Rehberiniz-Guru dinlemenin püf noktaları!

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Share on LinkedInPin on Pinterest


iyimeslek.com ailesi olarak “Guru dinlemenin püf noktaları!” adlı yazımızın kişisel gelişiminize katkı sağlamasını umuyoruz
Guru dinlemenin püf noktaları!

Cüneyt UZUNOĞULLARI

Hürriyet

İstanbul’da guru mevsimi başladı, guru meraklıları takipte zorlandı. Guruları dinlemeye gidenlerin bir kısmı hayal kırıklığına uğruyor. Guru dinlemeye giderken beklentiler gerçekçi tutulursa hayal kırıklığı yaşanmaz.

İstanbul’a geçen hafta guru yağdı. Her biri kendi alanında uzman olan, dünyaca ünlü isimler bizlere seslendi. Onları dinledik, fikirlerinden yararlandık, fırsat bulunca sorular sorduk.

Dünyadaki gidişatı etkileyen stratejistler, geleceği okuyan futuristler, şeytana pabucunu ters giydiren pazarlamacılar farklı konferanslarda bir araya geldi.

Ben guru konferanslarının devamlı takipçisiyim. Konferanslara sevdiğim için değil, işim gereği gidiyorum. Ama itiraf edeyim her konferanstan sonra bende bir şeyler kalıyor, o da bana yetiyor.

Bugüne kadar guruların keman, piyano çalanını, ateşte yürüyenini, meditasyon yaptıranını, el ele tutuşturanını, ‘ben çok iyiyim’ diye bağırtanını gördüm. Bütün bu gösterilerden çok etkilendiğim söylenemez. Ancak zaten guru toplantılarına gitmeden önce ‘ben buradan çok şey öğrenmeyeceğim’ öngörüsüyle hareket etmek gerekiyor. Toplantı için gerçekçi beklentisi olanlar daha az hayal kırıklığına uğruyor.

Guru konferanslarının en önemli noktası, konferansın bitişi ve çıkışıdır. Konferans bitişinde salondaki o sihirli hava bir anda kaybolur. Eline gurunun Türkçe basılmış kitabını alan imza kuyruğuna koşturur. Toplantı çıkışında en çok tekrarlanan sözler şunlardır:

‘Aslında bir şey anlatmadı. Bunları biz de biliyoruz. Adam buraya geliyor birkaç şey anlatıyor, binlerce doları alıp gidiyor.’

Biraz okur yazar olanlarımız bir roman okuduktan sonra, ‘Aslında ben bunları yazabilirim’ diye düşünmüştür. Hatta içimizden kağıda kaleme sarılıp roman yazmaya koyulanlar bile olmuştur. Ama kaçımız hevesle başladığımız romanı bitirebildik? Kaçımızın iyi bildiğimiz bir konuda kitabı var?

Dünyanın en zor işleri, herkesin gözü önünde yapılan işlerdir. Herkes iyi futbolcudur, herkes maçı hakemden iyi yönetir, herkes süper futbol yorumcusudur, herkes iyi oyuncudur, herkes iyi şarkı söyler, herkes iyi gazetecidir, herkes iyi roman yazarıdır.

Gurular da herkesin gözü önünde olan bir işi yapıyor. Sahneye çıkıp görüşlerini anlatıyorlar ve para kazanıyorlar. Guruların sahnede aktardıkları görüşler daha önce kitaplarında ve konferanslarında bahsettiği görüşler oluyor. Dolayısıyla dinleyende ‘ben bunları daha önce duymuştum’ hissi uyandırıyor.

Gurular dünyanın çok ünlü entelektüelleri değil. Bu nedenle genellikle sadece bir konuda bilgileri ve görgüleri oluyor.

Guruların bir başka özelliği de Türkiye’yi bilmemeleri. Ben şimdiye kadar Türkiye’ye gelmeden önce dersini çalışan çok az guru gördüm. Çoğu Amerikalı olan ünlü isimler uçağa atlıyor, Türkiye’ye geliyor. Bizi aydınlatmaya gelenlerin çoğu da önceki ziyaretlerinde Türkiye’de sadece tatil yapmış olanlar. ‘Ooo Türkiye… Rakı, şiş kebap güzel, tarih çok iyi, Türkiye büyük ülke, Türkiye’de büyük potansiyel var…’ deyip, bundan ötesini de pek bilmeyen insanlar.

Bu noktada garip olan guruların davranışları değil, bizim davranışlarımız. Bizim toplantı katılımcısı inatla gurulardan Türkiye’nin sorunlarının çözümüne ilişkin öneri istiyor.

‘Sayın Guru, şu bizim trafik problemini nasıl çözeriz? Sayın Guru, sizce bizim şirket satışları nasıl artırır? Sayın Guru, sizce Türkiye AB’ye girsin mi yoksa çevresinde mi dolaşsın?’

Bu tip soruların karşısında, gurular genellikle söze; ‘Benim Türkiye hakkında derinlemesine bilgim yok ama’ diye başlar. Sonrada sorunun niteliğine göre, genel görüşlerinin paralelinde bazı şeyler söyler.

Bu kez öyle olmamış, Japon Stratejist Kenichi Ohmae 13’üncü İstanbul Kalite Kongresi’nde kendiliğinden söylemiş: ‘Türkiye 21’inci Yüzyıl’da umut veren ülkelerden. Bu nedenle AB’ye katılmayın, AB Türkiye’nin rekabet avantajının önünde engel.’

Geçmişte, ABD’li bilim insanları, gurular, işadamlarından duyduğumuz sözleri bu kez bir Japon’dan duyuyoruz.

‘AB’yi boşverin işinize bakın’ mealinden sözler çok söylendi. Bu tip düşüncelerin ABD kaynaklı olmasına şaşırmıyordum. Ancak bir Japon’dan bunu duymak ilginç. Sanırım Sayın Ohmae, bizi Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan gibi muazzam doğal kaynakları ve milyara ulaşan nüfusa ya da etki alanına sahip ülkelerle karıştırdı.

Gurunun vizyon sunanı, dünyayı anlatanı, genel fikir vereni zevkle dinleniyor. Gurular Türkiye hakkında konuşmaya başladıklarında ise aynı performans yakalanamıyor.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir