük bir başarı açlığı içinde.

Ne pahasına olursa olsun birincilik kürsüsüne çıkmak, madalya almak istiyorlar.

Bunun için de her türlü tehlikeyi göze alıp dopinge başvuruyorlar.

Türkiye”nin son yıllarına damgasını vuran “başarı isteği”nin bir göstergesi de bu.

Sadece sporcularımız değil, her kesimdeki insanımız “başarı” için kıvranıyor.

Böyle ülkelerde toplumsal dinamizm artar elbette ama bireylerin mutluluğu ve ortak huzur bozulur.

Eskiden bizim toplum “kanaatkar” sınıfına girerdi.

Kimsenin büyük ihtirasları yoktu.

Orta halli memurlar evlerini geçindirmek, çoluk çocuklarını namerde muhtaç olmadan okutabilmek derdindeydiler.

Bunu başardıkları gün keyifleri yerine gelirdi.

Tüccarların bile özel uçak almak, büyük kotralara sahip olmak gibi bir tutkusu yoktu.

Bütün şehirlilerin ev eşyaları üç aşağı beş yukarı birbirine benzerdi.

Lokantalar arasında uçurum yoktu.

Ülkenin bel kemiğini oluşturan orta sınıfın güvenli rahatlığı egemendi sokaklara.

Sonra bildiğiniz gibi orta sınıf yok edildi.

Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kılan bu düzen sayesinde insanlar arasındaki uçurum açıldı.

Ülkenin bir kesimi yarı aç yarı tok yaşam mücadelesi verirken, yeni Türk zenginleri, dünyadaki patronları kıskandıracak bir yaşam standardı peşine düştüler.

New York”taki en pahalı daireyi de Türkler aldı, en büyük uçağı, en kocaman yatı da. (Haram parayla olduğunu söylemeye gerek yok elbette!)

Toplumun her kademesi korkunç bir “başarı ve zenginlik” yarışına girdi.

Rekabet öldürücü noktalara geldi.

Herkes kendi alanında “yırtmak” peşine düştü.

Ve sonuçta Türkiye doping alan, amaca ulaşmak için her yola başvuran ilkesiz, ihtiraslı insanlar ülkesi haline geldi.

Hem yalnız sporda da değil, hayatın her alanında.

MİLLİYET YAZARI ECE TEMELKURAN”IN DOPİNG HAKKINDAKİ YAZISI

Bazı kadınlar, tıpkı olimpiyatlarda steroid kullanıp bir saniye daha hızlı koşmak için etini acıtanlara benziyor. Bir de tıpkı sporcular gibi “belli olmayan” dopingleri seviyorlar

Ne kafası karışık bir hayat bu böyle! Bir taraftan “Daha başarılı olmalısın. Yoksa kimse seni sevmez” diye bir korku tünelini işaret ediyor, hemen ardından, “Kimse sevmese de sen kendini sevmelisin” diye çığırıyor.

Bir yandan “Dişlerin bembeyaz, tenin pürüzsüz, kilon ideal olmazsa kimse seninle arkadaş olmaz” diye korkutuyor, hiç ara vermeden “Kimin ne düşündüğü

önemli değil. Eğer buna takılıyorsan güçsüzsün” diye efeleniyor…

Güzel olmazsan hiçbir partiye davet edilmezsin diye tehditler savurup hiç sektirmeden “Doğal ol!” diye gergin gergin gülümsüyor…

Biz bu hayatın içinde yaşıyoruz. Biz bu hayatın içinde düzgün, sağlıklı, iyi, hasbelkader mutlu insanlar olmaya çalışıyoruz. Hayat, bu haliyle basbayağı bir slalom oysa. Yokuş aşağı son hız kayarken engellerden mutlaka en az birisine çarpıp çuvallayacağın bir tedirginlik müsabakası! Bu müsabakadan muzaffer çıkmak için mutlaka buzdolabı kapağı dolusu vitamin, yan etkisi azaltılmış antidepresan, pahalı kozmetikler, karmaşık kimyasallar ve aslında herkese bir “hayat koçu” gerekiyor: Hadi oğlum yapabilirsin! Acı yok kızım, acı yok!

Yüksek sosyetenin mutsuz kadınları

Mahallemizin Sesi Gazetesi samimiyetindeki yüksek sosyete dergilerine bakıyor musunuz hiç? Ben bakıyorum. Bilhassa “Bilmem ne hanımın davetinde kimler vardı?” başlıklı haberlere. Tekli ve ikişerli kadın fotoğrafları oluyor bu sayfalarda. Hatta bir süredir, adlarını bilmesem de takip ettiğim iki-üç kadın da oluştu. Yedikleri içtikleri, giydikleri, taktıkları kendilerinin olsun; ben yüzlerine bakıyorum. Her yüz bir hikaye anlatır, onlarınki bile, ne kadar makyajla kapatmaya çalışsalar da anlatıyor.

Giderek daha trajik oluyor yüzleri. En büyük acımtırak şefkati de dudaklarını şişirten kadınlara duyuyorum niyeyse. Ne büyüklükte bir mutsuzluk kadınların kendilerine yan etkisi bu denli berbat dopingler yapmasına neden olabilir ki? Diğer yarışmacıların gerisinde kalma korkusu ne kadar kavurucu ki işkence masalarının önünde sıraya giriyor bu kadınlar? İzleri bu derece dehşetli bir hırsla silinmeye çalışıldığına göre ne tatsız bir hayat geçmiş olmalı o yüzlerden…

Dopingsiz çıkmam abi davetlerinde kadınlar, birbirlerinin yüzlerindeki bu doping şifrelerini çözerek vakit geçiriyorlar mutlaka. Kadınlar, tıpkı olimpiyatlarda steroid kullanıp bir saniye daha hızlı koşmak için etini acıtan adamlar ve kadınlar gibi. Bir de tıpkı sporcular gibi kadınlar da “belli olmayan” dopingleri seviyorlar sanırım, “doğal görünen göğüsler” gibi mesela… Ve giderek hepsinin yüzleri madalyayı kazanamamış sporcuların yüzleri…

İnsan üzerine yeminler

Olimpiyat oyunlarının açılış gecesinde, bütün devasa görkemler içinde bir yerde iki sporcu çıkıp oyunlara katılan bütün sporcular için bir yemin etti Olimpiyat bayrağını tutarak. Doping maddesi kullanmayacaklarına ant içtiler. İnsanın sınırlarıyla sınırlı olsun diye oyunlar, öyle istediler.

Hangi oyun insanın sınırlarıyla sınırlı ki? Yarın misal, pazartesi günü, işyerine gideceksiniz. Kaç kişi insanın sınırlarına sadık kalacak? Antidepresanları ve vitaminleriyle, kuşe kimlikleri ve birtakım zırtapoz “self-help” (kişisel gelişim) kitaplarından öğrenilmiş dandik hayat tüyolarıyla mümkün olan bütün “belli olmayan” dopingleri alıp bir saniye daha hızlı koşmak için her türlü slalom numarasını çekecekler.

Kazananın mutsuzluğu

Yaşamanın değil kazanmanın, daha neşeli değil de daha hızlı koşmanın değerli olduğu her oyun ve hayat pistinde hırs mutlaka ardından da kötülük ürer. Madalya kazananlar madalya kazanmayanlardan daha kıymetli sayıldığı sürece yarışan herkes öyle ya da böyle doping yapacaktır. Daha hızlı koşan daha çok sevildiği sürece…

Batılı, beyaz adamın icadı olan rekabet imparator olduğu sürece etimiz daha çok sevilmek için hep daha fazla acıyacaktır. İnsanlık kah dudaklarından yaralanacak kah bacaklarındaki kaslar daha güçlü olsun diye daha

otuzuna varmadan kalp krizi geçirmeyi göze alacaktır…

Rekabetin tadını ya da “sporun ruhunu” bilmem ben. Daha ziyade insan ruhunu biraz bilirim. Yarışan kimse mutlu değildir aslında. Kazanan bile…

Yer işareti koy permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>